Beni hatırla
 
İtalya GP’si maceramız Çarşamba günü başladı. Akşamüstü Milano’ya vardıktan sonra otelin yolunu tuttuk. Daha önceki tecrübemize dayanarak Milano tarafında değil, pistin diğer tarafında otel bulmuştuk. Hafta sonunun ilk sürprizi, Burago di Malgora adındaki taşra kasabasındaki otelin resepsiyonunda bir Türk dostumuzun çalışıyor oluşuydu. Hem biz şaşırdık, hem de Murat bey. Çarşamba akşamı otel odamda 12 Dev Adam’ı seyredip tek başıma sevindim deliler gibi.

Perşembe sabahı piste gittik. İlk iş olarak anlatım odamızı teslim aldım. Ama odanın kapısını açmamla, tıpkı Hungaroring’de olduğu gibi odayı su bastığını görmem bir oldu. Bu sefer masanın üstü bile, bir sürahi su dökülmüş gibiydi. Pek İngilizce konuşmayan İtalyanlar’a dert anlatmak zor oluyor genelde. Ama odanın halini görünce temizlik operasyonuna başladılar.

Padok tarafına geçip Erbatur ve Tayfun ile birlikte çekim yapmak için piste girdik. Daha önce Monza’nın start düzlüğüne çıkmıştım. Burası gerçekten de, otomobil sporları adına mistik bir yer. Sporun tüm tarihini hissedebiliyorsunuz. Ormanın içine doğru uzana pistin atmosferi de muhteşem.

Önce ilk şikana kadar yürüyüp birkaç fotoğraf çekeyim diye yola çıktım. Sonradan uzun zaman sonra bir yarışa erken gelmiş olmanın tadını çıkararak, tüm pisti yürümeye karar verdim. Hava sıcaklığı 20 C civarındaydı ve güneş vardı. Yani yürüyüş için şartlar da müsaitti. Başladım yürümeye…

Şikanlardaki yeni kerbleri yakından inceledim. Gerçekten dış kısımlar oldukça yüksek. İlk şikanı geçtikten sonra Grande Curve’ye geldi sıra. Birkaç yıl önce Coulthard’ın kaza yaptığı yeri geçtim. Tüm bu tur süresince, gerçekten de geçmiş yarışları, çekişmeleri, burada hayatını ortaya koyan veya kaybeden büyük sürücüleri düşündüm. Daha doğrusu hisseder gibi oldum.

Grande Curve gerçekten çok uzun. Devamında ikinci şikana geldim. Sonra sırada Lesmo virajları vardı. Lesmo 1, gerçekten de oldukça karanlık yüzünde. Lesmo 2 ise, televizyonda algılanandan daha sert ve dar. Orada genelde uzaktan çekim yapıldığı için pek anlaşılmıyor bu durum.

Ascari şikanına doğru inerken, köprün altından geçtim. O köprü aslında, eski oval pistin üstünden geçtiği bir yer. Yine bu düzlüğün kenarında, sağ tarafta, terk edilmiş gibi duran bir ev vardı. Orman tarafının içinde, artık kullanılmayan taş tribünleri de gördüm.

Sonra sıra Ascari şikanına geldi. Gerçekten çok uzun bir şikan burası. Devamında Parabollica öncesindeki son düzlüğe çıktım. Tabi yürüyünce, 10 saniye civarında bitmiyor koskoca düzlük. Ayrıca düzlükteki asfaltta yüzlerce metre uzunluğunda ince çatlaklar var. Bazı kerblerin boyaları da perişan vaziyette. Bu son düzlükte Lotus ve Force India pilotlarıyla, mühendisleri gelip geçti yanımdan.

Son olarak sıra Parabollica’ya geldi. Burası da gerçekten çok ama çok uzun. Yeniden start düzlüğüne çıktım ve pite tersten girerek turu tamamladım. Daha önce İstanbul Park’ı sayısını unuttuğum kadar çok kez yürüdüm. Hungaroring, Monako ve Silverstone’u da yürümüştüm. Ama Monza yürüyüşü bambaşka oldu. Gerçekten de çok etkilendim.

Perşembe’nin kalanı yayına hazırlanmakla geçti. Cuma sabahı ilk antrenman öncesinde piste vardık. Klasik menüyle bir yandan antrenmanları seyrederken, bir yandan da yayına çalıştım yine. İlk antrenmanın sonunda dostlarım Erbatur ve Tayfun ile beraber eski piste varmak için yola çıktık. Oval pist, ilk şikanın sağa tarafında kalıyor ve o noktadan ormana doğru uzuyor. Ancak anladığım kadarıyla Monza’nın içinde bulunduğu Kraliyet Parkı’nda bulunan insanların kaçak seyirci olmasını engellemek için, eski pist çok sıkı korunuyor. Ovalin başladığı yerden içeri girmeye ve orada çekim yapmaya çalıştık, ama izin vermediler. Biz de inat edip ağaçların arasından, daha ileriden bir yerden sızmak için harekata başladık. Pistin kenarına kadar geldiğimiz bir noktada, tel örgüler ve paslı dikenli tellerin arasından geçemedik. Geri döndük, yine ağaçların, otların ve bazen dikenlerin arasındaki patikalardan yürüyüp sonunda piste girecek bir boşluğu yakaladık. Hatta o noktadaki güvenlik görevlisi de biraz tecrübesiz çıkınca, bizi içeri aldı.

Sanırım yayında göreceksiniz, ama eğimli kısım gerçekten çok dik. Tepedeki armco bariyerlerde paslı. Daha önce bu eski piste gelip fotoğraf çekmiş ve gezinmiştim. O zaman da en tepeye kadar çıkmıştım. Erbatur ile emekleyerek en tepeye tırmandık. Bu sefer de duracak bir yer bulamadık röportaj için. Derken daha büyük boy bir güvenlik görevlisi geldi ve bizi kovma operasyonunu başlattı. Ama ufak bir sorun vardı. Biz altı metre yüksekliğindeki yolun en tepesinde mahsur kaldık. Arka tarafta kütükler, önde güvenlik görevlileri ve aşağı ancak yuvarlanarak inebileceğimiz bir eğim. Neyse sonunda, elemanların da yardımıyla, kaydırak üstü yavaş yavaş kaya kaya aşağı indik. Bu arada hem elimi kanattım, hem de pantolonumu deldim. Karizmayı dağıttık ama gülmeyin lütfen…

Tüm engellemelere rağmen, çekimi yapmaya niyetli olduğumuz için ağaç arkasına saklanıp beklemeye başladık. Bizi en başta kovan güvenlik şefinin devriyesi bitince, içeriye iki dakika için girip çekimimiz yaptık. Yani yılmadık ve başardık.

Dönüş yolunda, Monza’nın tam ortasında bulunan muhteşem kitapçıya daldık. Tamamen yarış ve otomobil kitaplarıyla dolu bir kitapçı hayal edin dostlar, yani cennetten bir parça gibi. O kadar keyifli bir yer ki, bir şey almayacak olsanız bile raflara bakmak dahi yetiyor.

Günün kalanı yine yayına çalışmakla geçti. Cumartesi sabahı beklediğimiz Monza trafiğiyle karşılaştık. Trafiğin az olduğu taraftan gelmemize karşın 12 km yol 1.5 saat sürdü neredeyse. Son antrenman başladığında ancak piste varmıştık. Son çalışmaları da bitirip yayına girdik.

Sıralama turları öncesinde Ferrari ve McLaren’in Red Bull’dan daha kuvvetli olacağı belli olmuştu. Beni şaşırtan McLaren’in iki otomobil için iki farklı paketi seçmesiydi. Hamilton’ın düzlüklerde daha hızlı virajlarda yavaş olan paketiyle sıralama turlarında sıkıntı yaşayabileceğini düşünmüştüm. Ama yarın ki sorunu bence daha da büyük olacak. Button’ın seçtiği paket, daha az kayan otomobil daha az aşınan lastikler ve daha yarışılabilir bir otomobil demek. Düzlüklerde hızlı bile olsa Hamilton, ilk tur içinde öndekilerden bir ya da birkaçını geçemezse, ilerleyen turlarda geride kalabilir. Çünkü muhtemelen, onlara atak yapacak kadar çok yaklaşamayacak.

Alonso Ferrari’nin neredeyse iki yıldır süren pole pozisyonu hasretine bir son verdi. Dediğimiz gibi burası, Red Bull’a ciddi bir hasar verebilmek adına belki de son pist. Webber’in iki günde iki kez yolda kalması da, pek iç açıcı bir durum değil onlar için. Ama bence Red Bull, bir McLaren’i geçmeyi beklemiyordu burada. Diğer Renault motorlu Kubica da yavaş kaldı. Daha önce burayı beş kez kazanan Schumacher ve Sutil’in son bölüme kalamaması hayal kırıklığıydı bana göre. Çok fazla bir sürpriz yaşanmadı bunun dışında sıralama turlarında.

Seyirci sayısı daha önceki yıllara göre daha azdı. Sanki seyircilerin coşkusu da daha az gibi geldi bana. Acaba tribünler boş kaldığı için mi böyle hissettim, bilemiyorum.

Benim açımdan iyi bir yayın oldu. Biraz da, Monza’da bulunmanın şevkiyle beraber iyi bir yayın çıkardığımı düşünüyorum. Çevirilerim de iyi oldu.

Son olarak gelelim hafta sonunun problemine, yani TRT3’e geçişe. Neden şifre girilmek zorunda olduğumuzu anlatmaktan dilimde tüy bitti. Artık bunu hala merak eden varsa, sık sorulan sorular kısmında bulabilir sebeplerini. Bu kanal değişikliğinin sebeplerini de yazmıştım daha önce.

Şu meşhur Doğu Paketi’nde TRT3’ün açılacağı bana söylenmişti, ama anladığım kadarıyla böyle bir gelişme yaşanmadı. Yani uydudan Batı Paketi’nden TRT3’ü yakalayan ve BIS şifresi olarak bir tane 1, kalan rakamlara 0 girebilenler seyredebildi galiba.

Elimden gelen çok fazla bir şey olmasa da, bu duruma üzüldüm. Çünkü bu işten mümkün olduğu kadar fazla kişinin keyif alması için çabalıyorum. Her açıdan sizlerle iletişim kurmaya uğraşıyorum. Bu, bazen benimle hiç alakası olmayan durumlardan dolayı tepki, hatta hakaret yememe sebep olsa da, şikayetçi değilim. Sonuçta herkes, varsa tepkisini dile getirecek bir yer arıyor.

Daha önce de dediğim gibi TRT-Spor’a geçmesi F1’in, programlar ve yayın süreleri açısından ileride bizi rahatlatacaktır. Şu anda, İtalya’dan yapabileceğim daha fazla bir şey yok. Ama Türkiye’ye dönünce, meşhur şifre işiyle ilgili olarak temasa geçeceğim yönetimle.

Yarın keyifli bir yarış bizi bekliyor. Hiçbir şey olmasa bile 350 km/s hızı vuran, her frenlemede arka tarafı oynayan otomobilleri seyretmek güzel olacak. Bugün bol bol araç üstü görüntüsü izledik. Umarım bu, yarın da devam eder.

Bu kadar oyalanmak yeter, müsaadenizle önce 12 Dev Adam´ı seyredip sonra yayına çalışayım. Startta görüşürüz…

Düzeltme: Ellerinize sağlık, helal olsun 12 Dev Adam. Bizi Monza´nın taşrasındaki otelin lobisinde sevinçten zıplatan 12 Dev Adam´a tapıyoruz, artık bizi final de kesmez,şampiyonluğu da bekleriz. Çıtayı siz yükselttiniz, biz de sizden şampiyonluk istiyoruz artık.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
12.09.2010 01:49:49
Güzel bir yazıydı. Pisti detaylı olarak anlatman gayet iyi bir fikirmiş. Acaba profesyonel yayın dışında (F1 Racing ve TRT) sırf bu yazıların arasında yayınlamak için 1-2 foto da çekseydin nasıl olurdu? Ben cep telefonuyla çekilmiş görüntülere bile razıyım. Bordürlerin yüksekliği, çatlaklar, eski taş tribünler... Pisti yürüyerek geçen biri bunca güzel anlattığı detay arasında fotoğraf da serpiştirse muhteşem olur. Sevgiler.
 
12.09.2010 01:55:12
Elinize sağlık, yine çok güzel bir yazıydı, özellikle de çekim maceraları :)
 
Acaba Ne Yapsak Etkinlik