Ne kadar ironik değil mi? Aylardır yapılıp yapılamayacağı tartışılan Kore GP’si, az daha yapılamıyordu gerçekten de! Her şeyin yetişmesi için harcanan onca çabanın ardından, tribünleri dolduran seyirciler, muhtemelen hayatlarında izledikleri ilk F1 yarışında, unutulmaz bir mücadeleye tanıklık ettiler.
Kore’nin pisti TV ekranlarına yansıdığı gibi, hakikaten de bir hiçliğin ortasında. Hükümetin pisti inşa edip, etrafına şehir yapma planını sevdim açıkçası. Fakat herkes konaklama ve ulaşım olanaklarının kısıtlı olmasından dolayı ciddi sıkıntı yaşadı. Muhtemelen seneye bu konularda daha büyük bir rahatlama olur.
Bu hafta sonunu, hafif üşütmüş vaziyette geçirdim. Dolayısıyla gün özetlerini yazamadım ve enerjim düşük olduğu için yarışta, yayının sonlarına doğru da zorlandım.
Pistin, grid çizgileri Çarşamba günü çiziliyordu. Ama her şeye rağmen, pisti yarışın yapılabileceği kadar yetiştirmeyi başardılar. Pistin şeklini beğendim. Takvime son eklenen Valensiya ve Singapur’a göre çok daha iyi gözüküyor. Viraj çeşitliliği açısından Abu Dabi’den de daha iyi, pist.
Cumartesi günkü sıralama turları, beklendiği gibi Red Bull’un üstünlüğüyle geçti. Benzin yüküne bağlı olarak otomobilin yerden yüksekliğini yasal şekilde ayarlayan bir manivela sistemi, RB6’nın Cumartesi günleri ulaştığı hızın anahtarı olarak gösteriliyor. Alonso bir kez daha süre dolduğunda önde olmasına rağmen, Red Bull’un son turlarına mağlup oldu. McLaren, sıralamada bir anda öndekilerin yarım saniye gerisinde kalmayı pek beklemiyordu. Button’ın o kadar geride kalması zaten sürpriz olmadı. Son yarışlarda biraz daha toparlanan Mercedes ile Rosberg iyi bir iş yaptı.
Pazar sabahı yapılan ve neredeyse tamamı Güvenlik Aracı altında geçilen Hyundai yarışı, görevlilerin yarışta yavaş kalabileceğinin bir göstergesiydi. Yarış Kontrol buna rağmen, çok iyi bir iş yaptı ve bu zor günü harika şekilde idare etti. Altı senedir yan yana çalıştığımız Charlie Whiting ve Herbie Blash’e ne kadar saygı duyduğumu, daha önceki senelerde F1 Racing’e yazmıştım. Ben, Türkiye’deki ulusal bir yarışta direktör olduğumda yaşadığım stresi biliyorum ve bunu F1’i yönetmekle karşılaştıramıyorum bile. Bu kadar büyük baskı altında, toplamda 1000’den fazla Grand Prix görmüş olan bu ikili, harika kararlarla yarışı tamamlatmayı başardı.
İlk gecikmenin ardından Güvenlik Aracı altında startı, startın ardından ilk iki tur barajını geçtikten sonra yarışı askıya almaları, böylece iki saat limitinden yemeden havanın iyileşmesini bekleme şansını yakalamaları, yarış yeniden başladığında Güvenlik Aracı ardından pistin kurumasını sağlamaları ve (bölgede güneşin birden batmasına karşın) tam karanlık çökmeden beş dakika önce yarışı bitirmeleri… Bunların hepsi çok güzel hareketlerdi.
Gerçek yarış başlamadan önce, pilotların telsiz konuşmaları vasıtasıyla hem Yarış Kontrol’ü hem de TV yayınını etkilemek için farklı yorumlar yaptıklarını duyduk. Tabii herkes kendi çıkarına göre, yarış yönetimini manipüle etmeye çalışıyor olsa bile, F1 seyircisi baz alındığında bu konuşmalardan Hamilton’ın karlı çıktığını düşünebiliriz. Seyirciler genelde her koşulda yarışmaya çalışan, gözü kara, agresif pilotları sever. Hamilton bu açılardan, bu hafta bol bol puan kazandı galiba.
Yarışın ilk büyük sürprizini Webber yaptı. Avustralyalı, belki de çocukluğundan bu yana hayalini kurduğu dünya şampiyonluğunu, hayatındaki en önemli şansı kaybetmesine neden olabilecek bir hata yaptı. Mark, Kore’de, tıpkı Fuji 2007’de Alonso’nun yaptığına benzer bir ‘kerb dışına taşma’ hatasıyla beraber, şampiyonluk yolunda ağır bir darbe almış oldu.
Çok mu fesat düşünüyorum bilmiyorum ama, Webber ilk temasın ardından geri geri kayan otomobili durdurmak için bir çaba sarf etmedi gibi geldi bana. Acaba geriden gelen Alonso veya Hamilton’dan birisini de beraberinde götürmek mi istedi içgüdüsel olarak, bilemiyorum. Bu yorumu padokta yapan başka medya mensupları da olmuş. Son olarak da Gerhard Berger, aynı şeyi dile getirdi. Rosberg, bu kaza ile beraberi muhtemel bir podyumdan oldu.
Vettel, tempoyu belirleyerek, önde yarışı kontrol altında tuttu. Yarış dışı kalana kadar da, galibiyeti hak edecek bir performans ortaya koydu. Belki de patlayan Renault V8 motoru, onun tarihin en genç dünya şampiyonu olarak adını rekor kitaplarına yazdırmasını engelleyecek. Genç Alman pilotun işi çok zor. İki yarışı kazansa bile, Alonso’nun podyum görmesi her şeyin sonu olabilir.
Yani ilk çizgiden başlamış olmak Red Bull’a yine şans getirmedi. Takım bu sene tam sekiz kez, iki otomobille ilk çizgiyi işgal ederek yarışlara başlamış oldu. Ama bu sekiz ilk çizgi startından sadece bir kez 43 puanı çıkarabildiler.
Günün en hızlı adamlarından birisi Hamilton’dı. İngiliz pilot, genelde olduğu gibi yağmurda çok iyi bir performans sergiledi. Ama Spa’daki gibi yağmurda yaptığı tek hata, bu sefer önemli puanlara mal oldu. Acaba pist dışına çıkıp Alonso’ya geçilmese, yarışı kazanabilir miydi? Bu senaryonun sonunda, Hamilton, 21 yerine sadece 7 puan gerisinde olurdu Alonso’nun.
Bazen yağmurda çok ciddi hatalar yapan Massa, takımın güvenini yeniden sağlayabilecek bir performans sergiledi. Suzuka’da, üstündeki ölü toprağını atmış gibi gözüken Schumacher de, bu seneki en iyi yarışlarından birisini çıkardı. İyi bir sonuca şiddetle ihtiyacı olan bir başka pilot Liuzzi de, çok önemli bir sonuç yakaladı.
Buemi, muhtemelen günün en çok sövülen ismi oldu. Benzer şeyler, Sutil için de söylenebilir. Glock ve Virgin’e gerçekten de yazık oldu Bir kez daha hem sıralama turlarında, hem de yarışta bir varlık gösteremeyen Jenson Button, gerçekçi konuşmak gerekirse şampiyonluğa veda etti. Onun istediği gibi ıslak zemin ve değişken şartlar bile, Button’a bir şey getirmedi.
İki günkü yayınlarımdan memnunum. Tabii ki Pazar günü, çok zor bir gün oldu benim için de. Bekleme periyodunda, saatin durdurulduğunu bilmek, günün önemli anlarından birisiydi benim adıma. Aklımda kalan önemli bir hata yok. Ama ufak hastalık ve yorgunlukla sesim sonlara doğru pek iyi çıkmadı. Çevirilerim, iki günde de iyi oldu diyebilirim. Ama yarıştan çok keyif aldım, umarım sizin de keyif almanızı sağlayabilmişimdir.
Son sözler de, yeni şampiyona lideri için gelsin. İngiltere’den sonra potadan düşüş gibi gözüken, ancak Ferrari’nin teknik anlamdaki başarılı güncellemeleri, takımın tüm desteğini kendisine vermesi ile yeniden canlanan İspanyol pilot, yedi yarışa dört galibiyet ve iki podyum sığdırarak bir anda liderliği ele geçirdi. Yağmuru seven Alonso, bu çok zor şartlarda, hatasız bir yarış çıkardı ve Vettel ile birlikte zaferi en çok hak eden isim oldu. Sıralama turlarından itibaren, Red Bull’un başına gelebilecek sorunlardan istifade edebilecek yerdeydi. Yani Webber’in kazasından sonra, Vettel’in patlayan motorundan sonra; şansın kendisine güleceği yerdeydi. Unutmayın ki, şans hazır olana gelir.