Beni hatırla
 
Aslında bu sözün ardında büyük bir mantık var; sonuçta her takımda tamamen birbirinin yanı ekipmanla yarışan iki pilot var ve özellikle işler kötü gittiğinde, pilotların en büyük karşılaştırma kriteri takım arkadaşı haline geliyor. Zaman zaman bu karşılaştırmalar, en son Sebastien Bourdais örneğinde olduğu gibi, pilotların kaderlerini belirleyebilecek hale dahi geliyor. Otomobil, podyum ya da puan alamayacak kadar kötü olduğunda da, grid pozisyonu değerlendirme kriteri olarak ortaya çıkıyor.

Modern Formula 1 olarak adlandırabileceğimiz 1980’lerden sonraki döneme baktığımızda, takım içi savaşların, bazı sezonlara damgasını vurduğunu, şampiyonlukların kaderini değiştirdiğini görüyoruz. 1981’de pilotlarına eşit şartlar tanıyıp şampiyonluk için yarışmalarına izin veren Williams takımı, Reutemann ve Jones’un yerine Brabham’dan Piquet’nin şampiyonluğunu izlemek zorunda kaldı. 1982’de Imola’da Ferrari’nin verdiği takım emrine uymayan Pironi ile Villeneuve’ün arasının bozulması, belki de Gilles Villeneuve’ün Belçika’da hayatını kaybetmesine neden oldu. 1984’te McLaren’de Prost ile Lauda öyle bir çekişmeye girdiler ki, sezon sadece yarım puan farkla bitti ve ipi Lauda göğüsledi. 1986’da yine Williams’da son yarışa kadar şampiyonluk için savaşarak birbirlerinden puan çalan Piquet ile Mansell, bir anlamda şampiyonluğun Prost’a gitmesine neden oldu.

Herhalde takım içi savaşların en büyüğünü 1988 ve 89’da iki efsane isim Senna ve Prost yaşadılar. Bu mücadele, karşılıklı atışmalar ve psikolojik savaş boyutundan çıkıp pist üstü çarpışmalarına dönüştü ve sonunda iki pilot da birer şampiyonluk aldıktan sonra, Prost Ferrari’nin yolunu tuttu. 1996’da Williams’ın iki pilotu Hill ve Villeneuve şampiyonluk için son yarışa kadar savaştığında, Williams takımı tüm ekibi ve garajı ikiye bölmüştü. Bu iki ekip, birbirinden tamamen bağımsız olarak çalışıyordu.

Şampiyonluğu etkileyen son takım içi mücadelesi hepinizin hatırladığı 2007 sezonunda yaşandı. Alonso ile Hamilton’ın giriştiği çekişme, pist üstünden FIA’nın temyiz mahkemelerine kadar taştı ve sezonu aynı puanda bitiren iki pilot, Raikkonen’in şampiyonluğunu izlemek zorunda kaldı.

Takım içindeki çekişme iyidir: çünkü iki pilotun birbirini zorlamasıyla, her ikisi de maksimum performansı vermek durumunda kalır, takımın otomobili daha geniş bir pencerede çalıştırabilecek şekilde geliştirmesi mümkün olur ve sürekli olarak iki pilot da takıma puan getirebilir.

Takım içindeki çekişme kötüdür: çünkü zaman zaman egolar devreye girer, garajın iki tarafı arasında psikolojik bir savaş başlar ve iki pilot birbirlerinden puan çalarken başka bir takımdan başka bir pilot kolayca şampiyonluğa ulaşabilir (yukarıdaki örneklerde olduğu gibi).

Genelde aynı takımdan iki pilotun çekişmesi, takımlar şampiyonası için iyi, pilotlar şampiyonası içinse kötü bir şeydir. Büyük bir pilotun üstüne odaklanmak ve tam anlamıyla onun üstünde kenetlenmenin, artı ve eksilerini Schumacher-Ferrari döneminde gayet net bir şekilde gördük.

Senna ve Schumacher gibi efsane pilotların, kendi kalibrelerine yakın pilotlarla takım arkadaşı olmayı reddettikleri de bir gerçektir. İsterseniz bu iki devin tam sezon yarıştıkları takım arkadaşlarına bir göz atalım. Senna: Cecotto, Johansson, De Angelis, Dumfries, Nakajima, Prost (McLaren’e geldiğinde Prost çifte şampiyondu), Berger, Andretti, Hakkinen (o zaman çok genç) ve Hill.. Schumacher: Brundle, Patrese, Verstappen, Lehto, Herbert, Irvine, Barrichello ve Massa…

Gelmek istediğim nokta şu; acaba Red Bull’daki Vettel-Webber çekişmesi, bu ikilinin eşit şartlarda yarışmaya devam etmesi, şampiyonluğu nasıl şekillendirecek? Sezon başından beri Vettel özellikle sıralama turlarında daha hızlı olsa da (durum: 7-2), Webber daha istikrarlı bir performans ortaya koydu (podyumlar: 5-5). Şu anda aralarında sadece 1.5 puan bulunan bu ikiliden birini seçip şampiyonluk için ona tam destek vermek imkansız. Eminim bu duruma en çok Jenson Button seviniyordur. Belki de, 2007’deki Alonso ve Hamilton’a karşı Raikkonen durumununun, Vettel ve Webber’e karşı Button versiyonunu izleyebiliriz Abu Dabi’de.

Brawn GP’de, Barrichello kabul etmek istemese de ibre Button’a dönmüş durumda. İspanya’da yarış içindeki taktik değişikliği, Almanya’da Rubens’in yaşadığı esrarengiz benzin pompası sorunu ve devamında Button’ın son pit-stopunu sonradan yapması herhalde durumu özetliyor.

Ferrari’de, Alonso’nun adının Massa değil de, Raikkonen’in yerine geçmesine şaşmamak lazım. Kimi 2007’de şampiyonluğa ulaşmış olsa da, sıralama turları, pole pozisyonu, yarış galibiyeti, toplam puan gibi kategorilerde Massa daha üstün ve istikrarlı.

McLaren’de Hamilton’ın, Renault’da ise Alonso’nun takım arkadaşlarına her alanda büyük üstünlük sağladıklarını görüyoruz. Bu iki şampiyon pilotun da, otomobillerdeki güncellemeleri önce almalarına şaşmamak lazım. Aynı durum Williams’daki Rosberg için de geçerli. Alman pilot, Nakajima’yı ezip geçmiş durumda.

BMW’de istatistik anlamında Kubica ve Heidfeld birbirine çok yakın, ama Kubica daha iyi bir pilot olarak kabul ediliyor. Toyota’da Trulli’nin Glock’a üstünlük kurduğun görüyoruz. Force India’da henüz puan kaydedilememiş olsa da, gençliği ve zaman zaman gösterdiği parlak performansla Sutil ön plana çıkıyor. Toro Rosso’da ise çaylak Buemi’nin tecrübeli Bourdais’ye üstünlük kurması, Fransız pilotun koltuğunu kaybetmesine neden oldu.

Acaba siz ne düşünüyorsunuz? Diğer otomobili kullanan adam birlikte çalışılacak bir partner mi, yoksa pistte geçilmesi gereken ilk rakip mi? Takım arkadaşı mı, yoksa kapımdaki düşman mı?
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport