Bu saatten sonra, yarışı Red Bulllar’dan başkası kazanamaz, sadece kendileri kaybedebilirler.
Geldik sezonun 12. yarışına. Geçtiğimiz hafta Avrupa Ralli Şampiyonası tamamlanınca, bu hafta sonunun tek işi olarak Grand Prix kaldı geriye. Budapeşte’ye Cuma öğle saatlerinde vardım ve ikinci antrenman seansına yetiştim. Doğu Avrupa’nın Paris’i denilen şehre, daha önce çeşitli işlerle altı yedi kere gelmiştim. Aslında Macaristan öyle ufak bir ülke ki, iç hat uçuşu yok burada. Dolayısıyla havaalanı da oldukça ufak.
Cuma günü, sistem testi ve yayına çalışmakla geçti. Çeviriler esnasında işimi bozabilecek bir durumdan kurtulmak için, pistteki teknik görevliyle beraber adeta bir icat yapmamız gerekti. Sesimi size ileten ISDN kodeke, saçma sapan bir hoparlör bağlayıp, onu da amfi olarak kullanarak sorunu çözdük, aksi takdirde durum pek parlak değildi.
Antrenmanların ardından, Cuma akşamı her zaman olduğu gibi yayına çalışarak geçti. Bu sabah ise, FP3’e bir saat kala pistteydim. Dün hava açık olsa da, gece bayağı yağmur yağdı. Anlatım odasına geldiğimde, tıpkı 2006’da olduğu gibi içeriyi su bastığını gördüm. Burası, Interlagos ile birlikte en sefil iki anlatım odasından birisi. Büyüklük iyi ama, yalıtım sıfır. Muhtemelen sene boyunca, start düzlüğünden geçen otomobillerin sesi en çok burada geliyordur size. Odanın kapısı bildiğiniz ahşaptan yapılmış ve önümde de normal bir cam var. Dolayısıyla düzlükten geçen otomobiller, önce benim odanın içinden, sonra da sizin yayının içinden geçiyor.
Odanın zemininde bir parmak su vardı. Neyse ki bir görevli geldi ve antrenman seansı boyunca paspas yaptı. Ancak çatıdaki su, herhalde tüm gün boyunca buharlaşmadı ki; tüm gün odanın çeşitli yerlerinden su damlayıp durdu. Bir kaçak da, tam benim masanın ortasına denk geliyordu ve tüm yayın boyunca hem masaya, hem de sırtıma su damladı. Yarın yağmur yağarsa, 2006’da olduğu gibi, odamı su basacağına eminim.
Neyse, sıralama turları öncesinde son hazırlıkları tamamladım. Hongaroring’de, anlatım odalarının bulunduğu ana tribün ile padok arasında bir tribün olmadığı için, medya odasına her gitmek isteyişinizde son ilk garajların hizasından, pit çıkışına kadar yürüyüp, merdivenle in-çok yapıp, aynı mesafeyi geri yürümeniz gerekiyor. Gayet sinir bozucu bir güzergah, çünkü medya odası aslında sadece 30 metre ileride.
Sıralama turları öncesindeki gidişattan, Red Bull’un üç bölümde de 1-2 olacağı çok belliydi ve ben de twitter a bunu yazdım. Sonuç hiç şaşırtmasa da, geçen hafta 0.002 saniye olan Red Bull – Ferrari farkının 1.2 saniyeye çıkmış olması gerçekten şaşırtıcı. Yarın ilk virajda lacivert otomobiller yerlerini koruyabilirse, o noktadan sonra ancak Red Bull’un kendisi yarışı kaybedebilir. Ferrari, son yarışlardaki hızını bir kez daha gösterdi. McLaren yine hasarı azaltma peşinde ve Button yine lastikleri çalıştıramadı. Schumacher’in hayal kırıklığı devam ediyor. Günün yıldızlarından birisi de Petrov’du. Rus pilot hem kısa kariyerinin en iyi start pozisyonunu elde etti, hem de Kubica’yı ilk defa geçmiş oldu sıralamalarda.
Esnek ön kanatlar mevzusu iyice alevlendi bugün. Red Bull ve Ferrari bir şekilde, yerden 90 mm yukarıda olması gereken ön kanat kenarlarını yere değecek kadar alçaltabiliyor. Whitmarsh ve Brawn’a göre bu duruma bir açıklık getirilmeli. Ben de bu görüşe katılıyorum. Yapılan kuvvet ve esneme testleri, otomobil garajdayken yapılıyor ve bu testleri geçtikten sonra, pistte üstünde 3-4 kat daha fazla yük binen kanatlar esneyebiliyor. Bunun nasıl yapıldığıyla ilgili birkaç seçenek var. Ama bu şekilde yere yakın kanatların, tur başına 1 saniye bile getirebileceği söyleniyor ki, bu çok büyük bir rakam. Detayları yarın yayında aktaracağım.
Yayınım genel anlamda iyi oldu. Çevirilerim de iyiydi bana göre. Dediğim gibi, yeniden tamamen F1’e odaklanmak çok keyifli. Yarınki yarışın sıkıcı olabilmesi ihtimaline karşın, hazırlık yaptım. Umarım, güzel bir yarış izleriz. Ama bunun için galiba yağmura ihtiyacımız olacak.
Bu yazıyı paylaş:
|