Türkiye GP’si – Pazar günü
Her açıdan güzel bir yarış oldu.
Pazar sabahına saat 08:00’de piste vararak başladık. Ekibin yerleşmesinin ardından ilk olarak Porsche GT3 kupası yarışını yaptık. Herhangi bir sorun veya tur bindirme yaşanmadı.
Sonrasında GP3’ün ikinci yarışı geldi. Bu kadar çok hevesli gencin yarıştığı serilerde, genelde çok çılgın ataklar görebiliyorsunuz ve özellikle ilk virajlar karışabiliyor. Ama GP3 yarışı, genel olarak sakin geçti.
Bu sene GP2 açısından şanslıydık. İki yarışın startı da temiz geçti. Aklımda kalan şey, 8. virajda kalan bir otomobile yaptığımız müdahaleydi sadece.
GP2 bittikten sonra geriye F1 startı öncesinde 2.5 saat kalıyor. Arkadaşlar, o son 21.5 saatteki geri sayımı size anlatamam. Belki de ben bu işi çok sevdiğim ve en iyisini yapmamızı istediğim için ben biraz daha fazla stres yaşıyorum. Ama gerçekten de GPye doğru geri sayım, idam mahkumunun geri sayımı gibi oluyor. Stres atmak için bir pit yolundan yürüyüp, padoktan geri döndüm. 14:10´´daki teftişten sonra 14:30’da pit yolu açıldı. Yine hava alıp stres atmak ve biraz da pitte önümden geçen otomobillere bakıp keyfini çıkarmak için pite çıktım. Birkaç dakika keşif turu yapıp pite geri dönen otomobilleri seyrettim. Sonra da Yarış Kontrol’e geri döndüm.
Yarışın startı ve ilk tur temiz oldu. Tabii yarış yönetimindeyken, işe bakış açısı tamamen değişiyor. Kimin kimi geçtiğinden ziyade, temas olup olmadığına, bayraklara, görevlilerin durumuna bakıyorsunuz. Öndeki dörtlü, Red Bull ve McLaren pilotları arkadakilerle arayı açmaya başlayınca, boş kaldığım anlarda bu iki takımın telsizini dinledim. Hamilton, pit-stopa kadar Webber’i iyi sıkıştırdı. Arka düzlükte, McLaren gerçekten çok hızlıydı. İki Lotus birden aynı turda hidrolik sorunuyla kaldı. Trulli’nin Lotus’unu , 9. viraj öncesinde kenara çekmemiz gerekti.
Tabii ki yarışın olayı 40. turdaki Webber-Vettel çarpışması. İlk iki sırada giden bir takımın pilotlarının birbirine çarpması, çok sık rastlanan bir durum değil. Tesadüfen o anda Red Bull telsizim açıktı ve edilen tüm küfürleri de duymuş oldum. Dediğim gibi kazayı, televizyon gözüyle izleyip değerlendirme şansım olmadı. Ama gözüken iki pilotun da birbirine yeterli boşluğu bırakmamış oluşu. Webber’in benzin tasarrufu moduna geçtiğini sonradan öğrendik. Fakat gözüken şu; Vettel daha tam olarak öne geçmeden, hafif bir şekilde sağa kayınca temas gerçekleşiyor. Bulunduğu kadar içten fren yapıp virajı dönme şansı olmadığı için biraz daha sağa kayıyor ideal çizgiye yaklaşabilmek adına. Bu noktada da Webber sağ kayıp kendisine yer bırakmıyor. Tabii tüm bu dediğimiz olay sadece bir saniye içinde gerçekleşiyor. Sonuçta bu bir tarafın %100 hatalı olduğu bir olaydan ziyade, bir yarış kazası. İki pilot da bu teması engelleme şansına sahipti sanki. FIA görevlileri ve komiserler kurulu da, bu kazanın tek suçlusu değil ama, daha büyük kabahate sahip olan tarafın Vettel olduğunu düşünüyorlar. Hatta Komiserler Kurulu olayı yaklaşık 15 dakika boyunca tartışmış (bize yardıma gelen F1 pilotu da Johnny Herbert’tı bu arada), ama sonunda ceza vermeyip, konunun Red Bull takımı içinde halledilmesi gerektiğine karar vermişler.
Sevindiğim tek taraf, bu temasın çok daha büyük bir kazayla sonuçlanabilecek olması ihtimaline karşın, üzücü bir sonla bitmeyişi. Daha önceki GP2 ve DTM yarışlarında, 12. viraj öncesindeki frenlemede temas eden pilotların bariyerlere çarparak büyük kazalar yaptıklarına şahit olduk. Neyse ki herhangi bir bariyer teması olmadı. Sonradan Vettel’in otomobilini dışarı alma operasyonunu gerçekleştirdik.
Bu olayın hemen ardından gelen McLaren çekişmesi de inanılmazdı. İçeride hem büyük bir keyifle, hem de başka bir kaza daha olmasın diye dişimizi sıkarak izledik çekişmeyi. Ama gerçekten de harika bir 30 saniye izledik son iki dünya şampiyonunun çekişmesi halinde.
İstanbul Park’ta, Red Bull ve McLaren’in, Ferrari ve Mercedes’ten bir adım daha önde olduğunu gördük genel olarak üç gün boyunca. Schumacher’in bu senenin en iyi sonucunu tekrarlaması, taraftarlarını sevindirmiştir mutlaka. Ferrari bu hafta çok gerilerde kaldı. Böylece 2005’in ardından gelen üç senelik Massa dönemi ve geçen yılki Button zaferinden sonra, McLaren İstanbul’daki ikinci zaferini aldı.
Damalı bayrakla beraber, tabii ki çok büyük bir mutluluk ve rahatlama hissi çöküyor insanın üzerine. Bu hafta sonu, özellikle de F1 yarışı sırasında çok iyi bir iş yaptığımızı söyleyebilirim. Bayrakçılarımız, meşhur dijital panellerimiz ve müdahale grubumuz zor şartlara ve sıcağa rağmen, çok büyük bir özveriyle çalıştılar. Hepsine bir kez daha teşekkür ediyorum TOSFED adına.
Yarışın ardından lojistik merkezine gidip hem görev alan herkese teşekkür ettik, hem de tulumlar, kasklar, eldivenler vs gibi malzemeleri topladık. Kısacası heyecanlı bir yarış ve görevimizi iyi yaptığımız bir hafta sonu oldu. Sırada Kanada öncesi ofisteki işler ve devamında Montreal seyahati var. Ama hayat benim için bir süreliğine daha rahat olacak.
Sevgiler…
Bu yazıyı paylaş:
|