Beni hatırla
 
Kaldığımız otel, pistin 11-12. virajları öncesinde, sola kıvrılan düzlüğe bakıyor. Yani yürüyerek piste gitme şansımız var ki, bu da gerçekten büyük bir nimet. Tabii Monako´da aynı şeyi yapabilirsiniz, odaya gecelik 700-800 Euro verdikten sonra.

Otelde Williams takımı kalıyor, kahvaltıda sadece muhabbetlerini dinlerken bile bir şeyler kapabilirsiniz. Tabii sabah sabah karşınıza Patrick Head´in çıkma ihtimali var. Senna´nın kazasından sonra takındığı tavırdan ötürü, pek sevmem kendilerini...

Perşembe ve Cuma günü, padoktaki herkesin yüzü gülüyordu neredeyse. Sanki yaz tatilinden sonra okula dönülüp arkadaşların görülmesi gibi.. Herkes birbirine merhaba deyip, iki çift laf ediyordu.

Perşembe günü yapılan itirazlar, Cuma geceyarısını geçtikten sonra karara bağlandı. Ferrari, Renault ve Red Bull temyize gidecek. Buna karşın büyük bir gerginlik yok padokta. 2006´da Monako, Macaristan, İtalya gibi yarışlarda gerginliği her adımda hissedebiliyordunuz. Sezon başı iyimserliğinin de etkisi olabilir bu durumda. Bilirsiniz işte, herkes geçen yılki hatalardan ders almıştır, otomobili geliştirmiştir, bu yıl onların yılı olacaktır, galibiyetler için savaşacaktır vs vs..

Avustralya´da gerçekten seyirci organizasyonu harika. Pist şehrin ortasında çok bilinen bir parkta yer aldığı için ulaşım çok kolay. 9 giriş kapısının her birine tramvayla ulaşmak mümkün. İçeride seyirciyi eğlendirecek çok sayıda aktivite var. Bölge bölge alışveriş, yeme-içme ve eğlence alanları kurulmuş. Aralarda ufak gruplar konserler veriyor, dansçı kızlar dans ediyor, rc yarışları yapılıyor, ufaklıklar karting yapıyor, lunaparklarda göreceğiniz türden eğlenceli araçlar kullanılıyor, yarış otomobilleri ve spor otomobillerden oluşan açık hava sergileri geziliyor vs.

Kısacası seyircinin sıkılmadan ailece tüm günü geçirmesini sağlayacak her şey düşünülmüş. Keşke bizde de buna benzer imkanlar olsa... Seyirciler ve şehrin ilgisi de harika. Taksi şöförleri bile sıralama ve yarışın saatini biliyor. F1 aktivitesi olmayan perşembe günü pistte hatırı sayılır bir seyirci kitlesi vardı. Bu arada V8 Supercar´´ların sesinin de muhteşem olduğunu belirteyim.

Bunun dışında Avustralyalı görevliler de, son derece güleryüzlü ve ilgili. Bir şey sorduğunuzda bilmeseler dahi, 10 tane yere telefon açıp istediğiniz şeyi öğreniyorlar mutlaka. Kapılarda bekleyen güvenlik görevlileri bile gülüp, gelen geçene hatır soruyor.

Cuma günü anlatım odasının kurulumuyla uğraşıldığı için (bildiğinizi gibi son dakikada gitme kararı alınmıştı) istediğim kadar dikkatli takip edemedim antrenmanları. Ancak FP2´´de ilk 7´de 6 otomobilin itiraz edilen otomobiller olması dikkat çekici. Ama 2009 sezonunda piste çıkan ilk otomobiller, Force India pilotları oldu.

Bir de yarışın ve sıralama turlarının akşamüstü yapılması, gerçekten takımları zorlayacak. Cuma günü hava rüzgarlıydı ve saat 17:00´de hem hava oldukça serinledi (17 dereceye kadar düştü), hem de pist üstündeki ağaçların gölgeleri iyice uzadı. Lastik ısıtma ve tutunma sorunları yarışa damgasını vurabilir. Özellikle de muhtemel güvenlik aracı periyodlarının ardından.

Keyifli bir heyecan duyuyorum şu anda. 5 ay sonra yeniden yarış anlatacak olmak, yerinden anlatmak, F1´deki yeni çağın başlangıcına tanık olmak, çalıştığım 5. TV kanalındaki ilk yayınım gibi faktörler, tatlı bir gerilim yaratıyor. Ama merak etmeyin, dersime iyi çalıştım. Sadece şu anda bu yazıyı okuyanların değil, herkesin beğeneceği bir yayın çıkarabilirim umarım. Sonuçta TRT1 ile F1 çok daha fazla insana ulaşacak Türkiye´de.

Bu arada uzun zamandır foruma ve gelen maillere cevap yazamadığımın farkındayım. İlk boş günde, tüm bu eksikleri gidereceğim. Sabah sabah (burada saat 10:30) bu kadar gevezelik yeter. Piste gidip işimize bakalım.

Herkese iyi seyirler..
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport