Beni hatırla
 
Bu soruya, iki farklı açıdan yaklaşıp iki farklı cevap verebiliriz: 1) Tabii ki hak etti, çünkü en fazla yarışı o kazandı ve en fazla puanı o topladı. 2) Tabii ki hak etmedi, çünkü otomobilinin bariz şekilde üstün olduğu ilk 7 yarıştan sonra, bir yarış bile kazanamadı.

Gelin, sorunun cevabı için biraz daha detaya inelim. Belki hatırlıyorsunuzdur, Jenson Button Frank Williams tarafından, 2000 yılında takıma ikinci pilot olarak seçildiğinde, bu adeta senenin olayı olmuştu. İlk defa büyük bir takım, 20 yaşını bile doldurmamış tecrübesiz bir çocuğa otomobili teslim ediyordu. Bir bakıma şu anki genç pilotlara, daha 20. yaşları bitmeden büyük takımlara gitmenin yolunu açan kişi Jenson Button oldu. Unutmayın ki M. Schumacher 22, Hakkinen 23, Senna 24, Prost ise ancak 25 yaşında F1’e girebilmişti.

Ancak Button’ın büyük beklentilerle başlayan kariyeri, 2004 ve bu sene hariç hep aşağı doğru gitti. Williams, onu Montoya için Benetton’a gönderdikten sonra, kabus gibi geçen iki sezonun ardından (sadece .. puan) Alonso için kapının önüne konunca, soluğu BAR-Honda’da aldı. O zamanki patron David Richards, Villeneuve yerine, takımı vatandaşı Button’ın etrafında şekillendirmeyi düşünüyordu. 2004’te Button, tam 10 kez podyuma çıktı ve Ferrari pilotları hariç geri kalanların en iyisi oldu. Button, 2005 sezonunu da ortalarda gezinerek geçirdikten sonra, 2006 Macaristan’da, yağmur altında, kariyerinin ilk zaferini elde etti. Bu zafer için tam 6 sezon ve 115 yarış beklemişti.

‘Artık zinciri kırdı, Nigel Mansell gibi zaferlere ve şampiyonluklara uzanabilir’ denirken, Button sonraki 2.5 sezon boyunca başarıya hasret kalacaktı. Honda’nın kabus gibi geçen 2007 ve 08 sezonlarında, Jense sadece 9 puan alabildi ve podyum göremedi. Geçen kış, Honda spordan çekildiğinde, 155 yarışta sadece bir zafer alabilen, son iki seneyi sonlarda sürünerek geçirmiş ve 2004 dışında bir tane bile iyi sezonu olmayan, işsiz bir F1 pilotuydu Button. Birkaç sene evvel önce, Williams’a gitmek, sonra da gitmemek için neredeyse mahkemelik olan, insanların güvenini kaybeden Jense’yi, pek çok kişi defterden silmeye hazırdı.

Ancak Ross Brawn’ın yaptığı operasyon, belki de Button’ın tüm hayatını değiştirdi. Aslında Honda tarafından geliştirilen, Mercedes motoruyla iyice güçlenen BGP01’in sezon başındaki inanılmaz hızını çok iyi kullandı İngiliz pilot. Takım arkadaşı Barrichello’ya büyük üstünlük kurduğu ilk yarışlara bakarsak: Avustralya’da polden başlayıp damalı bayrağa kadar lider gitti; Malezya’da kötü start alıp dördüncülüğe düştü, ancak yağmur nedeniyle yarış durdurulduğunda ilk sıradaydı; Çin’de yağmur altında lastikleri ısıtamayan otomobiliyle Red Bull pilotlarını takip etti; Bahreyn’de Hamilton’a harika bir atak yaptıktan sonra, pit-stoplarda öndeki Toyota pilotlarını avladı; İspanya’da takım kendisini yarış içinde iki pit-stopa çevirince Barrichello’yu mağlup etti; Monako’da tartışmasız hafta sonunun en hızlı ismiydi ve Türkiye GP’sini istese 45-50 saniye farkla kazanabilirdi. İlk yedi yarışta altı zafer ve yedi podyum; yani tarihin en iyi başlangıçlarından birisi.

Button’ın sezonunun ikinci yarısı Silverstone’da kötü başladı ve aynen öyle devam etti. Kendi evinde lastiklerini ısıtamayan otomobiliyle altıncılığı zor kurtardı; Almanya’da aynı sorunla ancak beşinci olabildi; Budapeşte’den sadece bir yedincilik çıkarabildi. Bu seneki ilk önemli hatasını sıralama turlarında yaptığı Valensiya’dan ancak iki puanla ayrılabildi; soğuk hava ve sıralama sorunu Belçika’da devam edince 14. kalkıp, suçu olmadığı bir kaza nedeniyle ilk turda kaldı; İtalya’da Barrichello’yu bir türlü geçemese de ikincilikle moral buldu. Ancak Singapur’da, Valensiya gibi sıralam turlarındaki pilotaj hatası nedeniyle 11. başlamsına karşın, yine de Rubens’in önünde 5. sırada finiş gördü; Japonya’da aldığı cezadan sonra ancak sekiznci olsa da Barrichello’ya sadece bir puan kaptırdı ve Brezilya’da, hem hatasız hem de agresif bir tempoyla, sezonun en iyi yarışını çıkarıp 15.likten beşinciliğe tırmandı.

Bu tablodan görünen şu: Jenson Button, bu sene yarışlarda kendisine zarar verecek bir tane bile hata yapmadı. Geçen senenin şampiyonluk adayları Hamilton ile Massa’nın kaçar tane hata yaptığını bir hatırlayın isterseniz. Sıralama turlarında birkaç hatası olsa da, İstanbul Park’tan sonraki aylardaki asıl sorun, Brawn’ın sezon başındaki avantaja sahip olmaması ve soğuk havalarda lastik ısıtamamasıydı. Bu da, sezonun ikinci yarısında özellikle yumuşak stilli Button’ı, Barrichello’dan daha çok yaraladı. Otomobili daha agresif kullanan Rubens’in, bazı yarışlarda ön lastikleri 10 derece daha fazla ısıttığını düşünmüştüm. Buna karşın Button, yarış performansında Barrichello’yu adeta denize döktü. Sıralama turlarında Rubens 9-7 önde olsa da, yarış sonuçlarında Button’ın 11-5 üstünlüğü var. Üstelik bu 11 yarışın altısında, aynı otomobili kullanan Barrichello’yu geriden gelip geçti. Hani Jenson psikolojik sorun yaşıyordu? Hani sezonun ikinci yarısında üst üste hatalar yapıyordu?

Button, otomobili çok yumuşak şekilde kullanıyor. Tıpkı Profesör Prost gibi, gereksiz riskler almak yerine dengeli ve stratejik bir sürüşle rakiplerini avlamayı tercih ediyor. İşte bu sebeple de, fazla otomobil geçemiyor, fazla ekrana gelmiyor. Brezilya dışında, harika ataklar yaptığını hatırlamıyorum.

Evet, sezon başında en iyi otomobile sahipti. Peki Schumacher 2003 (ve belki 2000) hariç şampiyon olduğu tüm sezonlarda, Alonso 2005 ve 06’da en iyi otomobile sahip değil miydi? Peki sezonun ilk yedi yarışı yerine, son yedi yarışının altısını kazansaydı, F1 medyası tarafından göklere çıkarılmaz mıydı?

Unutmayın ki F1’deki 10. sezonunda şampiyon olan Button’dan daha geç şampiyonluğa ulaşan tek bir pilot var; o da Nigel Mansell. Yani o, bu şampiyonluğu çok bekledi. Yedi yıl boyunca eline iyi bir otomobil geçmesi için aynı takımda kalıp sabırla, azimle, sürekli arkalarda takılmasına rağmen kendine olan güvenini, inancını kaybetmeden, bir şeyden şikayet etmeden çalışmayı sürdürdü. O hep, kendi işine baktı. Ve sonunda 20 yıldır hayalini kurduğu şampiyonluğa ulaştı. Sezon ortası krizi yaşamış olsa bile, şampiyonluk stresini yaşadığı, en büyük rakibinin polden başladığı Brezilya’daki performansı bile şampiyonluğu hak edecek kadar hızlı olduğunu göstermiyor mu?
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport