Beni hatırla
 
Ben verilen bu cezanın haksız mı, haklı mı olduğu konusunda girmeyeceğim. Şu anda okuduğunuz satırları da, 22 Eylül’de görülecek olan temyiz duruşmasından önce yazıyorum. Yani anlatacaklarım, sonuca bağlı olan şeyler değil.

Her neyse… Belçika Grand Prix’inin son turlarını bir daha hatırlayın. Yağmur başlamadan önce ikinci sıradaki şampiyona lideri Lewis Hamilton, Spa’da yapılan son üç yarışı kazanan, şampiyonaya geri dönmeye çalışan 2007 dünya şampiyonu Kimi Raikkonen ile arayı kapatıyor. Sonra yağmur bastırıyor, pist kayganlaşıyor ve bu iki, çok iyi pilot yıllardır görmediğimiz büyüklükte bir düelloya tutuşuyorlar. Son üç turda nefesler tutuluyor, ikisi birden üçer kere pist dışına çıkıyorlar ve sonuçta Hamilton damalı bayrağı ilk sırada görürken, Raikkonen duvara çarparak yarışa veda ediyor. Bu sırada galibiyet çekişmesinin dışında kalan Felipe Massa, son yıllarda gördüğümüz en yavaş turlardan birisini atıyor (Massa’nın son tur zamanı, kuru zemin lastikli Hamilton’dan 9, yağmur lastikli Heidfeld’den tam 44 saniye daha yavaş). Yarış bitiyor, herkes heyecanlı bir final ve iki çok iyi pilotun galibiyet için destansı bir çekişmesini izlemenin keyfiyle televizyonu kapatıyor.

Ancak, o da ne? Yaklaşık iki saat sonra, komiserler Hamilton’a 25 saniye cezasını vererek, klasmanı, podyumu, iki şampiyonanın puan durumunu baştan aşağı değiştiriyorlar. Galibiyet için hiçbir şey yapmayan Massa, öndeki ikilinin çekişmesi ve verilen ceza sayesinde, hiç beklemediği bir 10 puana kavuşuyor.

Ceza kime verildiyse verilsin, bence bu işte bir terslik var. Bir spor müsabakasının sonucu, mücadelenin bitiminden iki saat sonra; seyirciler eve dönüp, TV izleyicileri akşam haberlerini seyrederken, masa başında verilen bir cezayla değiştirilmemeli.

Bu sözlerimden, McLaren’i tuttuğum sonucunu çıkarmayın lütfen. Benzer bir ceza Ferrari’ye verilseydi de, aynı şeyleri yazardım. Ceza nasıl olursa olsun, hangi pilota verilirse verilsin, bu F1’in imajı açısından kötü bir şey. Pist üstündeki mücadelenin pist üstünde bitmemesini, seyircilere anlatmak gerçekten zor.

F1’in ceza sisteminde, temelde bir yanlışlık var. Her yarışta, üç farklı ülkeden üç farklı komiser atanıyor ve bu üç komiser, muhtemelen hayatlarında ilk defa birlikte görev yaptıkları bir yarışta; yüz milyonlarca seyircinin izlediği, milyar dolarların harcandığı bir sporda, bazen çok garipleşebilen durumları yorumlayarak, doğruyu bulmaya çalışıyorlar. Ancak bu görevliler, profesyonel değiller. Zengin bir motorsporlrı geçmişine sahip olsalar da, görevlerini fahri olarak yürütüyorlar.

F1’de komiser olmak, gerçekten büyük bir onur. Umarım, ben de bir gün bu onuru yaşarım. Ancak, 18 yarışın tamamında, sürekli değişen üç kişiyle, subjektif konularda istikrarlı bir karar verilmesini beklemek, hayalcilik oluyor maalesef. Örneğin Belçika’da, cezayı veren komiserlerden birisi, FIA’da Kenya’yı temsil eden bir Tanzanyalı. Kesinlikle, bu ülkeleri küçük görmek gibi bir amacım yok. Ama Tanzanya ve uluslar arası motorsporları kavramlarının, daha önce bir araya geldiğini duymadım hiç.

Valencia’da Massa’nın para cezası aldığı pit-stop çıkışı için, GP2’de pitten geçme cezası verildi mesela. Aynı hafta sonu, çok benzer kuralları olan iki yarış, aynı ihlal, ama iki farklı karar. Veya Belçika’daki olay, örneğin Coulthard ile Button arasında yaşansaydı, muhtemelen incelenmeyecekti bile. Maalesef, zaman zaman olaya karışan pilot ve takımlara göre, ısmarlama olarak verilebiliyor cezalar.

Son iki sene, sabit bir Komiserler Kurulu Başkanı kullanan FIA, bir nebze olsun istikrarın yakalanmasını sağlamıştı. Ama bu sistem, her ne hikmetse bu sene rafa kaldırıldı. Bir de, bu yıldan itibaren Komiserler Kurulu danışmanı olarak görev yapan, Max Mosley’in temsilcisi Alan Donnely var. Donnely’nin kararlarda oy hakkı olmasa da, toplantılara katılması, Mosley’in spora müdahale ettiği, komiserlerin kritik huuslarda Başkan’ın istediği kararları alacağı söylentilerini artırdı.

Bu kadar şikayet ettik, bir de çözüm önerelim bari. Bence çözüm, Yarış Kontrol’ün içinde… 30 küsur senedir F1’de bulunan, otomobil hazırlayıp teknik kontrolden geçiren, Brabham ile dünya şampiyonluğuna ulaşan, toplamda birlikte 1000 GP’ye katılan, zafer-trajedi-iyi-kötü her şeye tanıklık etmiş olan Charlie Whiting ve Herbie Blash’in söz ve görüşleri, biraz daha fazla dinlenirse, işler daha düzgün yürür bence. Siz hiç 500 küsur GP görmüş olan bir komiser duydunuz mu? Ben duymadım.

Şampiyonu yağmur mu belirleyecek?

Yağmurda F1 otomobili kullanmak, her zaman büyük bir ustalık ister. Özellikle değişken havalarda, önce kuru sonra ıslak veya tam tersi şekilde geçen yarışlarda; pilotaj, içgüdüler, doğru karar verip lastik değiştirmek veya değiştirmemek yarışın bütün gidişatını değiştirebilir.
Bu sene yağmur altında yapılan Monako, İngiltere, Belçika ve İtalya yarışlarında çok farklı sonuçlara, ilginç podyumlara tanıklık ettik. Kalan dört yarış, Singapur, Japonya, Çin ve Brezilya’da yağmur yağma ihtimali var fazlasıyla. Dolayısıyla, belki de dünya şampiyonunu, yağmur belirleyecek. Peki size bir soru: ıslak zeminde yapılan bir yarışta, paranızı Hamilton’a mı, yoksa Massa’yı yatırırsınız? Benim tercihim Hamilton olurdu. Sezonun son virajları dönülürken, bir şekilde yağmurun etkilediği yarışların sayısı artarsa, Hamilton’ın şampiyonluk şansının artacağını düşünüyorum!

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport