Beni hatırla
 

Öncelikle ilk defa, bir yarış yazısını bu kadar geç yazdığım için üzgün olduğumu belirteyim. Monako ve İspanya hafta sonları da dahil, bizim F1 yarışından bu yana deliler gibi Avrupa Ralli Şampiyonası yarışımız Boğaziçi Rallisi için çalıştığımızdan, elim erip de bir türlü yazıyı yazamadım.

Tabii olan bitenin üstünden bir hafta geçtikten sonra, neler yaşadığımı aktarmak güç, ama elimden geleni yapacağım. Önce Cumartesi günü ve sıralama turları ile başlayalım.

Mercedes, üçüncü antrenmanda büyük bir kaza yapan Rosberg’in otomobilini sıralama turlarına yetiştirerek, gerçekten de büyük bir iş başardı. İlk bölümde büyük bir sürpriz yaşanmadı. İkinci bölümde, hafta sonunun başından bu yana yavaş kalan Lotus-Renault’nun iki otomobilinin de elenmesi ilginçti. Aynı takım geçen sene Kubica ile, neredeyse galibiyeti kovalamıştı. Petrov’un sürekli Hedifeld’i geçiyor olması, Alman pilot için hiç de iyi bir haber değil. Bu bölümde, en iyi zamanı yapan Hamilton, Vettel’i en çok zorlayabilecek isim olduğunu gösterdi.

Ancak son bölümde McLaren, bana göre bu seneki en büyük taktik hatayı yaptı ve İngiliz pilotu ilk beş dakika piste yollamadı. Tam ben bunun büyük bir risk olduğunu söyledikten sonra da, Peres’in kazası geldi. Bazıları yayından sonra beni ‘şom ağızlı’ olmakla suçlasa da, durum tam anlamıyla ‘görünen köy kılavuz istemez’ örneğiydi aslında. Monako’da, bu tür bir olayın yaşanması ihtimali her zaman vardır, yeni kurulmuş bir F3 takımı bile, bu ihtimale karşı hazırlıklı olur, öyle değil mi?

Peres’in kazasında, müdahalenin uzun sürmesi nedeniyle, yayın içinde boşluk olursa konuşmayı planladığım pek çok konuya değindim. Aslında her yayına, yaklaşık yarım saat muhabbet edebilecek kadar not toplayıp çıkıyorum. Bazen böyle durumlarda (Brezilya ve Japonya 2009 sıralama turları, Kore 2010 yarış öncesi gibi), önceden çalışmış olmak gerçekten işe yarıyor.

Kalan yaklaşık 2.5 dakikada, önü boş bir tur atmak için erkenden pit yolunun sonuna gelen Hamilton, bu kez de lastikleri soğuduğu için performans elde edemedi. Her durumda, McLaren önümüzdeki birkaç yarış içindeki en büyük galibiyet şansını Cumartesi günü çöpe atmış oldu.

Vettel, bir kez daha doğru zamanda, doğru yerde olduğu için polü almış oldu. Alonso’nun iyi geçen antrenmanlardan sonra 1 saniye geride kalması sürpriz olurken, Schumacher de Cumartesi gününü iyi bir şekilde bitirdi.

Pazar gününe geldiğimizde, Vettel’in kritik olan startı kaybetmemesi, yarışın anahtarlarından birisiydi. Bildiğiniz gibi Monako’da pist üstü pozisyonu, her şey demektir ve Vettel bu avantajı, daha ilk saniyelerden ele geçirdi. Alonso’nun iyi start alması da önemliydi.

İlk pit-stopta Red Bull’un, iki otomobili de etkileyen bir hata yapması, çok alışık olmadığımız bir durumdu. Ama Vettel’e yanlışlıkla sert hamurların takılması, sonradan Alman pilotun yarışı kazanmasını sağlayacaktı.

Bu hatadan faydalanan Jenson Button, liderliğe yükseldikten sonra, yarışı kazanabilecek bir tempo yakaladı ve arayı açtı. Ama Güvenlik Aracı, iki seferinde de onun için yanlış zamanda içeri girdi.

Günün başarılı isimlerinden birisi de Fernando Alonso idi. Tecrübeli pilot, Vettel’in arkasında resmen son turlara kadar, lastiklerini koruyarak atak yapmayı bekledi.

Günün olay ismi ise Hamilton’dı. Schumacher’e güzel bir atak yaptı, ama Massa ve Maldonado ataklarında biraz fazla iyimser davrandı diyebiliriz. Belki başka bir pistte aynı atakları yapsa, rakipleri kaza yapmayacağı için ceza gelmezdi. Ama Monako’da görevliler, gerçekten büyük risk altında olduğu için, FIA biraz daha hassas davranıyor. Bu tür temaslarda, fatura genelde arkadan geliğ, atak yapan pilota kesiliyor. Yarıştan sonraki talihsiz açıklamaları ise, Hamilton’a yakışmadı ve İngiliz pilot, haklı olarak seyirciler ve medyanın tepkisini çekti.

Tek pitle yarışan Vettel, iki pitle yarışan Alonso ve üç pitle yarışan Button tarafından yakalandıktan sonra, harika 15 tur izledik. Ne yazık ki Petrov’un kazası nedeniyle, destansı bir final görme şansını kaçırmış olduk.

Kazadan sonra FIA’nın yarışı noktalama veya bekleyip devam ettirme şansı vardı. FIA yönetimi, ikinci seçeneğe yöneldi. Ancak genelde yarışın askıya alınması, hava şartlarında yaşanan ani değişimler (aşırı yağış) veya büyük kazaların ardından yapılan bir uygulama. Bu nedenle yağmur lastiklerine geçilmesi veya kazanın ardından parçaların üstünden geçerken hasar gören lastiklerin değişmesi ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. Yani lastiklerin değiştirilmesi, kuralların izin verdiği bir uygulama. Ama bu uygulama, gerçekten de yarışın sonunun tadını kaçırdı.

Mark Webber, pit alanında Vettel’i bekledikten sonra 15.liğe kadar düşmesine rağmen 4. olmayı başardı. Kobayashi, yine tek pitle harikalar yarattı. Lastiği patlamasa Sutil, 4.liğe adaydı. Williams’ın ilk puanlarını alması da sevindiriciydi. Mercedes’in yarış performansı, gerçekten kötüydü.

Yarış yayınından çok keyif aldım. Bekleme dönemini ve GüvenliK aracıo periyotlarını doldurmaya çalıştım. Yarıştan sonda sizlerden gelen mesajların ardından, yayına tekrar baktığımda kırmızı bayrak sinyalini 12 saniye geç gördüğümü fark ettim. Muhtemelen o esnada, notlarıma bakıyordum. Bu gecikme için özür dilerim. 

Çevirilerimin de fena olmadığını düşünüyorum. Ama 2011 kurallarıyla, Monako bile keyifli, çekişmeli ve ataklı geçti. Dilerim bu seri, aynen devam eder…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport