Beni hatırla
 
Klasik görüş ve istatistiklere göre Mark Webber, Monako’nun galibiyet kupasını bir ucundan tutmuş oldu. Özellikle son bölümü keyifli olan bir sıralama seansı izledik.

Önce, her zamanki gibi seyahat durumlarıyla başlayalım. Yaklaşan Türkiye GP’si nedeniyle çok işim olduğu için, Perşembe antrenmanlarını İstanbul’da seyredip Cuma günü Nice’e geldim. Geçen yıl da bahsetmiştim, Monako’da (yeme içme o kadar olmasa da) GP zamanı otel fiyatları çok uçuk olduğu için, en mantıklı çözüm Nice’te kalmak. Trenle 25, otomobille 15 dakika içinde Nice’ten Monako’ya ulaşabiliyorsunuz çünkü. Biz de her yıl olduğu gibi, yine Nice’te kalmayı tercih ettik.

Cuma akşamı, yayına çalışmakla geçti. Bu sabah erkenden pistin yolunu tuttuk. Geçen yıl uzun uzun anlatmıştım. Monako’nu içine girdikten sonra karşınıza çıkan tüm tabelalar, bir yerlerden tanıdık geliyor: Portier, Mirabeau, Casino, Massenet, Columbus Hotel gibi…
Ama Monako, gerçekten de herkes için tam anlamıyla bir lojistik mücadelesi oluyor. Takımların garajları ve pit duvarı durumunu biliyorsunuz. Padok, bizim İstanbul Park’taki GP2 padoku kadar neredeyse. Pistin etrafındaki ana caddelerin bir tarafında, tırlar park etmiş oluyor genelde.

Ancak buradaki ihtişam, gerçekten de başka hiçbir yerde yok. Geçen sene Singapur’u da gördük, ama Monako hakikaten bambaşka.

Neyse günün kalanına dönersek, üçüncü antrenmanı her zamanki gibi çalışarak ve izleyerek geçirdim. Alonso, hafta sonunun sürprizini yaptı. Aslında ilk aşamada, kaza çok da kötü gözükmedi. Petrov’un İspanya’da FP3’te yaptığı kazadaki hasar aşağı yukarı aynıydı. Ama burada, seans bitmeden otomobillerin pite dönmesi imkansız. Bu nedenle Ferrari net 50 dakika kaybetti, tamirat süresinden. Bunun dışında, süspansiyonun kırıldıktan sonra şasinin kendisine hasar verdiğini öğrendik. Yani gözüken dışında, gözükmeyen bir hasar da vardı ve Alonso’nun tüm şansı, daha sıralama turları başlamadan uçup gitmiş oldu. İspanyol pilot, yarının en çok atak yapan pilotu olacak; buna eminim.

Antrenmandan sonra odaya yerleştik. Dediğim gibi anlatım odaları, çok ufak ve La RAscasses öncesi düzlükte, pistin akışına göre sol tarafta olan tribünü tepesinde, pitlerin karşısında yer alıyor. Dışarı çıkınca da, tüm padoku, limanı, yatları görebiliyorsunuz. Monako’nun bir başka cins noktası da, anlatım odasından Türkiye’nin direk aranamıyor oluşu. En baştaki odada, Monako TV’sinden bir eleman sizin için hattı arıyor. Dolayısıyla (Allah korusun) hat kesilirse, odayı bırakıp, koşup gidip bu elemanı bulmanız lazım. Öte yandan, hattın kesildiğini anlayabileceğiniz ışıklı bir sistem de yok. Onun için buradaki yayınlar (Bahreyn ve Malezya kadar olmasa da) biraz gergin geçiyor.

Sıralama turlarına gelirsek, Q1’deki durum tam da beklediğim gibi oldu. Alonso zaten piste çıkamayınca, tüm yeni takım pilotları elenmiş oldu. Kaç haftadır takımlar ve pilotlar o kadar kafa ütüledi Q1 trafik diye, hiç kimse elenmedi işte. Tek zaman turu zaten herkese yetecekti. Bazen modern F1´in, eski zamanlara göre çok daha mız mız olduğunu düşünüyorum. Lotus, ön bölüme oldukça yakındı ve bu sadece pistin kısalığına bağlı değil. İkinci bölümde Button, son anda paçayı kurtardı.

Son bölümdeki Kubica-Webber düellosu gerçekten de çok heyecanlıydı. Söylendiği gibi Red Bull RB6, RB5’in yavaş virajlardaki eksikliğinin tamamen giderildiği bir otomobil. Aero performansının en önemsiz olduğu pistlerden birisinde bile, yine de polü aldılar. Hem de 0.3 sn farkla. Neyse ki diğer otomobiller, özellikle de McLaren ve Ferrari yarış temposunda, lacivert otomobile daha yakın gidebiliyorlar. Yoksa, işler gerçekten de kopup gidecek. Ama ilk virajı Webber lider dönerse, yarışı alır götürür gibime geliyor.

Massa, İspanya’nın aksine kendinden emin ve hızlı gözüktü. Kubica´nın çok başarılı olduğu ve adının Ferrari için geçtiği bir ortamda, mutlaka üst üste birkaç tane iyi yarış çıkarması lazım. Alonso’nun puan almasının zor olduğu düşünülürse, onun için önemli bir fırsat var yarın.

Çeviri konusundaki belalım Webber, her basın toplantısına katılmaya devam ediyor. Bir kez daha, net şekilde Vettel’i mağlup etti Avustralyalı. Button, yine Hamilton’a oranla daha yavaş gözüktü. Ama uzun yarışta, lastiklerini koruma özelliği ona avantaj getirebilir. İki Mercedes’in birbirini yavaşlatması işi de gerçekten de bir skandal aslında. Liuzzi’nin de, genelde Monako’da başarı olan Sutil’e göre daha iyi bir iş yaptığını belirtelim.

Yayınımdan genel anlamda memnunum. Ama çeviri de biraz sıkıntı yaşadım. Çok sık rastlanmayan bir durum fakat, Önümdeki ekran ile kulağıma gelen ses senktron olmadığı için çeviri çok zor oldu,1 saniye kadar gecikme vardı. Bu durumda dudaklarını okuyamadım pilotların. Yarın da aynı durum yaşanacak sanırım.

Gelelim sıralama sonrasına… TRT’deki arkadaşlarla beraber önce bir şeyler yiyip, sonra start düzlüğünden Ste Devote’a, oradan da meşhur Casino meydanına yürüdk. Geçen sene uzun uzu anlatmıştım; Monako’da lüks otomobil kavramınız değişiyor. Mercedes, BMW gibi otomobiller göze sıradan geliyor. Bir günde, hayatınız boyunca göremeyeceğiniz kadar çok Ferrari, Lamborghini, Maserati, Aston Martin, Bentley, Rolls Royce görüyorsunuz. Tabii bizim gibi otomobil delileri için harika bir şey bu. Saleen ve Carrera GT bile çıktı karşıma bugün. Hem de fuarda değil; caddede sıkışık trafikte ilerlerken. F1 hafta sonunda, Casino meydanında, herkes sırf bu otomobilleri, kumarhaneye gelen zenginleri ve tabii ki manken gibi hanımefendileri görmek için orada öylece takılıyor. Çok ilginç bir durum gerçekten de.

Pistin tamamı trafiğe açıldığı için, her yerden otomobille geçebiliyor ya da yürüyebiliyorsunuz. Pek çok yerde de, yarış yönünü aksine çift yön trafik var: örnek Rivage rampası, Casino’dan tünel sonuna kadar olan yol. Bu arada hep söylüyorum; Monako’daki iniş ve çıkışlar TV ekranında gözüktüğünden çok daha dik.

Dönüşte de, tünel çıkışından deniz kenarına inip, Anthony Noghes’a kadar yürüyüp, otomobile atladık ve Nice’in taşrasındaki otelimiz geri gelip, yeniden normal bir gerçeklik seviyesine indik. Türkiye’ye dönüp birkaç tane beyaz Şahin görünce kendime gelirim yine. Yukarıdaki otomobilleri okuyunca (ki yatlardan hiç bahsetmedim mesela) ağzınızın sulandığını biliyorum; ama burası gerçekten de farklı bir dünya. Az önce, insanlar, yüzme havuzu bölgesindeki barların önünde, pist olarak kullanılan yolun üstünde parti yapıyordu mesela.

Neyse zenginin malı, züğürdün çenesini, günce yazan Serhan’ın da parmaklarını yorarmış. Ben en iyisi işime bakayım ve yayına çalışayım. Yazı uzun oldu, ama umarım keyif almışsınızdır.

Startta görüşmek üzere…









Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
16.05.2010 00:39:42
Çok güzelm bir yazıydı Serhan Abi, ellerine sağlık. Yarın ki yayınında şimdiden başarılar diliyorum. Bence Webber yarışı kazanır, Vettel 2. Kubica da 3. olur.. :)
 
16.05.2010 11:12:13
Biz yazının uzuuuuuuuuun olmasından hiiiiç ama hiç şikayetçi değiliz abi .) Mümkün olduığunca uzun yazabilirsin .p Diyecek bişeyim yok , herşeyi yazmışsın .. Tek diyebileceğim , oradaymış gibi oldum bunu bize hissettirdiğin için her zaman ki gibi sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum .. Beyaz Şahin`ler Seni bekliyor burda hahah .)
 
16.05.2010 11:32:16
serhan abi yazının uzun olmasından şikayetçi değiliz.çok güzel bir yazı olmuş.gerçekten bize oradaymışız gibi hissettirdin.en güzel kısım ise,belalım webber olmuş.bu yazı için çok teşekkürler...
 
16.05.2010 13:45:17
yine müthiş bi yazı teşekkürler..
 
16.05.2010 14:29:00
izninizle ben bunlarin hepsini arsivliyorum valla:) cok zevk aldim okurken, tesekkürler.
 
17.05.2010 15:51:51
Abii Singapur Monaco`yla kıyaslanamaz bile.. Hem pist olarak hem de ihtişam olarak.
 
lamp83 s-sport