Beni hatırla
 
Formula 1’de her sezon aslında benzer şekilde başlar. Kış testlerinin ardından her takım ve pilot, bu sezonun kendilerinin yılı olacağına inanır. Geçen seneden alınması gereken tüm dersler çıkarılıp, bunların üstünde çalışılmıştır. Otomobil her durumda geçen senekinden daha iyidir. Pilotlar arasında büyük bir uyum vardır (ama bu uyum ilk yarışta ortadan kalkacaktır) ve iki pilot, birlikte çalışmaktan son derece memnundur.

İşin klişe kısmını bir kenara bıraktıktan sonra 2010’a baktığımızda, o kadar çok bilinmeyen karşımıza çıkıyor ki! Tabii ki her sezonda pek çok soru işareti vardır, neyin ne olacağını kestirmek güçtür. Ama bu yıl işler daha da farklı.

Öncelikle takım sayısı 13’e ve griddeki otomobil sayısı 26’ya çıktı. Ama sezonun başlamasına üç hafta kala, yeni takımlardan US F1 ve Campos GP henüz piste bir otomobil süremedi. Her iki organizasyonunda ciddi maddi sorunları olduğu açıkça biliniyor. Hatta bu durum karşısında Bernie Ecclestone, takımların ilk üç yarışa katılmadan sezona devam etmelerini sağlayabilecek bir formül üstünde kafa bile patlattı. 14. takım olmak niyetinde olan ve Toyota’nın mirasıyla yola devam etme niyetindeki esrarengiz Stefan GP’nin durumunu ise ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.

Sezonun en büyük teknik değişikliği dolu depolarla yarışılması ve buna bağlı olarak tüm stratejilerin değişmesi. Bu konuyu geçtiğimiz aylarda zaten işlemiştik. Ama şöyle bir dip not vermekte fayda var: 2010 Formula 1 gridinde; daha önce finişe gidecek kadar dolu depoyla start almış olan sadece iki pilot var: Michael Schumacher ve Rubens Barrichello. Yarış içindeki bu çok büyük ağırlık ve denge değişimlerine, otomobiller dışında pilotların da nasıl bir tepki vereceği merak konusu.

Her yeni yarış, beraberinde yeni bir heyecan getiriyor F1’e. 2008’deki Valensiya ve Singapur, 2009’daki Abu Dabi yarışlarının ardından, bu sene de Güney Kore’de ilk yarış heyecanı yaşanacak.

Bu senenin, belki de en çok beklenen yönü, dört takım ve bu dört takımın sekiz pilotu arasında yaşanacak mücadele. Tabii ki Ferrari, McLaren, Mercedes ve Red Bull takımlarından bahsediyorum. Bazılarına sıkıcı gelen 2009 sezonu, aslında daha önceden ortada gözükmeyen Brawn GP (eski Honda, şimdiki Mercedes) ve Red Bull takımlarının, şampiyonadaki güçlerden ikisi haline gelmesini sağladı.

Geçtiğimiz yılı gerilerde turlayarak geçiren ve tek bir galibiyetle kapatan Ferrari, hatırlayacağınız gibi tüm ağırlığını 2010 sezonuna vermişti. Son birkaç sezondur peşinde koştukları Fernando Alonso’yu sonunda direksiyon başına geçiren Ferrari, bunun için bir başka dünya şampiyonu Raikkonen’e tazminat ödemeyi bile göze almıştı. Alonso, F10 için şimdiye kadar kullandığı en iyi otomobil sıfatını kullandı. Tabii Alonso ile Macaristan’daki korkutucu kazasından sonra pistlere dönen gazi Felipe Massa’nın takım içindeki mücadelesinin nasıl olacağı büyük bir soru işareti. Ferrari, çabuk parlayabilen mizaca sahip iki Latin pilotu bir arada yarıştırmakta zorlanabilir.

Buna benzer, belki de daha büyük bir pilot yönetme sorunu da McLaren-Mercedes’te yaşanacak. Tarihte ilk defa son iki dünya şampiyonu, aynı takımda, takım arkadaşı olarak mücadele edecek. En son, iki şampiyonu yarıştırmayı, tam 21 sene önce Senna ve Prost’la yine McLaren başarmıştı. Bu eşleşmede, pek çok kişi Hamilton’ı daha şanslı görse de, son şampiyon Button, kazandığı unvanın sadece otomobile ya da diğerlerinin çok kötü olmasına bağlı olmadığını kanıtlamaya çalışacaktır. Ancak Jense’nin işi gerçekten zor.

Türk spor kamuoyunda, yıllardır yapılan ‘McLaren takımına Mercedes deme’ hatası, sonunda ortadan kalkmış olacak. Çünkü artık bir Mercedes GP takımı var. 1990’lı yılların başında planlanan, ancak bir türlü hayata geçirilemeyen orijinal Gümüş Ok takımı, Brawn GP’nin isim değiştirmesiyle sonunda gerçekleşmiş oldu. Tabi takımın Formula 1’in yaşayan efsanesi Michael Schumacher ile beraber dönüşü, tüm spor dünyasını heyecana boğdu. 41 yaşındaki Schumi, 40 yaşından sonra NBA’e geri dönen Michael Jordan’dan bile daha büyük bir yankı uyandırdı. Jordan, 40’ından sonra bir maçta 40 sayı atmayı başarmıştı. Bakalım Schumi neler yapacak? Şampiyonluk için yarışması biraz zor gözükse de, otomobili iyi olursa Alman pilotun yarış kazanabileceğine eminim. Yani onun dönüşü, Mansell ve Villeneuve’ün geri dönüşleri gibi hayal kırıklığına dönüşmeyecektir. Mercedes’te Schumacher’in varlığı karşısında, resmen söylenmese de diğer Alman Nico Rosberg’e ikinci pilot rolü düşüyor.

Red Bull Renault’daki Sebastian Vettel – Mark Webber rekabetinin nasıl devam edeceğini herkes merak ediyor. İleride Mercedes GP’de Schumacher’in yerini alabilecek olan Vettel daha hızlı olsa da, Webber tecrübesiyle beraber stratejik anlamda daha başarılı olabilen bir pilot. Bu arada yine köklü bir yönetmelik değişikliğinin ardından Adrian Newey’in RB6’sı, gridin en hızlı otomobillerinden birisi olabilir. Geçtiğimiz yılın anahtarı konumundaki çift katmanlı difüzör olmadan bile Newey’in tasarımı, en hızlı otomobillerinden birisiydi. Bu yıl teknik dehanın, bu konseptten de en iyi verimi alacak oluşu, şasinin başarı şansını daha da artırıyor.

Kısacası başa güreşmesi beklenen dört takımın da, büyük beklentileri var. Bu dört takımdaki pilotların biri (Rosberg) hariç hepsi yarış kazanmış isimler ve aralarında tam dört tane de dünya şampiyonu var. Bu, 1999’dan bu yana ilk defa yaşanan bir durum. Tabi 99’da durum farklıydı. Damon Hill ve Jacques Villeneuve’ün, değil yarış kazanmak, puan almaları bile bir başarı sayılıyordu. Bu kez durum farklı. Dört dünya şampiyonu da, hem yarış kazanmanın hem de şampiyonluğun peşinde koşacak. Üstelik bu mücadele, tam 19 yarış sürecek. Yani 2005 ile birlikte, tarihin en uzun iki şampiyonasından birinde, belki de unutulmaz yarışları ve destansı bir çekişmeyi izleyeceğiz.

Bahreyn’in startını beklemenin, size ne kadar zor geldiğini biliyorum. Ama dişinizi biraz daha sıkın, kağıt üstünde muhteşem bir sezon bizleri bekliyor. Kırmızı ışıklar söndüğünde görüşmek üzere…
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport