Beni hatırla
 
Umarım, bundan sonra F1 var olduğu sürece, dergimizde bizimle birlikte olur…

Şansa bakın. 10. sezonuna giren ve bu süre içinde, maalesef iki kez kapanmak durumunda kalan F1 Racing, 100. sayısıyla hayata yeniden dönüyor. Dergiyi eskiden beri takip edenler hatırlayacaktır; 2001 sezonunun sonuna doğru dergi, yaklaşık altı aylık bir kesintiye uğramıştı. Bu kez de, yine altı aylık bir tatilden sonra, yeniden beraberiz.

Tatil dediğime bakmayın. Dergi için çalışan, profesyonellik bir yana dergiyi gerçekten manevi anlamda sahiplenmiş olan birkaç kişi, bu aylarda, dergiyi hayata döndürebilmek için çok uğraştı. Tabii ki bu kişilerin başında, yeniden geminin dümenine geçen sevgili Murat Yığcı’yı saymalıyım. Doğal olarak, ben de elimden gelen her şeyi yapmaya çalıştım yeniden F1 Racing’i canlandırmak için. Bu konuda, bir devlet televizyonu olmasına karşın, birinci kanalında F1’e hafta sonu tam altı saat ayırmaya başlayan TRT’nin katkısını unutmadan geçmemeliyiz. İlk günden bu yana, hem Formula 1’e beklenenden çok daha büyük bir önem verdiler; hem de derginin yeniden çıkarılması fikrine çok sıcak baktılar.

Bu derginin biz F1-severler için anlamının ne kadar büyük olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. 2000 sezonunda, daha Türkiye GP’si ufukta bile gözükmüyorken yayına başlayan, her ay hepimize yeni bir şeyler öğreten, çoğu zaman birkaç saat içinde okunup bitirilse de, dönüp dönüp yeniden bakılan, itinayla saklanıp arşivi yapılan bir dergiden bahsediyoruz.

Dergiler, genellikle bazı özel konuların üzerine yoğunlaştıkları için, hobisi olan, bu konularda meraklı olan kişiler tarafından takip edilir. Bu açıdan bakıldığında, F1 Racing ile okuyucuları arasında bir duygusal bağın oluştuğunu gayet iyi biliyorum. O kadar çok e-posta geldi ki, derginin kapanmasından dolayı üzüntü duyan, serzenişte bulunan, ‘Yeniden çıkaralım’ diyen… Dileyelim, bu ikinci yeniden doğuşumuz son olsun ve F1 devam ettiği sürece, dergimiz de devam etsin.

Tabii bunu demişken, son günlerde F1 dünyasında yaşanan politik gerilimden ve şampiyonanın üstüne düşen kara bulutlardan bahsetmek gerekecek. Daha önceki yıllarda da, zaman zaman otomobil üreticilerinin F1’den çekilebileceği konuşuluyordu. Ama ilk defa durum, bu kadar ciddi bir hal aldı. FIA ile takımların zıtlaşmasında, ilk defa bu kadar keskin kutuplar oluştu. Ve ilk defa takımlar, yazılı olarak ‘2010 kuralları değişmezse’ şampiyonadan çekileceklerini açıkladılar. Bütçe limiti kuralından uzun uzun bahsetmeyeceğim, bu hikayenin detaylarını artık herkes biliyor.

Otomotiv üreticileri F1’de hakimiyeti ele geçirdiğinden bu yana, aslında bu tür bir endişe her zaman var oldu. Bu üreticiler, eskiden ‘gerçek işi yarışmak olan’ yarış takımlarına sadece motor desteği sağlardı. Dolayısıyla bir motor üreticisi bir şekilde spordan çekilince, yerine yenisi bulunuyordu. Ancak son on yılda işler çok değişti. 1999’un herhangi bir yarışının sonucuna bakın. Otomobil üreticisi olarak sadece Ferrari’yi göreceksiniz. Üreticiler, birer birer ve yavaş yavaş takımları satın alarak sporun hakimi konumuna geldiler.

Bir gün spora olan ilgileri bittiğinde, daha etkili bir tanıtım yolu bulduklarında, ekonomik anlamda sıkıntı yaşadıklarında, yeteri kadar başarı elde ettiklerinde veya tam tersine çok başarısız olduklarında, birer birer spordan ayrılabileceklerinden her zaman korkuluyordu.

Şu anki tartışmanın görünen sebebi, yeni kurallar ve bütçe limiti olsa da, asıl sebep çok farklı. Üreticiler, sporun yönetim şeklinden memnun değiller. Hem daha fazla güç ve daha fazla söz hakkı, hem de sporun yarattığı gelirlerden daha fazla pay istiyorlar. Ancak ipler hala, sportif anlamda Max Mosley’in, ticari anlamdaysa Bernie Ecclestone’un elinde. Bu da, kendilerini sporun temel taşı olarak gören üreticileri fazlasıyla rahatsız ediyor.

On takımın bir araya gelip FOTA’yı kurma sebebi de buydu aslında. FIA ve FOM’a karşı daha kuvvetli bir birlik kurabilmek. Çünkü rekabetin getirdiği çekişmeler yüzünden takımlar, birbirlerine karşı da cephe alıp, tek başına hareket etmeye başladıklarında, eninde sonunda Bay E’nin istediği şartları kabul etmek durumunda kalıyorlar. Ancak bu bütçe limiti kuralı ve 29 Mayıs’ta kapanan kayıtlar yüzünden, FOTA’nın birliği de bozulabilir.

F1 otomobil üreticileri için harika bir pazarlama aracı olsa da, bir zorunluluk değil. Formula 1’inse, spora hem saygınlık kazandırdığı, hem de ciddi paralar getirdiği için otomobil üreticilerine ihtiyacı var. Yani bu keskin kutuplaşmaya karşın, iki tarafın da birbirine ihtiyacı var. Umarım, sonunda sağduyu galip gelir ve biz uzlaşma noktasının bulunmasıyla, sporun, en azından kısa vadedeki geleceği garanti altına alınır.

Aksi takdirde, Ferrari’nin, McLaren’in, Renault’nun, Raikkonen’in, Alonso’nun, Hamilton’ın olmadığı, GP2’den yeni yükselen takımlarla dolu, yıldızsız bir F1’i seyretmek zorunda kalabiliriz. Tabii o şampiyonaya, hala F1 diyebilirseniz…
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport