Pazar sabahı yola yaklaşık yarım saat geç çıkınca, ciddi bir trafiğin ortasında kaldık. Yarışa dört kala pite vardığmızda, tüm otoparkların dolduğunu gördük. Cuma 65.000, Cumartesi 105.000 kişi geldiğini söyleyen organizatörler, Pazar günü de yaklaşık 120.000 kişi bekliyordu. Yarış sırasında tribünlerin dolu olduğunu görünce de, toplamda 300.000 kişiye yaklaşıldığını gördük ki, bu da sezonun rekoru oldu. Gerçi diğer ülkeleri İngiltere ile karşılaştırmak biraz haksızlık olsa da, yine de ortada ekonomik krize rağmen çok büyük bir başarı var ortada.
Sabahtan yine Red Bull´´a gidip, benzin ikmal sistemini çektik ve anlattık. Bu çekim sırasında takım yandaki Webber´´in motorunu çalıştırdı. Yanında çalışan bir F1 motoru varken garajda bulunmak muazzam bir şey. Herkes kulakları tıkıyor tabii ama, ben çok delikanlı olduğum için açık kulak tadını çıkarıyorum ortamın. Kesin 50 yaşına gelince işitme kaybı yaşayacağım.
Her hafta bir teknik bölüm yayınlanacak bu şekilde, muhtemelen Limit Yok´´un içinde. Seyircilerin otomobiller ve teknikle ilgili daha fazla şey istediğini bildiğimiz için, bu tür şeyler çekmee çalışacağız sezon sonuna kadar.
Yarışa gelirsek, aslında Cuma günü yazacaktım siteye Red Bull 1-2 olur diye, ama o kadar iddialı konuşmak istemedim. Vettel´´in benzin düzeltmesinin ardından sıralama turu farkı 0.6 saniyeden fazlaydı. Havanın soğuk olması, Brawn´´ın asla istemediği bir şeydi ve bir türlü lastik ısıtamadılar. Vettel startı kazandığı anda, Webber´´in de Rubens´´in arkasına takıldığı düşünüldüğünde, aslında yarışı kazanmış oldu. İlk bölümde açtığı farkın onu yarış sonuna kadar taşıyacağını söyledim ve aynen de öyle oldu.
Arka tarafta Hamilton´´ın Renault´´lar ile kapışması, Hedifeld´´in Alonso´´ya yaptığı savunmalar gerçekten keyifliydi. Massa ve Button´´ın strateji ile yukarıya çıkmasını izledik. Rosberg ve Fsichella´´da günün en başarılı pilotları arasındaydı.
Yayınım genelde iyi geçti. Zaten tek reklam vardı, onu da iyi bir yerde girdik. Cumartesi günü uzun uzun anlattığım için tekrar FIA-FOTA çekişmesine dalmak yerine, yarışın rutine girdiği son turlarda eski yarışlardan bahsettim. Çevirilerim genelde iyiydi. Ama Mark Webber çeviri konusunda beni en çok zorlayan adam. Çok çok hızlı konuşuyor, dediklerini anlasam bile kendim o hızda konuşup çeviremiyorum. Bir de bazen, cins cins deyimler kullanıyor, sinir ediyor beni...
Yarıştan sonra çok değişik bir durum oluştu. McLaren´´in aero departmanında çalışan Enes ve Williams´´ın aero departmanında çalışan Mustafa adlı iki Türk arkadaşla tanıştık. Yakaşık üç saatlik bir yolculuğun ardından, birlikte oturup yemek yedik. Tabi ki bütün muhabbet F1 üzerineydi. Bu arkadaşlarla F1 Racing´´de röportaj yapıp, nasıl buralara ulaştıklarını anlattıracağız sizlere...
Yarış raporu çeşitli sebeplerden dolayı ilk defa bu kadar geç girdi, ama idare edin bu seferlik artık...
Bu yazıyı paylaş:
|