Beni hatırla
 
Peki ama neden? Tamamen planlara uygun olarak, gelişme ve makul başarılarla dolu geçen üç sezonun ardından, sadece bir sezonluk düşüş nasıl oldu da BMW sportif geçmişi çok zengin olan bir devin spordan çekilmesine sebep oldu? Tek sorun, yaşanan ekonomik kriz mi acaba? Firma nasıl oldu da yeni teknolojiler geliştirme bahanesiyle, teknolojinin en kolay geliştirildiği laboratuar olan F1’den vazgeçti?

Aslına bakarsanız, BMW’nin çekilmesinin altında yatan sebepler farklı ve bazı açılardan da Honda’nın ayrılışıyla benzerlikler taşıyor. Ama bence BMW’nin çekilişi Honda’dan daha büyük bir kayıp oldu. 1982-86 arasında turbo motorla F1’de mücadele eden ve Nelson Piquet ile 1983’te F1’de şampiyon olan ilk turbo motoru üreten BMW, on yılı aşkın bir bekleyişin ardından, 2000 sezonunda Williams’a motor sağlayıcı olarak spora geri döndü. Alman firma 2001’de geri dönüşün ardından ilk zafere ulaştı. 2002’de P82 motoru, 19.000 d/dk’ya ulaşan ilk F1 motoru olarak tarihe geçerken, 2003’te BMW motorlu Williams ile Montoya şampiyonluğu sezon sonuna kadar kovalayabildi. Ancak 2004’ten itibaren Williams’ın düşüşü başladı.

BMW, en iyi motoru üretmelerine rağmen otomobilin yetersizliği nedeniyle bir türlü gelmeyen şampiyonluktan dolayı hep Williams’ı suçladı. Tamamen BMW tarafından üretilen bir otomobille yarışları kazanmak isteyen Alman devi, Williams’ı satın almaya çalıştıysa da, hala 60’lardaki garaj takımı felsefesiyle takımını yöneten inatçı ve bağımsız Frank Williams, hiçbir zaman buna yanaşmadı. Gittikçe gerginleşen ortamda, Williams ve BMW iki tarafın da birbirine güvenmediği adeta iki ayrı kampa bölündü. Büyük umutlarla başlayan evlilik altı sezonda kazanılan sadece 10 Grand Prix zaferi ve asla gelmeyen şampiyonluğun ardından 2005’in sonunda ayrılıkla noktalandı.

Kısa sürede sporun en yüksek devir çeviren ve en güçlü motorunu üretmelerine karşın, firmanın şanssızlığı, aynı yılların Ferrari ve Michael Schumacher’in inanılmaz üstünlüğüne sahne oluşuydu. Williams da 2003 hariç Ferrari ile başa çıkabilecek bir otomobil yaratamamıştı.

Firma, F1 operasyonunu yönetme görevini Dr. Mario Theissen’a vermişti. Karmaşık kurullar vasıtasıyla F1 takımını yöneten Toyota ve Honda’nın aksine, tıpkı Renault gibi BMW de takımı tek bir yetkiliye teslim etmişi ve bu doğru bir yöntemdi. Theissen, BMW’yi, 2006 öncesinde Peter Sauber’in İsviçre’de konumlanmış olan takımını satın almaya ikna etti. Sauber’in ilgi çekmesindeki sebeplerden birisi de, belki de sporun en gelişmiş rüzgar tüneline sahip oluşuydu.

Personel sayısı artırıldı, Sauber’in tesisleri geliştirildi ve firma planlı bir geliştirme programına başladı. 2006’yı gelişme, 2007’yi podyuma çıkma, 2008’i yarış kazanma yılı olarak belirlenip, gerçekçi hedefler seçildi. İlk sezonun ortasında Villeneuve’ü gönderen Theissen’in takımı, planlandan bir sene önce podyumu yakaladı. 2007’de Ferrari ve McLaren’in ardından en hızlı 3. otomobil olan BMW, 2008’deyse ilk pole pozisyonu, en hızlı tur ve zaferi elde etti. Hatta Kanada’nın ardından Kubica pilotlar şampiyonasında liderdi.

Belki de BMW’nin F1’deki kaderi bu noktada gelişti. 2009 için yapılan çok büyük yönetmelik değişiklikleri, firmanın şampiyonluğu kazanmayı hedefledikleri 2009’a odaklanmasına neden oldu. Oysa, sezon sonuna kadar otomobili geliştirmeye devam etmeleri halinde, Ferrari ve McLaren’in sayısız hatalar yaptıkları bir ortamda Kubica’nın şampiyonluğu zorlama şansı olabilirdi. Ne demişler: eldeki kuş, daldaki kuştan daha iyidir.
Ancak takım tüm dikkatini 2009’a ve KERS’e çevirdi.

Artan teknik kısıtlamalar, dondurulan motorlar, standart ECU gibi kurallarla gittikçe azaltılan Ar-Ge çalışmalarının ardından, bu durumdan rahatsız olan BMW teknolojisini dünyaya gösterebileceği yeni bir alan bulmuştu: KERS. Gerçekte 2009’daki başarısızlığın en büyük sebeplerinden birisi de KERS’ti. Tıpkı McLaren ve Ferrari gibi, BMW’de KERS için çalışıp, büyük bir zaman, para, efor harcarken, aerodinami değişikliklerini ikinci planda bıraktı ve KERS ile neredeyse hiç ilgilenmeyen takımların gerisinde kaldı.

Ayrıca firmanın geliştirdiği KERS sistemi, beklentilerin gerisinde kaldı. İlk dört yarışın ardından, sistem rafa kaldırıldı. Oysa ki geçen sezonun sonunda, ucu bucağı kaçan geliştirme masrafları sebebiyle takımlar KERS’ten vazgeçmek istediğinde, bu kararı veto eden tek takım BMW idi. Daha da kötüsü, en iyi KERS’i üreten firmaysa, ezeli rakipleri Mercedes olmuştu. Bir bakıma Alman takımı, KERS yüzünden kendi ipini çekmiş oldu.

Aerodinamik anlamda yetersiz olan F1.09, bu seneki 10 yarışta tek bir podyum yakalayabildi ve sadece 8 puan aldı. Ferrari’yi bir kenara koyarsak, F1’deki diğer otomobil üreticileri arasında sportifliğe en çok değer veren marka BMW’dir. Dolayısıyla BMW’nin, sadece Ferrari ile ezeli rakibi Mercedes’in değil, Toyota ve Renault’nun da gerisinde kalması bardağı taşıran son damla oldu.

Ekonomik anlamda zor günlerden geçilen bir ortamda, yeni Concorde Anlaşması’na imza koyulması halinde ne olursa olsun üç yıl daha yarışmak zorunda kalabilecek, KERS projesi başarısızlığa uğrayan, tüm dünyaya şampiyonluk için yarışacaklarını ilan ettikleri sezonda bir 2.lik dahi elde edemeyen, puan tablosunda tüm diğer otomobil üreticilerinin gerisinde kalan bir takımı kapatıp yüz milyonlarca Avroluk bir tasarruf elde etmek, kağıt üstünde BMW yönetim kurulu için doğru bir karar gibi gözüktü. Kendi açılarından haklı olabilirler. Ayrıca 2006’da Sauber’i satın almaya karar veren yönetim kuruluyla, 2009’da çekilme kararı alan yönetim kurulunun tamamen farklı kişilerden oluştuğunu da unutmamak gerekir.

Ancak firmanın sabırsız davrandığı da ortada. Honda, Toyota ve 2006’dan beri Renault’nun gösterdiği sabrı, BMW, ne yazık ki bir sezon bile gösteremedi. Dilerim, Peter Sauber veya bir başkası, bir ‘Brawn’ operasyonuyla takımı 2010’un gridinde tutmayı başarabilir.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport