Beni hatırla
 
Büyük ihtimalle tarihin en uzun süren sıralama turlarını anlattım. Ama önce bugüne kadar olan hikayeden bahsedeyim.

Öncelikle fark ettiğiniz gibi Cuma gününe dair bir özet yazmadım, çünkü tüm Cuma günüm havada geçti. TOSFED’deki çok yoğun iş programım ve artık uçaklarda, havaalanında aktarma yapmaktan bıktığım için, Cuma günü yola çıktım. Ekibin geri kalanı Münih üstünden Lufthansa ile aktarmalı olarak Çarşamba günü yola çıktı ve tabii ki bir gün sonra Perşembe varabildiler.

Bütün sene uçtuğum için şunu rahatlıkla söyleyebilirim; eğer imkanınız varsa gideceğiniz yere kesinlikle THY ile uçun. İnanın bunun milliyetçilikle vs alakası yok, THY hakikaten en iyi hizmet veren şirketlerin başında geliyor. Adamlar bu sene İstanbul Sao - Paolo direk uçuşunu başlattılar sırf bizi düşünüp.

Neyse Cuma sabahı Türkiye saatiyle 09:45 uçağına binmek için 06:30’da evden çıktım. Uçak direk Brezilya’ya geliyor ama, benzin yetmeyeceği için Dakar’da duruyor. Tabii Dakar uçağı olunca da, uçağın yarısı kabile büyücüsü kılıklı ağabey ve ablalarla doluydu. Yaklaşık 7.5 saat Dakar’a uçtuktan sonra 1.5 saate yakın bekleme yaptık. Sonra da 7 saat daha Brezilya’ya uçtuk. Yani aynı uçağın içinde 18 saat geçirdim. Pek çok kişinin ‘adama bak ne kadar şanslı, dünyayı geziyor’ dediğini biliyorum. Ama dünyayı gezmenin de böyle bedelleri oluyor işte.

Sürekli yurt dışında olma, bir yarış için toplam 36 saat havada kalma, senenin 4 ayını otellerde geçirme, bavul toplama, bavul boşaltma, bir anda Türkiye’den çok sıcak ya da çok soğuk bir ülkeye inme, saat farkı, jetlag, pasaport kontrolü, check-in, güvenlik kontrolü, laptop indirip açma, uçakların gecikmesi, türbülans, her uçakta ayrı form doldurma, Türkiye’ye her dönüşte aynı domuz gribi formunu doldurma, kaybolan bavullar, indiğin ülkedeki trafik... Hangi birini sayayım. Hala yaptığım işten çok keyif alıyorum, ancak her şey insanların düşündüğü kadar kolay değil. Bernie gibi uçağımız yok ki, atlayıp gidelim. Yeri gelmişken azıcık yağcılık yapıp, tüm bu saydıklarıma benimle beraber katlanan eşime sevgilerimi yolluyorum.

Dünyayı görmeye gelince… İnanın gittiğimiz ülkelerde gördüğümüz genelde pist, otel ve pistle otel arasındaki yol oluyor. Perşembe’den itibaren tüm gün pistte oluyoruz çünkü. Nadiren, uçağımız Pazartesi geç saatteyse bir yarım gün gezmeye vakit kalıyor, o kadar.

Ayrıca daha önceki CNN tecrübemden, Sao Paolo’nun gidilecek son yerler arasında bulunduğunu biliyordum. Neyse, otele vardığımda Türkiye’de saat 03:00’dü. Yani 21 saatlik kesintisiz bir yolculuktan sonra. Biz Türkler’in kafasındaki Brezilya imajını düşünün: ‘Rio karnavalı, plajda top oynayan çocuklar, güneşlenen üstsüzler veya bikinili melez ablalar’… İnanın Sao Paolo’da bunların hiçbiri yok. Onun yerine yankesiciler, İstanbul’dan beter trafik, varoşlar, puslu bir hava ve sürekli soyulma korkusu var.

Neyse gelirken uçakta 10 küsur saat çalıştım ve hiç uyumadım. Zaten jetlag denen zımbırtıdan kurtulmanın tek yolu da bu. Yola çıktıktan sonra direnip, Türkiye saatine göre değil, gideceğiniz ülkenin saatine göre uyumanız lazım. Geçen hafta Türkiye’den 6 saat ilerideydim, bu hafta 6 saat geriye geldim. Yani vücudum 15 günde tam yarım gün ileri-geri gitti. Ama dediğim gibi bu tür şeylere dikkat ettiğim için, genelde gittiğim ülkelere ‘zombiye dönmeden’ uyum sağlayabiliyorum.

Bu sabah piste erkenden geldik ve klasik bir şekilde, odada hiçbir şeyin hazır olmadığını gördük. Malezya, Brezilya, Bahreyn, Çin gibi çok gelişmemiş ülkelerde bu tür durumlar sık sık karşımıza çıkıyor. Arkadaşlarım daha önceden kontrol etmediği için, biraz stres yaşadık tabii. Sonuçta yayına 6 saat kala elimizde hiçbir şey yoktu. Tahmin edebileceğiniz gibi, bütün yerel TV’yi ayağa kaldırdık. Hatta bize internet sağlayamayan teknik müdürlerden birinin 3G bağlantılı laptopuna bile el koyduk yayın için.

Sabah son çalışmaları bitirdim. Üçüncü antrenman öncesinde her şeyimiz hazırdı, ama seansın büyük kısmı yapılamadı. Grosjean, sabah bariyerlere doğru uçuşa geçerek, seneye takımda kalmaması gerektiğini bir kez daha göstermiş oldu. Aynı yerde iki şampiyon Hamilton ve Alonso’da aynı sorunu yaşadılar, ama ikisi birden bir yerlere çakmadan durmayı başardı.

Sıralama turlarının kesilebileceğini, yayının sarkabileceğini daha yayın başlamadan yönetmenimizle konuştum. Bir bakıma yayının tamamının yapılacağının teyidini de almış olduk.

İlk bölümde Vettel ve McLarenler, pistin en hızlı olduğu, yani en az yağmurun yağdığı aralığı kaçırınca elenmekten kurtulamadılar. Beklemelerden sonra başlayan ikinci kısım, Liuzzi şovla beraber kesilmiş oldu. Sonra da bitmek bilmeyen bekleme periyodu geldi. Her zaman olduğu gibi yayına tam hazırlıklı girmiştim. Yani yayının durması, sarkması, yarışta güvenlik aracının girmesi gibi durumlarda konuşulacak pek çok bilgi derliyorum: dedikodular, demeçler, haberler, istatistikler, tarihçe vs. Ama bugün neredeyse tüm konularım bitti. Aslında İstanbul’a dönme fikri de benden geldi. Sonuçta yorulduğum veya konuşacak konu bittiği için istemedim bunu. 15 dakika daha devam edebilirdim. Ama hiç olmazsa bir değişiklik olsun, boş pist yerine tanıtım vs girilsin diye düşündüm.

İkinci bölümün sürprizi tabii ki Button’ın elenmesi oldu. Ben yayında söylediğim anda ucu ucuna pit yapıp, yağmur lastiği takıp piste çıkılabilecek zaman vardı sanki. Belki yeterdi, belki yetmezdi zaman, ama bence denemeliydiler.

Son bölüm gerçekten de muhteşem oldu. Beklediğimize değdi. İlk sıra kaç kere el değiştirdi bilemiyorum, akşama bakacağım bunu. Ama önümdeki seyirciler, tek kelimeyle çıldırdı Rubinho polü alınca. Daha önce 2006’da Massa’nın polüne şahit olmuştum aynı bu şekilde. Rubens muhtemelen arkasındakilerden hafif, ama yine de önde kalkmak böyle bir havada avantaj olabilir. Güvenlik Aracı’nın içeri girmesiyse neredeyse kesin gibi.

Yayın zor oldu, ama elimden geleni yaptım. Umarım beğenmişsinizdir. Hatta sizden sipariş bile aldım site üstünden. Çeviriyi veremedik, çünkü sayısal loto çekilişi, akşamki Stadyum programı hepsi 2 saat sarktı. Artık bunu da beğenmeyip ‘ulan herifler basın toplantısını bile vermedi’ diyenlere sadece pes diyebilirim. Şuna emin olun ki yayın CNN’de olsaydı, Q2 ve Q3’ü kesinlikle seyredemezdiniz. Ayrıca ben çevirileri yaptım, akşamki tekrarda yayınlanacak.

Her durumda senaryo gayet iyi. Barrichello polde, Button’ın önünde yaptığı kazalarla ünlü çaylaklar var. Vettel’in arkasındaysa KERS’li McLarenler. Yarın harika bir yarış izleyeceğimize eminim. Gerçekten startı heyecanla bekliyorum.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport