Monako’daki yarışın en kısa özetini böyle yapabiliriz herhalde. Ama biz işe yine sabah saatlerinden başlayayım. Sabah saat 09:30 civarında piste vardık. Ufak bir kahvaltının ardından, ilk iş olarak Bridgestone’un lastik atölyesinde, Yelda Cancı’nın Süper Spor programı için lastiklerle ilgili bir röportaj yapıp konu çektik. Önümüzdeki hafta girecektir bu röportajım muhtemelen.
Sonrasında, anlatım odama gidip, dün çıkardığım notları özetledim. Genelde Cumartesi sıralamadan sonra yarışa kadar, yaklaşık 30 sayfa civarında okuyacak bir malzeme oluyor. Yarış öncesi birkaç doküman almak için padoka girdiğimde, ortalığın yıkıldığını ve yüze yakın fotoğrafçı ile kameramanın, Bernie ile birlikte Jennifer Lopez ve Marc Anthony’i çektiğini gördüm. Daha önce Singapur’da Beyonce’yi görmüştük; geriye bir tek Kylie Minogue kaldı. O da bir yarışta denk gelir herhalde…
Aslında dün de bahsettiğim gibi, İstanbul ile bire bir temas sağlayamamak biraz gerginlik yaratsa da, ben de işler yolunda gitti. Yarışın başında Hulkenberg’in geride olduğunu fark ettim. Ama yayında da söylediğim gibi: 1) Bu yarışın çekimlerini Monako TV’si yapıyor FOM yerine ve 2) anlatım odaları (Montreal ve Singapur hariç) tüm pistlerde olduğu gibi start düzlüğüne bakmıyor. Onun için formasyona başlayamadığın Nico’nun kaçırdım. Sonrasında ilk SC periyodu geldi. Ferrari, çok iyi bir hamleyle Alonso’nun zaman kaybetmeden süper yumuşak lastiklerden kurtulmasını sağladı. Gelen puanların anahtarı bu hamleydi. Hatta bence Hamilton, biraz da uçarcasına gelen Alonso’nun ardına düşmemek için o kadar erken pite girdi. İspanyol pilot, yarışın en çok geçiş yapan ismiydi ve ilk turlara keyif kattı. Sonrasında da, diğerlerinden 15 tur fazla attığı lastiklere rağmen, bence çok iyi bir tempo tutturdu.
Button’ın yarış dışı kalma sebebi inanılır gibi değil. Gerçi Güvenlik Aracı girmese, durum pite gelen kadar idare edecekmiş. Ama yavaşlayan tempoda, hararet sorunu yaşanması normal. Bu hatayı yeni takımlardan birisi yapsa dalga geçerdi herkes; ama 15 kez Monako’yu kazanan takımda bile bazen insan hatası yaşanıyor.
Webber, bence İspanya’da olduğu gibi, galibiyeti sonuna kadar hak etti. Hem dün sıralama turlarında muhteşemdi; hem de bugün tam 3 defa yeniden başlayan yarışta, her seferinde Vettel ile arayı açtı. Evet, Seb asla Webber gibi temiz hava altında gidemedi. Ama bu sonucu değiştirmiyor çok. Tabii Webber’in bu formu, benim önümüzdeki yarışlarda da çeviri işimi zorlaştıracak; ama yapacak bir şey yok.
Kubica yine hafta sonunun yıldızlarındandı. Onun kapanmanın eşiğinden dönen bir takımla iki podyum yakalayıp, Hamilton’ın ve iki Mercedes’in önünde yer alması gerçekten de çok büyük bir başarı. Massa, son yarışlara göre daha iyi gözüktü. Brezilyalı’nın koltuğu için her hafta başka bir isim çıkıyor ortaya. Bu ortamda, iyi yarışlar çıkarması çok önemli.
Barrichello’nun kazadan sonra direksiyonunun parçalanması olayı çok ilginçti. Schumacher, iyi bir pit-stopla biraz yükseldi ve en azından yarışı Rosberg’in önünde bitirdi aslında. Bu da üst üste iki yarış anlamına geliyor. Ceza olayına birazdan geleceğim. Force India pilotları da, puan almayı hak etti. Bu arada drenaj kapağı hikayesi de ilginçti. Zaman zaman her pistin başına buna benzer olaylar geliyor.
Gelelim Monako GP’sinin en çok konuşulan hadisesine. Arkadaşlar, olayın üç boyutu var: 1) bu sene değişen Güvenlik Aracı (bundan böyle SC yazacağım) kuralı, 2) dijital panellerin yarış yönetimi açısından bir bağlayıcılığı olmayışı ve 3) yarışın SC altında bitmesi. Kademe kademe gidelim.
1) Eskiden, SC pite girdikten sonra, her yerde yeşil bayraklar sallanıyor veya yeşil ışıklar yanıyor olsa bile; tüm pilotlar finiş çizgisini geçip yeni zaman turuna başlayana kadar birbirini geçemiyordu. Bu kural bu sene değişti. Artık SC pite girdikten sonra, tüm pilotlar 1. Güvenlik Aracı çizgisini geçtikten sonra atak yapabiliyorlar. Yani yeni tura başlama zorunluluğu ortadan kalktı. Güvenlik Aracı çizgisi ne? Yarışın askıya alınması durumunda, tüm otomobiller SC’nin ardından konvoy haline geliyor ve genelde son virajda olan bu kırmızı çizginin gerisinde beklemeye alınıyor. Sonra uygun görülürse herkes yeniden gride geliyor (Malezya 2009’u hatırlayın).
2) Herkesin kafasını karıştıran pist kenarındaki Digiflag adındaki panellerin yarış yönetimi açısından bir bağlayıcılığı yok. Bu panellerden her pistte 20 tane var, hakemler tarafından elle kontrol ediliyor ve önce pilotlara, sonra da yarışı izleyen seyircilere yardımcı olması için kullanılıyor. Ancak hala, asıl dikkate alınan şey hakemlerin salladığı bayraklar. Yani sarı ışık altında geçiş yapan değil, sarı bayrak altında geçiş yapan ceza alıyor.
3) Bir de yarışın SC altında bitmesi durumu var. Monza 2009’u hatırlayın. Bu durumu (Amerika’daki NASCAR ve CART’ta da olduğu gibi) size anlatayım. Son tura SC önderliğinde başlanması, yarışın SC altında bitmesi anlamına gelir. Bu durumda sportif yönetmeliğin 40.13 maddesi der ki ‘Yarış SC altında bittiğinde, son turun sonunda, SC pite girer ve tüm otomobiller birbirini geçmeden finiş çizgisini geçerler’. Yani son turda SC içeri girse bile, yarışın finişi geldiği ve GP SC altında bittiği için, pilotlar birbirini geçemez. Bu kuralın amacı, yarışı kazanan pilotun, sembolik olarak da olsa, önünde kimse olmadan damalı bayrağın altından ilk sırada geçmesidir.
Tüm bu saydıklarıma göre olayı değerlendirirseniz, Schumacher’in aldığı cezanın haklı olduğunu görürsünüz. Örneğin Schumacher aynı atağı, drenaj kapağı nedeniyle verilen üçüncü SC periyodunun sonunda yapsaydı, tamamen legal bir atak yapmış olacak ve rakibini geçecekti. Ama ne yazık ki, yarışın SC altında bitmesi durumunda, aynı atak ceza verilmesine neden olacak bir ihlal haline geliyor. Mercedes temyize gitmiş, ama bu verilen cezayı değiştirmeyecektir.
Derseniz ki, ‘kurallar karmakarışık, her şey birbirine girmiş gibi’ size katılırım. Ama yazılanlara göre, yapılan atak çok net bir ihlal. Öyle ki, atağın 1. Güvenlik Aracı çizgisinden önce veya sonra olmasını incelemeye bile gerek yok. Ayrıca Damon Hill’in (herkes hala hakem dese de doğru tabir komiser) komiserlerden birisi olmasının, durumu etkilemiş olmasına imkan yok. Başka komiserler de olsa, karar aynı olmalıydı.
Forumlarda, twitter’da her kafadan bir ses çıktığı için konuyu uzun uzun yazdım. Umarım net şekilde anlaşılabilmiştir.
Neyse, bir GP’yi daha bitirdik. Bu arada yayınımdan ve çevirilerimden, ben memnun kaldım. Umarım siz de beğenmişsinizdir. Yarıştan sonra, ufak Fiat 500’ümüz ile start düzlüğünü geçmek de keyifli oldu; 20 km/s ile gidiyor olsak bile.
Sırada Türkiye GP, yani senenin en stresli günü var. 5 yıldır olduğu gibi, yarışın anlatımında değil, sportif ekibin içinde görev alacağım. Onun için mikrofon Okay Karacan da olacak. Sonrasında, Kanada’dan itibaren yayınlara devam edeceğim. Monako’dan aktaracaklarımız bu kadar…
Bu yazıyı paylaş:
|