Beni hatırla
 
Sportif açıdan bakıldığında Spa-Fnacorchamps’dan, tesis açısından bakıldığındaysa Sakhir ve Şanghay’dan başka rakibi yok gibi pistimizin. Pek çok spor severin yıllar boyunca kurduğu F1 hayallerinin, somutlaşmış hali olan İstanbul Park’ı anlatmaya kalksak, herhalde derginin bir sayısını doldurmamız gerekir.
Peki nasıl oldu da bu kadar zor elde ettiğimiz dünya çapındaki pistimizi, Bernie Ecclestone’a verdik işletmesi için? Pistin tamamının inşaatını Türk mühendis ve işçiler yaparken, bütün yatırım İTO ve TOBB’un kasasından çıkarken, daha iki sene bile olmadan neden ‘zarar eden’ pistten kurtulmaya kalktık? Dikkat ederseniz biz diyorum, çünkü buradaki asıl niyetimiz suçlu bir kurum veya kişi bulmaktan çok, ülke olarak nerede hata yaptığımızı keşfedebilmek.
İsterseniz bandımızı biraz geri saralım. 21 Ağustos 2005 akşamı. Türkiye’nin ilk F1 Grand Prix’inden alnının akıyla çıkmasının coşkusu yaşanıyor her yerde. Bu başarıyı özel kılan bir başka nokta da, pistte hiçbir resmi yarış yapılmadan, çıkılan ilk yarışın, dünyadaki en üst düzey otomobil yarışı, yani Formula 1 olması. Herhalde ilk Grand Prix için Fransa’dan, kendi cebinden masraflarını ödeyerek yarışa gelip, sadece görev almak için araya Fransa Federasyonu’nu sokmaya çalışan iki tane Fransız hakemden bahsetsem sizlere, İstanbul Park’ın ne kadar gündemde olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz.
F1’i takip eden üç ayda yaptığımız yarışları hatırlayalım: FIA WTCC Dünya Binek Otomobiller Şampiyonası, FIA GT Şampiyonası, MotoGP, binek otomobil yarışlarının en üst düzeyi DTM ve altı saatlik Le Mans dayanıklılık yarışı. Dünyanın en üst düzey serileri…
Tamamında sportif başarının yakalandığı bu yarışlar için, temasta olduğumuz Avrupalı meslektaşlarımızın bize gıptayla baktığını söyleyebilirim. Kısacası motorsporları dünyasında 2005 Ağustos – Kasım ayları arasında tam bir İstanbul Park ve Türkiye fırtınası esti.
Peki neden biz bu saydığımız yarışları teker teker kaybettik?
İlk olarak DTM çekildi: muhtemel neden seyirci azlığı ve tanıtım çalışmalarının yetersizliği. 2006’daki ikinci yarışın ardından Le Mans serisi de bir daha gelmemeye karar verdi: muhtemel neden, biletlerin ücretsiz olmasına rağmen yine seyirci azlığı.
Neden seyirci az? Demek ki Türkiye için nispeten yeni bir kültür olan otomobil sporları, potansiyel izleyicilere yeteri kadar anlatılamadı. Demek ki pistin kemik izleyici kitlesi oluşturulamadı. Demek ki piste üç gidiş-üç geliş altı şeritli otoban bağlantısı olsa ve dört farklı güzergahtan piste ulaşılsa bile, otomobili olmayan seyircilerin piste gelmesi hala sağlanamadı.
Bu arada World Series by Renault 2006’da İstanbul’a geldi ve Renault’nun yürüttüğü kapsamlı tanıtım çalışmaları sayesinde belki de F1’den sonra en çok izleyici toplayan yarış yapıldı. FIA GT serisi WTCC’den ayrılınca, bir yarışı daha kaybetmiş olduk.
2007’nin hemen başında FIA takvimi için başvurusu yapılan World Series by Renault ve FIA WTCC, pistin yeni yönetiminin isteği üzerine takvimden çıkarıldı. Peki elimizde ne kaldı? Sadece Formula 1 ve Moto GP…
150 milyon dolar harcandığı söylenen dünya harikası bir pistte, bir koca sene boyunca otomobil yarışı olarak sadece Formula 1’in yapılması kabul edilebilir bir durum mu? Bu sorunun cevabını siz verin.
Bana İstanbul Park’ın hali ne olacak diye soranlara şu cevabı veriyorum: ‘Bence her durumda şimdikinden daha iyi olacak. Belki sene sonunda Bay E, bir iki F1 takımını test için gelmeye ikna edebilir. Belki giden serilerden bir iki tanesi seneye yeniden gelebilir. Belki Bay E, bizim pistimizi bizden daha iyi kullanabilir!’
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
27.02.2010 13:34:37
Serhan Bey, sizden İstanbulPark ile ilgili güncel bir hatta bir kaç yazı daha bekliyoruz.
 
lamp83 s-sport