Beni hatırla
 
Sportif yönetmeliğin 29.1b maddesindeki, bu yedi kelime, Formula 1’deki her şeyi değiştirecek. 2010 için aerodinamik kurallarda köklü bir değişiklik yapılmadı; yani dış görünüş açısından otomobiller geçtiğimiz sene bir türlü alışılamayan şekillerine benzeyecek yine. Ancak takımların tasarım departmanları, değişen benzin ikmal kuralı nedeniyle aslında baştan aşağı değişen otomobiller üstünde çalışmak durumunda kaldı. Kural değişikliğinin ardından yatan resmi sebep, devasa benzin ikmal sistemlerini taşımayıp tasarruf yapmak.Tabii, çevresel faktörler, F1’in bir benzin tüketim çılgınlığıymış gibi gözüken imajından uzaklaşılması, rekabeti ve güç dengelerini değiştirebilecek bir yeniliğe ihtiyaç duyulması gibi nedenlerden de bahsetmek lazım. Fakat takımlar şu ana kadar, tasarruf yapmak adın atılan bu adım nedeniyle, otomobilleri yeniden tasarlamak zorunda kaldıkları için, deyim yerindeyse dünya kadar para harcadı.

Bu yasak yüzünden etkilenecek dört ana başlık; şasi tasarımı, motor performansı, pilotların sürüş tekniği ve yarış stratejileri olarak sayılabilir. Şasi ile başlayalım ve önce depodan bahsedelim.

Şu anki otomobiller, gerçekte 100 kilometrelik üç bölümde en iyi performansı veren sprint şasilerdi. Ama artık her şey, 305 kilometre hesaba katılarak tasarlanacak. 2010 otomobilleri, start anında yaklaşık 200 küsur litre (1 litre benzin yaklaşık 850 gram geliyor) benzin taşımak durumunda. Bu da, benzin depolarının 2009’a göre iki kat büyümesi anlamına geliyor. F1 otomobillerinin, çok özel çarpma testlerinden geçirilen depoları, pilotun koltuğu ile motorun arasında yer alıyor.

Depolar büyüyüp benzin yükü artınca, start anında en hafif otomobil 790-800 kilo civarında olacak. Her ne kadar depo otomobilin ortasında yer alsa da, bu yeni ağırlık, şasinin tüm ağırlık dağılımını değiştirecek. Ayrıca benzin yükü azaldıkça, örneğin yarışın başı ile sonu arasında çok ciddi bir ağırlık merkezi değişikliği yaşanacak. Ağırlık merkezinin birkaç milimetre bile oynamasının, otomobilin dengesi üstünde büyük bir etkisi olduğu düşünüldüğünde, doğru dağılımı yakalamak gerçekten yeni bir mücadele olacak takımlar için.

Artan kütle ve büyüyen depolar sebebiyle, takımların çarpma yapılarını da gözden geçirmeleri gerekiyor. Tabi sıralama turlarında 625 kilo civarında bir yükle turladıktan sonra (2010’da minimum ağırlık 620 kilogram oldu), bir anda 160 kilo ağırlaşan otomobillerin, süspansiyon ve lastiklerinin bu ağırlıkla başa çıkması gerekiyor. Bu sene küçülen ön lastikler ve arka tarafta artan ağırlık da hesaba katıldığında, özellikle ön süspansiyon geometrisinin ciddi şekilde elden geçirilmesi şart.

Japon firma Bridgestone’a da büyük bir iş düşüyor. Ön lastiklerin temas yüzeyinin azalması ve toplam ağırlığın artması nedeniyle, daha sert hamurların kullanılması ve daha fazla yüke dayanacak lastiklerin üretilmesi de şart gibi gözüküyor. Aslında takımlar, lastikler dayansa hiç pite girmeden yarışı bitirme şansına sahipler. Ama iki farklı hamurun kullanılması zorunluluğu nedeniyle en az bir pit-stop yapılacak. Bridgestone, 2010 lastiklerinin ömürlerinin 200 km civarında olacağını söylüyor. Yani yarışlarda çoğunlukla tek pit-stop göreceğiz.

Aynı durum frenler için de geçerli. Fazla ağırlık, otomobili durdurma işini daha da zorlaşması, disk ve balataların aşınma karakteristiklerinin tamamen değişmesi anlamına geliyor. Özellikle Monza, Bahreyn, Singapur ve Montreal gibi pistler, takımlar için tam bir kabus olabilir.

Takımların, benzinin sıcaklığını da kontrol altında tutması gerekiyor. Bilindiği gibi benzinin ısısının artması, hem yoğunluğun hem de yanma sırasında ortaya çıkan enerjinin düşmesine neden oluyor. Daha büyük depo, benzinin motor ve radyatörler gibi sıcak bölgelere ister istemez daha yakın olması demek. Otomobilin üstünde ortalama 60 tur ve 1.5 saat boyunca dönen benzin, ister istemez ısınacak ve bu da takımlar için düşünülmesi gereken yeni bir problem olacak.

Yani motor mühendisleri için bu değişiklik, pek de iyi bir haber değil. Ayrıca 2009’daki veriler baz alındığında, en çok ve en az benzin harcayan motorlar arasında, yarış başına 15-20 kiloluk bir fark olabileceği tahmin ediliyordu. Demek ki 2010’da motorların sadece gücü ve torku değil, cimriliği de ön planda olacak. Pilotların sürüş stilleri de, benzin tüketimini etkileyen faktörler arasında. Yine en çok ve en az benzin harcayan pilotlar arasında, 10 kilograma kadar bir fark olabileceği tahmin ediliyor.

Son olarak işin strateji kısmına gelelim. Öncelikle pole pozisyonu, bence 2002 ve öncesindeki gerçek anlamına kavuşacak. Yani, benzin yüküne bakılmaksızın en hızlı pilot-otomobil kombinasyonu pole pozisyonunu alacak. Tabi en önden başlayan ve gerçekten en hızlı olan pilotun yarışı alıp götürmesi nasıl engellenecek sorusunu FIA’ya yöneltmek lazım.

Neyse, incelememize devam edersek, yarışlarda 1994’ten beri gördüğümüz stratejik hamlelerin tamamen değişeceğini söyleyebiliriz. Ayarlar açısından baktığımızda, hem sıralamadaki 625, hem de yarıştaki 790 kiloluk otomobilde çalışacak bir orta nokta bulunması şart. Biliyorsunuz, yarışta turlar ilerledikçe lastiklerin aşınmasına rağmen, depo hafiflediği için, teorik olarak otomobiller her bölümün sonunda en hızlı hale geliyordu. Yani deponun hafiflemesinin pozitif etkisi, lastik aşınmasının negatif etkisine üstün geliyordu. Artık durum bunun tam tersi olacak. Evet, her geçen tur depodaki ağırlık yine düşecek. Ama otomobiller pitten çıktığında da, neredeyse aynı ağırlıkta olacak. Yani artık pit-stoplar ağırlıktan ziyade, lastik performansına göre belirlenecek. Şimdi olduğu gibi daha geç pite giren değil, daha erken pite girip yeni lastiği önce takan pilotlar avantaj yakalayacak.

Ayrıca pit-stopların zamanını da, alınan benzin miktarı değil, mekanikerlerin lastikleri değiştirme hızı belirleyecek. 90’lı yılların başında olduğu gibi 5 saniye altındaki rekor pit-stop sürelerini yeniden görebiliriz. Yani mekanikerlerin üstündeki baskı da artacak ve bu, belki de daha çok hata yapmalarına neden olacak.

Otomobillerin değişen ağırlık dağılımı, azalan ağırlığı, pit zamanına göre artan veya azalan lastik performansı ile birlikte, daha fazla geçiş de görülebilir. Artık pilotlar, birbirlerini pit yolunda değil, daha çok pist üstünde geçmek zorunda kalacaklar.

Kısacası FIA, yepyeni bir ‘Formula 1 formülünü’ sadece yedi kelimenin içine gizlemiş durumda. bakalım. Bakalım bu yedi kelime 2010’da bize neler getirecek?
Mutlu bir yıl geçirmeniz dileğiyle…
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport