Beni hatırla
 
Takım arkadaşlarının durumu ve birbirine bakış açısını, 2009 Ağustos ayındaki köşe yazımda biraz irdelemiştim. İşin ilginç tarafı, pilotların zihinsel yapılarından bahsettiğim geçen ayki yazıdan birkaç gün sonra, bu gelişmenin yaşanması oldu. Peki ama Vettel ile Webber’i birbirlerine çarpmaya iten faktörler nelerdi?

Öncelikle ilk sekiz yarışın ardından sezonun en hızlı takımı olarak gözüken, ancak bu hıza paralel sonuçları alamayan Red Bull Racing takımında, son yarışlarda Webber’in yakaladığı form, anlaşılan takım yönetimini de şaşırtmış durumda. Geçtiğimiz yıl başlayan Vettel – Webber ortaklığında, genç Alman pilotun üstünlüğü vardı. Vettel, kırılan ayağı yeni yeni iyileşen Webber’i özellikle sıralama turlarında büyük bir farkla mağlup etti (14-3); ondan daha fazla galibiyet elde ederek, sezonu ikinci sırada bitirdi. Kısacası, geçen sene işler Vettel’in ve belki de takım yönetiminin istediği gibi gitti. Sonuçta Vettel, Red Bull genç sürücüler programının bir ürünü ve takımın gelecekteki şampiyonluk ümidi.

Kağıt üstünde yazılmasa veya dile getirilmese bile padoktaki pek çok kişi, Red Bull’un Webber’dense Vettel’in kazanmasını tercih edeceğine inanıyor. Takıma puan getirmesi dışında belki de Webber için düşünülen rol, yarış kazanabilecek kadar hızlı olması, bu anlamda Vettel’i maksimum performansını vermesi için zorlaması ve tercihen Alman pilotun kazanamayacağı bir ortamda yarış kazanması.

Ama Avustralyalı pilotun İspanya ve Monako’daki çok üstün performansı, Vettel’i net bir şekilde mağlup etmesi ve İstanbul’a takım arkadaşıyla puan puana gelmesi, dengeleri değiştirdi. Tabii Vettel’in sinirlerini de bozdu. Aslında Vettel, İstanbul’da polü alacak gibi gözüküyordu. Ancak Q3’teki son turunda viraj denge çubuğu arızasıyla, 0.3 saniye önde gittiği turda Webber’in ardında kaldı.

Yarış içinde, Red Bull Vettel’i pit-stop sayesinde Hamilton’ın önüne taşıyınca, F1’in en hızlı iki otomobilini kullanan dört pilot arka arkaya geldi.

Atağın yapıldığı 40. tur öncesinde, Webber’e benzin tasarrufu yapması talimatı gelirken, Vettel’in bir veya iki tur daha tam güçle gidebilecek benzini kaldığı söylendi. Tasarrufa yönelik motor ayarına geçince tur başına 0.18 sn kaybeden Webber, neredeyse 20 tur boyunca atak yapacak kadar yaklaştırmadığı takım arkadaşının pençesine düştü. Hatta iki farklı söylenti daha var: a) Webber, takımdan Vettel’in arada biraz mesafe bırakmasını istiyor, ancak bu istek Hamilton’ın bastırdığı gerekçesiyle reddediliyor ve b) Vettel, daha hızlı olduğu için Webber’den takım arkadaşına yol vermesi isteniyor ve bu istek de Avustralyalı tarafından reddediliyor.

Vettel 12. viraj öncesinde, yani pistin en hızlı yerinde atağa kalktığında, Webber ona sol tarafta, yani kirli olan bölümde tek bir otomobilin girebileceği kadar bir genişlik bıraktı. Atağa engel olamayan Webber, Vettel’in ideal çizgi dışında bir yerden ve kirli taraftan fren yapmasını ve böylece yavaşlayamayarak viraj dışına savrulmasını sağlayacaktı.

Vettel, otomobilinin dörtte üçünü öne geçirdikten sonra, yarım metre kadar sağa kayınca, kıyamet koptu. Webber, duruşundan bir gram bile ödün vermedi ve kaçınılmaz gerçekleşti. Bang! O anda kulağımda açık olan Red Bull telsizinden küfürler uçuştu. Bundan sonrası, bir takımın rekabetçi iki pilotu ve buna benzer bir kriz nasıl yönetilmemeli konusunda Red Bull yönetiminin verdiği bir ders oldu adeta.

İki pilotun o anlardaki psikolojilerini ve belki de hareketlerine sebep olan içgüdülerini tahmin etmeye çalışalım: Vettel, üst üste üç polü ve iki galibiyeti takım arkadaşına kaptırmış, bu durum nedeniyle gergin, ne pahasına olursa olsun onun hat-trick yapmasına engel olmak niyetinde. Sonuçta bu takımın starı, geleceği kendisi. Yanına çıktıktan sonra sağa yaklaşarak, hem rakibini geçmek, hem de ona gözdağı vermek istiyor. Webber, hayatının en formda döneminde, üst üste üçüncü polünü yarış zaferine dönüştürmeye gidiyor, 40 turu lider geçmiş, eğer Vettel’e ödün verirse takım içi dengelerin bir anda değişebileceğini biliyor.

İşte bu nedenlerle, her iki pilotta geri adım atıp kaçınabilecekleri bir temastan kaçınmaktansa, çarpışmayı göze aldığına inanıyorum. Evet, bunlar milisaniyelik ve düşünmekten çok içgüdüyle alınan kararlar. Ama Vettel’in hamlesine Webber ondan korkmadığını göstererek cevap verdi.

Bana kalırsa Webber’e o atağı Button yapsaydı ve İngiliz pilot sağa yanaşsaydı, Webber çarpışmayı göze alıp 18 puanı riske atmazdı. Ya da Vettel, aynı atağı Alonso’ya yapsaydı, sağa kayarak ona belki de bir mesaj vermeye çalışmazdı.

Kısacası, ‘En büyük rakibin takım arkadaşındır’ klişesinin doğruluğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Ne demişler: ‘Ne yaparsan yap, aynı otomobili kullanan takım arkadaşına, pist üstünde geçilerek mağlup olma. Onun seni aynı ekipmanla yenmesine izin verme.’

Red Bull yönetimi, kazanın hemen ardından Webber’i suçlayan açıklamalarla sınıfta kaldı ve adeta Vettel’in tutulduğu yönünde görüşün altını çizdi. Sonuçta, F1 camiasının çok büyük bir bölümü kazaya Vettel’in sebep olduğu yönünde düşünüyor. Ben de bu görüşe katılıyorum. Red Bull ayrıca bu kazayla, McLaren’e tam 44 puan, yani bir tam çifte zafer puanını kaptırmış oldu. Horner’ın bu kazadan 10 dakika sonra Hamilton-Button ikilisini izlerken neler hissettiğini çok merak ediyorum…

İşte Türkiye GP’sinin altı yıllık geçmişindeki en çok hatırlanacak an ve sonrasında bunlar yaşandı. Bence bu kaza yıllar sonra da konuşulacak ve tartışılacak. Hele bir de bu iki pilottan biri ya da Red Bull takımı, sene sonunda birkaç puanla şampiyonluğu kaçırırsa, herkes dönüp dolaşıp bu anı hatırlayacak. Kısacası Webber-Vettel teması, basit bir yarış kazası olmanın ötesinde, F1 tarihine geçecek ve beki de şampiyonluğu etkileyecek kadar büyük bir olay. 12. viraj şu ana kadar pek çok atağa sahne olmuştu; ama en önemlisi bu oldu belki de…
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport