Beni hatırla
 
Suzuka’nın ilk günü biraz sönük geçti. Ama ben her zaman olduğu gibi, önce buraya kadar yaşananlardan bahsedeyim. Singapur’dan Salı sabahı yola çıktık, ama büyük bir hatayla güzergahımız Singapur-Pekin-Nagoya şeklinde ve Air China ile seçilmiş. Gece yarısı havaalanına indiğimizde bir bavulumuzun kayıp, bir tanesinin maket bıçağı gibi bir şeyle alttan kesilmiş ve üstüne çıkıp zıplasanız kırılmayacak olan montaj setinin kasasının alttan açılmış olduğunu görünce şoke olduk.

Japonlar ile ilk tecrübemiz de, bu bavullar için şikayet doldurmak oldu. Üç bavul için tam iki saat uğraştık. Bu arada kayıp bavulun gelmeme nedeni muhteşem: bavul, diğerlerine çok benzediği için uçağa yüklenmemiş. İyi de o zaman neden üstüne 50 tane etiket takılıyor öyle değil mi? Ama kendi ayağınla gidip Çin’e, Çin hava yollarına bulaşırsan böyle olur. Bu işle hala uğraşıyoruz, umarız Pazartesi günü giderken çözülecek. Neyse ki kayıp bavul ertesi gün geldi.

Japonya’daki ilk keşiflerden birisi, dünyanın en pahalı ülkesinde olduğumuzdu. Şimdi yazacağım rakamlarda kesinlikle bir abartma yok: taksiler 7 Amerikan dolarından açılıyor ve kilometrede tam 4 dolar yazıyor. Bostancı’dan Kadıköy’e gitseniz 50 dolar vereceksiniz yani. Meyve sebze fiyatları çılgınca. Elma tek tek satılıyor ve tanesi 1.2 dolar. Muzun tanesi de 1.3 dolar falan. Yumurta alır gibi tek tek elma aılıyorsunuz.

Ayrıca prosedürlere sonuna kadar bağlı olan Japon kardeşlerimizin çıldırtan kuralları yüzünden, Japonya’ya gelen bir Türk ne yerel cep telefonu alabiliyor, ne de araba kiralayabiliyor. Kontörlü hat almanız için Japon vatandaşı olmanız lazım. Bizim telefonlar zaten buradaki şebekeye uymuyor. Yani hattı alabilseniz bile, Japonya’dan başka hiçbir yerde çalışmayacak bir de cep telefonu almanız lazım. Tek şansınız telefon kiralamak, ama telefonların menüleri sadece Japonca.

Benzer şekilde dünyanın her yerinde geçen Türk ehliyeti, burada kabul edilmiyor. Yani İngiliz, Alman, İtalyan, Fransızlar salak, bunlar akıllı. Bir de tüm bunlara, neredeyse hiç kimsenin İngilizce konuşmamasını ekleyince, ortaya tam çıldırmalık bir durum çıkıyor.
Cep telefonu dükkanına girip hat istemek için sim kartı gösteriyorsun, elemanlar nükleer füzyon veya makro ekonomiyle ilgili bir soru sormuşun gibi afallayıp kalıyorlar. Kaldığımız yer Suzuka’ya yakın bir kasabadaki 3 yıldızlı otel ve otelde İngilizce konuşabilen bir kişi var sadece. Telefon ve araba alamayacağımızı keşfetmemiz ise tam 8 saatimizi aldı.

Tüm bunların ardından, daha başlamadan Japonya’dan soğudum. Bu iletişim sorunuyla, bu yaklaşımla, dünyadaki bu kadar teknolojiyi Japonlar bulmuş olamaz. Gerçi biz bir kasabada kalıyoruz, eminim Tokyo, Osaka ya da Nagoya gibi şehirlerde durum daha iyidir. Ama gördüğüm şu, bir Japona bir sorundan bahsettiğinde adam parçalıyor kendisini yardım etmek için, ama genelde hiçbir şey yapamıyorlar. Bir şey bir yerde yazıyorsa, bir gram bile esnetme yapmıyorlar.

Türkiye ile aramızda 6 saat var. Bu arada 10 gündür Uzakdoğu’da olunca, o meşhur çubuklarla pilav bile yiyebilecek seviyeye geldim. Umarım geri döndüğümde gözlerim çekilmemiş olur.

Neyse bu yazı da iyice seyahat günlüğü gibi oldu, ama içimdekileri dökmem lazımdı. Tokyo’yu görmedim, ama bu fiyatlar ve yaklaşımla, kendi isteğiyle Japonya’yı gezmeye gelenin aklına şaşarım desem yalan olmaz.

Gelelim Suzuka’ya. Pist, tesis olarak kesinlikle muhteşem. Verilen üç yıllık arada yeni pit garajları, yarış kontrol ve medya merkezi, yeni padok, yeni tüneller, yeni tribünler yaratmışlar. Yani yolun kendisi hariç her şeyi yenilemişler. Gazetecilerin söylediğine göre, eski hali çok daha sefilmiş. Yayında sadece dönmedolabı gördüğümüz eğlence parkı devasa boyutlarda. Bir yetişkin olarak bile, binebileceğiniz bir sürü şey var. Otobüsler dolusu çocuk geliyor her gün park kısmına.

Alışveriş alanı da, şu ana kadar gördüklerimin en iyisi. Bazı pistlerin 2-3 katı kadar sayıda stand var. Hele bir Suzuka dükkanları var ki, inanamazsınız. Tuvalet fırçasından anahtarlığa, kürdandan, kurabiyeye, patates cipsinden vazoya, el havlusundan çorba kasesine kadar her şeyin ama her şeyin Suzuka versiyonunu yapmışlar. Bir sürü Suzuka şeklinde çikolata, şeker var. Üşenmeden pist şeklinde çikolata yapmışlar yahu.

Bir de Brezilya’da bile görmediğim bir Senna standı var. İçinde yok yok, üstadın 1990’da şampiyon olduğu McLaren MP4-5B’nin 1:1 replikası dahi var. Muhtemelen Pazar günü, cebimde kalan tüm parayı orada bitireceğim. Anlatım odamız da, tek kelimeyle muhteşem. Resmen otel odamdan büyük, hayatımda gördüğüm en büyük oda ve yan duvarların üçte biri de cam olduğu için tüm pit yolu görülebiliyor.

Japon seyirciler inanılmaz tutkulu. Dünkü imza gününde, binlerce seyirci vardı. Çok milliyetçi olduklarını anladım; çünkü Nakajima’nın imza seansında Hamilton’ın 3 katı insan vardı neredeyse.

Antrenmanlardan fazla bahsedemeyeceğim, çünkü doğru dürüst antrenman yapılmadı. Yağmurdan dolayı ikinci antrenmanda, ilk bir saat bir tane bile zaman turu atılmadı. Açıktaki seyirciler de boşu boşuna ıslanmış oldular. Ama hava tahminlerinde sıralama turları ve yarış için zemin kuru olacak deniyor.

Bu kadar uzun yazı yeter, yayına kadar daha çalışmam gereken çok şey var. Türkiye saatiyle 08:00’de görüşürüz….
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport