Beni hatırla
 

Türkiye GP’sini, her şey olup bittikten sonra anlatmak çok zor aslında. Her şey, öyle çabuk, öyle gerilimli bir ortamda olup bitiyor ki; sonradan bir şeyleri düşünüp yazmak oldukça zor. Ama hatırlayabildiğim kadarıyla, yaptıklarımızı ve yaşananları aktarmaya çalışacağım size.

Gerçekte Grand Prix, 1.5 saat süren bir yarış sadece. Bu kadar kısa süren bir şey için, çalışmaya yaklaşık dört ay kala başlanıyor, son bir ayı oldukça yoğun; son haftası ise tamamen, neredeyse 24 saat F1 çalışarak geçiyor. Yaşadığım stres ve sürekli yarışı düşünmekten, geceleri uyumakta bile zorlanıyorum. Neyse, kişisel konuları bırakıp yarışa dönelim ve Çarşamba’dan başlayalım.


Çarşamba:

Yarışta, direktör yardımcısı olarak görev yapacaktım. Bizim için Türkiye GP’si resmi olarak Çarşamba günü başlıyor. 9 farklı ilden gelen yaklaşık 600 görevli (toplam sayımız 850’nin üstünde) ile birlikte, Çarşamba günü Riva’daki otelde yaptığımız teorik eğitimle olaya giriştik. Daha önce siteden bu eğitimlere katılanlar oldu (Korhan, Metin, Erdim). Kısacası, tüm derslerin sadece F1 ile ilgili olduğu bir günlük bir kurs açıyoruz. Oldukça keyifli oluyor benim için bu eğitimler. 

Bu sene, yarışın önemi, yapılması ve yapılmaması gerekenler, bayraklar, pilot ve araç tanıma, pit alanı-start-teknik kontrol-güvenlik aracı, müdahale ve yangın söndürme gibi her zamanki rutin konular dışında yine Digiflag ve 2009’daki gibi KERS meselelerine eğildik. Dolayısıyla, dersimize iyi çalıştık.

Eğitimden sonra, ekibin kalan kısmı Formula Futbol maçına gitse de, ben eve dönüp bitirmem gereken çalışmalar üzerine yoğunlaştım.


Perşembe:

Perşembe günü, her zaman olduğu gibi 07:30 civarında piste gittik. Sabah 09:00’da FIA Şampiyona Direktörü Charlie Whiting ile ilk toplantımızı yaptık. Bir ajanda üstünde yapılan toplantı yaklaşık yarım saat sürüyor. Ama ilk seneden bu yana, aşağı yukarı aynı ekibi gördüğü için karşısında, Charlie biraz daha rahat oluyor. Bunu derken, tabi ki yine pek çok detayın üzerinden geçiyoruz; ama onların çalışma sisteminde işleri iyi yaptığınız sürece size karışmamak var. Bu durum, aynen bu sene de devam etti.

Perşembe’nin ilk aktivitesi, saat 11:00’de yürüyerek yapılan pist teftişi. Normalde Charlie ile birlikte birkaç FIA görevlisi, pist müdürü, FOM’dan birkaç yetkili ile beraber öğlen sıcağında 5.3 kilometrelik yürüyüş yapıyoruz. Ama bu sene hava soğuk ve yağmurlu olduğu için, teftişti arabayla yaptık ve herhangi bir sorun yaşanmadı. 

Devamında, öğlen 14:00-15:00 arasında FIA Güvenlik Aracı testini yaptık. Burada, bir saat boyunca Güvenlik ve Tıbbi Araçların testi yapılıyor. Bu bir saatte onlar telsiz ve GPS sistemini denerken, biz de bayrak çalışması yapıyoruz. Bu test gayet başarılı geçti.

Sonrasında, kurtarma gurubunun uygulamalı eğitimi (otomobil itme, çekme, kaldırma) ve yangın söndürme eğitimi yapıldı. Bu arada saat 16:00’dan itibaren önce F1 Takım Menajerleri Toplantısı’na, sonra GP2 ve GP3 pilotlar brifingine girdim. F1 takım menajerleri toplantısında, Çin’de Alonso’nun DRS’yi erken açması, Monako’daki muhtemel DRS kullanımı, antrenman sonunda yapılacak start antrenmanları gibi şeyler konuşuldu. Takımlar o kadar profesyoneller ve öyle detayları yakalıyorlar ki, hayran olmamak elde değil.

GP2 ve GP3’ün pilotlar brifinginde herhangi bir sorun yaşanmadı.


Cuma:

Cuma sabahı, yine 07:00 civarında pistteydik. Tabi 850 kişinin ve 100’e yakın aracın (jipler, Maniotular, çekiciler, itfaiyeler, sivil savunma, binek otomobiller, ambulanslar, tıbbi araçlar vs) piste gelip görev yerlerine dağılması, bu 850 kişinin yeme içme ihtiyaçları, ekipmanları, kıyafetleri, telsizleri ile dokümanlarının sağlanması, aslında çok büyük bir lojistik operasyonunu gerektiriyor. Önceden her şeyi çok iyi planlamanız ve tüm olası aksilikleri planlamanız lazım.

Bir kez daha yeri gelmişken hatırlatayım; biz Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) olarak biz sadece insanların televizyonda izlediği yarışın sportif organizasyonundan sorumluyuz. Bunun dışındaki tribünler, bilet satışları, reklamlar, tanıtımlar vs gibi konulara pistin işletmecisi İstanbul Park Organizasyon (İPO) firması karar veriyor. Aslında biz, 850 kişilik kadromuzla, Türkiye adına yarışı organize etme sorumluluğunu üzerimize alıyoruz ve bunu da, büyük bir gururla yapıyoruz.

Neyse, devam edelim… Daha önce de belirtmiştim; hafta sonu F1, GP2, GP3, Porsche Mobil 1 Super Cup ve Porsche GT3 Cup olmak üzere 5 farklı seride 7 yarış ve yarışan toplam 111 otomobil vardı. Dolayısıyla programımız, ilk defa bu kadar yoğundu.

Cuma sabahı, GP3 antrenmanı ile hafta sonuna başladık. Bu sene GP2 ve GP3’te yeni bir şampiyona direktörü vardı; Bob Kettleborough. Kendisi Silverstone’un F1 direktörü. Onunla da ilk seansımızı yaptık. F1 haftalarında, Cuma günleri her zaman en zor geçen gün oluyor. Herkesin atmosfere, piste, ortama ve göreve alışması zaman alıyor. Bir de üstüne üstlük yağmur olunca, işler daha da zorlaştı.

Yağmur demişken, bizim yağmur yağmasını istemememe sebebimiz, yağmurdan korkmamız değil. Sonuçta zamanında yağmur altında 6 saat Le Mans, WTCC, DTM yarışlarını yaptık. Ama yağmurda hem pistteki herkes ve binlerce seyirci için işler çok daha zor hale geliyor, hem de artan kaza riskiyle beraber, görevlilerle ilgili başka riskler ortaya çıkıyor.

GP3’te, pistte kalan üç otomobilin itilmesi dışında, bir sorun yaşamadık. Devamında Formula 1 seansı öncesi teftiş ve F1’in ilk antrenmanı geldi. Yarım saat kala yapılan bu teftişte, pistin durumu ve tüm görevlilerin yerinde olup olmadığı denetleniyor.

F1 ilk antrenmanda, Karthikeyan’ın arıza yapan aracının itilmesi ve seans sonunda bariyere çarpan Maldonado’nun aracının pite taşınması  dışında, yaptığımız en önemli müdahale Vettel’in kazasıydı. Canlı yayında, kısa süre içinde otomobili kaldırmayı başardık ki bildiğiniz gibi süre durdurulmadığı için böylece takımların zamanından da çalmamış olduk. Neredeyse hiç olay yaşanmayan 11. viraj, ıslak zeminde herkesin arka arkaya pist dışına uçtuğu bir yer haline geldi.

GP2’de 8. virajdaki kazadan sonra, hafta sonunun ilk kırmızı bayrağı geldi. Porsche GT3 Cup antrenmanı sorunsuz tamamlandıktan sonra, F1’de ikinci antrenmanını yaptık. Alonso’nun pitte kalan otomobilinin itilmesi ve  Maldonado’nun kazası, en önemli iki olaydı. GP2 sıralama turlarında, 12. virajda bariyerlere gömülen iki otomobil nedeniyle iki defa kırmızı bayrak çektik. Altı yılda sadece 2008’de bir tıbbi müdahale yapmış olan ekibimiz, aynı virajda iki farklı müdahale yaptı başarıyla. Ufak bir el kırılması dışında herhangi bir problem yaşanmadı. Porsche Mobil 1 Supercup’ın antrenmanında, hafta sonunun en büyük hatasını yaptık ve otomobili çekmek için içeri giren çekici, çamura gömülünce kırmızı bayrağa bir kez daha başvurduk. Bu olayın dışında sorunsuz geçti son seans.

Cuma gününün eğlenceli bölümlerinden birisi, katıldığım pilotlar brifingiydi. Düşünsenize, dünyanın en hızlı ve belki de en ünlü 24 pilotuyla aynı odadasınız. Basın yokken, kendi aralarında, neler yaptıklarını, nasıl konuştuklarını görebiliyorsunuz. Odada Schumacher, Vettel, Hamilton bir köşede yan yana otururlarken hemen önlerinde Alonso ve Button vardı. Neredeyse bir şampiyonlar köşesi yarattılar kısacası. Webber ile Vettel, iki uç köşede oturuyorlardı. Bu arada bir gün önce Charlie Whiting’in koyduğu yasağın ardından, tüm pilotlar, cep telefonları olmadan brfinge geldiler. Çin’de yaşanan olaylar, özellikle Rosberg’in frenaj alanında iki defa yön değiştirerek Hamilton’ı zor durumda bırakması tartışıldı. Devamında Monako’daki ve sezonun kalan kısmında DRS kullanımı ile ilgili görüşler soruldu. Burada Schumacher, özellikle Barrichello’ya tatlı tatlı sataştı. Webber ile Schumacher de ayrı fikirleri savundular. Ama sanki ilerleyen yarışlarda, FIA, DRS’nin Cuma ve Cumartesi günlerinde de, sadece yarışta kullanılan bölgede açılmasını istiyor gibi.

Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi ara ara takımların telsizlerini dinledim. Önümdeki konsolda takımların butonları (12 tane) var. Bu konuşmaları, yayında duyabilsem dünyanın en iyi F1 yayını yapardım herhalde. Düşünsenize, her otomobildeki durumu, problemi, ne zaman pite gelineceğini önceden biliyorsunuz. Özellikle yarışta önde gidenlerin telsizlerini dinlemek çok faydalı oluyor. Bu sayede, daha onlar mavi bayraklar için sızlanmaya başlamadan önlem alabiliyoruz. 

Bunun dışında, önümdeki dijital haritadan pilotların pistin neresinde olduğunu, kimin ne zaman DRS açtığını, kimin pitten yeni çıktığını metre metre görebiliyorum.


Cumartesi:

Türkiye GP’sinde, genelde Cumartesi günleri ekip olarak Cuma’ya göre daha iyi oluyoruz. Herkes yaptığı işe ve görev yerine alışmış oluyor. Genelde işler biraz daha rahat yürüyor. Bu yarışta da durum değişmedi.

Her zamanki gibi ilk seansa yaklaşık iki saat kala pistteydik. Sabaha sorunsuz geçen Porsche GT3 ve GP2 sıralama turlarıyla başladık. Havanın açması, işlerimizi biraz daha kolaylaştırdı. Formula 1’in üçüncü antrenmanı ve Mobil 1 Supercup’ın sıralama turlarında da sıkıntı yaşanmadı. Cumartesi’nin en önemli seansı, hiç kuşku yok ki Formula 1’in sıralama turları. Kobayashi’nin pit yolunun başında kalması dışında, hiçbir olay yaşanmadı bir saat boyunca.

Sonra sıra, hafta sonunun ilk yarışı olan GP2’ye geldi. Her zamanki gibi olaylı geçen yarışta, beş farklı otomobile müdahale ettik. Ve F1 hafta sonlarındaki atılan ilk takla ile beraber, bu yılın ilk Güvenlik Aracı periyodunu izledik. GP3 yarışında da, 15 tur içinde 4 farklı müdahale yaptık. Bu kez de 12. virajda bir takla yaşandı. Neyse ki ciddi bir yaralanma olmadı. Yine Güvenlik Aracı’nı kullanmış olduk. Günü olaysız geçen Porsche GT3 Cup yarışı ve Button’ın kullandığı Güvenlik Aracı ile atılan gösteri turlarıyla birlikte bitirmiş olduk.


Pazar:

Her sene olduğu gibi, Cumartesi gecesi erkenden yatmama rağmen, stresten ve kafam dolu olduğu için uyumayı başaramadım. Sabah ilk seanstan 2.5 saat önce pistteydik. Birkaç poz fotoğraf çektik. Sonra yeniden işe koyulduk.

Günün ilk yarışı olan GP3, Cumartesi’ye göre olaysız geçti. Sonra sıra GP2’ye geldi. Dördüncü virajda ufak bir müdahale yaptık. Devamında, son dört turda Rigon’un ayağının kırıldığı start düzlüğündeki büyük kaza yaşandı. Yine Güvenlik Aracı ve tıbbi ekibin müdahalesi gerekti. Sonra yarışı noktaladık.

F1’den önceki son yarış olan Porsche Mobil 1 Supercup, Porsche standartlarına göre son derece olaysız geçti ve geriye sadece Grand Prix’nin kendisi kalmış oldu. Porsche’den sonra F1 startı öncesinde yaklaşık 1.5 saat kalıyor geriye. Arkadaşlar, o son 1.5 saatteki geri sayımı size anlatamam. Belki de ben bu işi çok sevdiğim ve en iyisini yapmamızı istediğim için ben biraz daha fazla stres yaşıyorum. Ama gerçekten de GPye doğru geri sayım, idam mahkumunun geri sayımı gibi oluyor. Stres atmak için bir pit yolundan yürüyüp, padoktan geri döndüm. 14:15’deki teftişte piste çıktım, dolu gözüken tribünleri görerek neşelendim. Sonra 14:30’da pit yolu açıldı. Yine hava alıp stres atmak ve biraz da pitte önümden geçen otomobillere bakıp keyfini çıkarmak için pite çıktım. Birkaç dakika keşif turu yapıp pite geri dönen otomobilleri seyrettim. Sonra da Yarış Kontrol’e geri döndüm.

Yarışın startı temizdi ve tüm yarış boyunca sadece Di Resta’yı bir açıklığa itmenin dışında, hiçbir müdahale yapmadık. Ama bayrakçılarımıza çok iş düştü. Neredeyse 40 tur boyunca, sürekli mavi bayrak salladık ve her seneki başarımızı bir kez daha tekrarladık. Hatta bir ara HRT’lerden birisine tur bindiren Trull ile birlikte arkasındaki Alonso için aynı anda mavi salladık. Bu konuda, gözetmen arkadaşlarım üstüne düşeni çok iyi yaptılar.

Tabii yarış yönetimindeyken, işe bakış açısı tamamen değişiyor. Kimin kimi geçtiğinden ziyade, temas olup olmadığına, bayraklara, görevlilerin durumuna bakıyorsunuz. Her atakta dişinizi sıkıyorsunuz, kaza yaşanmasın diye. Yarışı sizler gibi izleyici olarak takip edemesek de, çok heyecanlı olduğunu gördük.

Aslında işin bu kısmı çok komik, aylarca hazırlanıp stres çektikten sonra, yarış başlıyor ve sanki bir çırpıda olup bitiyor. Çabucak turlar akıp gidiyor. Yarış sonunda, lojistik merkezi önünde malzemeleri geri toplarken, pek çok arkadaşa teşekkür etme fırsatını bulmak beni mutlu etti yine. Bu sırada bazı seyircilerle de fotoğraf çektirdik. Bu arada fotoğraf olayına bir nebze alıştım, ama benden imzamın istenmesi, onurlandırsa da hala beni utandırıyor.

Bu arada son olarak Türkiye GP’sinin yeni durumundan da bahsedelim. Starttan kısa bir süre önce GSGM Genel Müdürmüz Yunus Akgül, başkanımız Mümtaz bey, İstanbul Park’ın Genel Müdürü Bülent Özerdim ve Bernie Ecclestone bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda, çeşitli muhtemel anlaşma yolları üzerinde durulmuş ve olumlu anlamda bir ilerleme kaydedilmiş durumda. İçeride konuşulanları sizinle paylaşamam, ama işler olumlu gözüküyor. Sanki bir orta yol bulunacak ve yeni dönem anlaşması imzalanacak gibi. Ancak altını çizerek söylüyorum, henüz ortada varılmış bir mutabakat, imzalanmış bir anlaşma veya el sıkışılması yok. Fakat gidişat, olumluya döndü. Basında bahsedilen 20 yıllık bir anlaşma ise, hiç konuşulmadı. Son iki yıldır, bu iş üzerinde ciddi şekilde çalışıyor başkan Mümtaz bey. Muhtemelen şu anda, son iki yıldaki en iyi noktaya geldik. Devletimiz de devamını istiyor yarışın, FOM ve Bernie de. Gelişmeleri size ilerleyen haftalara bildiririm, ama sanki devam edeceğiz gibi. Yine de imzalar atılmadan, fazla sevinmemek lazım.

Kısacası heyecanlı bir yarış ve görevimizi iyi yaptığımız bir hafta sonu oldu. Bir yarıştan daha, ekip olarak alnımızın akıyla çıkmanın mutluluk ve gururunu yaşıyoruz. Görev alan ve en ufağından en büyüğüne kadar bu başarıya katkıda bulunan 850 küsur kişiye tek tek teşekkür ediyoruz. Elinize sağlık. Tabii ki tribünlere gelen seyircilerin katkısını da unutmamak lazım. Umarım gelecek yıllarda da bu keyfi, hep birlikte yaşarız.

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
9.05.2011 18:53:05
Çalışmalarınızdan dolayı sana ekibine çok çok çok teşekkürler Serhan Abi. Umarım devamı da olacak ülkemizde. :)
 
9.05.2011 19:40:01
Üstad, şu yazdıklarınızı okuyunca duygulanmamak elde değil.Sizin yaptığınız bu işi Türkiye Cumhuriyet`inde başka biri yapıyor olsa enaniyetinden yanına yaklaşılmazdı.Kendisini Mars`a gitmiş bir kozmonot gibi görür insanlara yukarıdan bakardı.Bir işi bu kadar profesyonelce yapıp bu kadar mütavazi bir şekilde bunu insanlara izah etmek gerçekten mükemmel bir şey.Nazar değmesin.Organizasyon gerçekten müthişti.Nice 7 yıllara inşallah.
 
9.05.2011 23:43:55
Uzun ve yorucu 4 günün ardından kaldığımız otelden, otel pist arasında mekik dokuyan otobüslerde, pist içindeki bazı görevli arkadaşlarla yaşadığımız sorunlara rağmen, saat 15:00`da herşeyin biranda unutulması ve o araçların kıyasıya mücadelesini izleyip yine olsada gelsek demek kadar güzel bir duygu olamaz....Nice Formula 1 türkiye gp`lere inşallah....
 
10.05.2011 00:24:37
 
10.05.2011 08:49:30
Gerçektende çarşamba`dan pazar`a Serhan Acar ve tüm arkadaşlarımla çok güzel bir yarış haftası geçirdim.Umarım bu ilk her zaman tekrarlanır.Serhan abi sanada teşekkürler örnek verirken beni gösterdiğin için.Seninle beraber pistte bulunmak bile bir gururdu.Emeği geçen herkese bir kez daha teşekkürler.
 
10.05.2011 22:27:04
 
10.05.2011 22:45:04
ibrahim beyin yazdıklarına katılmamak elde degil.bu işi bu kadar üst seviyede iyi yapıp,mütevazi kalmak her insanda olabilen bi ozellik degil.yarıstan sonra pistten cıkarken logistigin onunde cektirdigimiz fotografta bunu bizzat gordum.haftasonun daki basarınız icin siz ve ekibinize tesekkur ederm...
 
11.05.2011 17:37:17
Çok güzel bir yarış oldu. Serhan abi ve ekibine gerçektende ne kadar teşekkür etsek azdır. Onlar sayesinde biz yarışı sorunsuz güvenli bir şekilde izleyebiliyoruz.İşlerini çok iyi yapıyorlar.
 
13.05.2011 15:34:31
Serhan abi ellerine sağlık bütün hafta ne olduysa ayrıntısına kadar anlatmışsın.iyiki Formula 1`in içindesin.başarının devamını diliyorum...
 
14.05.2011 12:15:00
Orada olmak, o heyecanı tekrar yaşamak gerçekten güzeldi. Son olabileceğini düşünerek iş yapmak buruk bir gurur veriyordu. 40 tura yakın mavi bayrak sallarken telsizden Serhan Acar`ın anonslarını duymak ise bambaşkaydı. Umarım olur da, 2012 Türkiye GP`sinden sonra da böyle güzel şeyler yazabiliriz.
 
lamp83 s-sport