Beni hatırla
 

Bu yarış, gerçekten de unutulmaz oldu. Eminim, on sene sonra bile pek çok kişinin hatırlayacağı bir mücadeleye tanıklık ettik. İçinde her şey vardı yarışın: yağmur, ataklar, temaslar, kazalar, bol bol Güvenlik Aracı, görevli hataları, stratejik hamleler. 2011 Montreal GP’si, Formula 1’i neden sevdiğimizin uzun bir özeti gibiydi.

Her hafta sonuna olduğu gibi, Cumartesi gününden bahsederek başlayalım. Sıralama turlarında, Vettel’in pole pozisyonunu alması, bir nevi sürpriz oldu. McLaren, polün daha büyük favorisi olarak gösteriliyordu. Ama yağmura yönelik ayar yaptıklarından şüphelenilen Hamilton ve Button geride kaldı. Ferrari’nin aerodinamik zayıflığının nispeten önemsiz kalacağı pistte, geçen yıl ve bu seneki Monako’da olduğu gibi başarılı olması bekleniyordu.

Son ona en hızlı beş takımın on pilotunun kalması (numara sırasına göre 1-10 arası) ilginç oldu. Alguersuari’nin ilk bölümde elenmesi, tehlike çanlarının çalmaya devam etmesine neden oldu. Di Resta ve Maldonado, yine tecrübeli takı arkadaşlarını geride bıraktılar.

Cumartesi günkü yayınımızda biraz fazla reklam vardı. Malum yarış akşam saatlerine gelince, reklam bol oluyor. Ama yine heyecanı hiç kesmeden, reklamları vermeyi başardık. Çevirilerim de fena olmadı. Yalnız uzun zamandır basın toplantısına çıkamayan Massa’nın, bayağı takıldığını gördük hep beraber.

Pazar günü, pit yolunun açılmasıyla beraber, keşif turlarında Güvenlik Aracı (SC) ardından start verileceği belli oldu. Belki bu tür kararlar, seyir zevkini azaltıyor; ama biliyorsunuz, yarışların en tehlikeli anları startlardır ve FIA, pilotlarla pist görevlilerinin hayatlarını korumakla da yükümlü.

Beşinci turda SC’nin çıkmasıyla beraber, yarış başlar başlamaz, ilk olay yaşandı ve Hamilton ile Webber temas etti. Bana göre bu, daha öneki yıllarda da benzerleri yaşanan (örnek: İtalya ve Singapur 2010) bir yarış temasıydı ve kimseye ceza verilmemesi normal. Bu tür olaylarda, FIA, çoğunlukla atak yapan pilotu daha fazla inceliyor ve kabahat oranında %60 - %70’in üzerinde bir tarafa yönelmek mümkünse, o sürücüye ceza veriyor.

Yarışa agresif başlayan Hamilton, Button’ı geçmeye çalışırken, takım arkadaşının kapatmaya başladığı sol tarafa girmeye kalkınca, temas yaşandı. Bu olayın, Türkiye 2010’dan sonra en çok konuşulacak temas olacağını düşünmüştüm ilk başta. Ama McLaren yönetimi ile iki pilot, en azından basının önünde, bu krizi gayet iyi yönettiler. Yarışın içinde pek çok başka olayın yaşanması ve unutulmaz olaylar da, bu temasın daha çabuk unutulmasını sağlayacak. FIA ise, genelde iki takım arkadaşı birbirine daldığında, çok fazla işe karışmadan, sorunun takım içinde halledilmesini tercih ediyor (örnek Türkiye 2010).

Zeminin biraz kurumasıyla yağmur lastiğine geçen Button, Alonso ve Barrichello, bastıran yağmurla beraber bu karardan zararlı çıkmış oldular. Button’ın, SC arkasında hız limitini aştığı için ceza almasıyla, McLaren’in işi iyice zorlaştı.

İyice bastıran yağış ile beraber, yarışın askıya alınması kararı geldi. Bu noktadan sonra, benim için ayrı bir yarış başladı; iki saatlik arayı doldurma yarışı. Daha önce de sizinle paylaşmıştım, her yarışa ortalama 150 sayfa doküman okuyup, 20 saat civarında (bazen daha da fazla) hazırlanarak çıkıyorum. Sadece Cumartesi ve Pazar’ın arasını çalışmam bile iki saati geçiyor. Aslında bunu yapmam için beni zorlayan kimse yok. Ama hem bu işi çok sevdiğim için, hem de siz seyircilere saygı duyduğum için, elimden gelenin en iyisini, her şeyin en güncelini yakalamaya çalışıyorum. Benim görüşüm şu; ben yayını yaparken, ekran başındaki bir izleyici benim bilmediğim ya da atladığım bir şeyi, internetten bulamamalı. Ancak o zaman, ben yaptığım işimin hakkını vermiş olurum. Zaten nadiren de olsa, istediğim kadar iyi hazırlanamadığım yayınlara, tedirgin çıkıyorum; içim rahat olmuyor.

Özetle, bazen böyle durumlarda (Brezilya ve Japonya 2009 sıralama turları, Kore 2010 yarış öncesi, Monako 2011 sıralama ve yarış gibi), önceden çalışmış olmak gerçekten işe yarıyor. Ama benim tüm çalışmama karşın, anlatacağım konuların neredeyse bitmek üzere olduğunu da itiraf etmeliyim.

Yine de, daha önce ayrıca yazdığım teşekkür yazısında da belirttiğim gibi (Bkz: Teşekkür Yazısı), pek çoğunuzu ekran başında tutabildiğim için çok mutlu oldum. Yarış içinde gelen Twitter mesajları ve e-postalar da, keyfimi ve şevkimi daha da artırdı.

Yarış yeniden başladığında, SC belki biraz fazla pistte kaldı. Ama bu tür durumlarda, FIA, hem SC’den, hem de pilotlardan gelen yorumları topluyor, hava tahminine bakıyor ve bir kerede, doğru bir karar almaya çalışıyor.

İkinci bölümde, aklımda kalan en önemli olay Alonso-Button temasıydı. Bu da bana göre, iki pilottan birisinin net olarak suçlanamayacağı bir yarış temasıydı. Alonso’nun otomobili kerb üzerinde aslıda kalması ‘motoru çalıştığı müddetçe’, görevlilerin yardımııyla yarışa dönebilirdi. Ama yarış yönetimi, bu tür durumlarda, öncelikle pilotu yarışa döndürmekten ziyade, tehlikeyi en kısa süre içinde bertaraf etmeye çalışıyor. Yani kenarda kalan bir otomobili (motoru çalışıyorsa) ortadan kaldırmanın en kolay yolu, onu piste doğru itmekse; Charlie Whiting bu talimatı veriyor. Ama Alonso’yu o pozisyondan iterek kurtarmak mümkün değildi.

Bu temasın ardından, patlak lastikle, sürünerek pite dönen Button, ‘21. sıraya düştüğü yarışı kazanarak, tarihin en büyük ikinci geri dönüş galibiyetini alacak’ deseler herhalde hiçbirimiz inanmazdık. Ama McLaren pilotu, Kanada’da gerçekten de tarih yazdı son 33 turda. Tıpkı Avustralya ve Çin 2010 gibi, kurumaya başlayan zeminde, doğru lastik tercihinin devamında gelen müthiş bir hız; DRS yardımıyla da olsa yapılan bol bol atak, iki şampiyonluk adayı Hamilton ve Alonso ile yaşamam temaslar ve biri ceza olmak üzere 6 pit ziyaretinden sonra, son turda liderliğe yükselerek yarışı kazanmak. Yazması bile inanılmaz gerçekten de. Evet, son turda Vettel’in hata yapması, şans olarak nitelenebilir; ama Button, bu şansı kendisi yarattı. Son 15 turda, 15 saniye gerideki bir dördüncülükten gelerek hem de. Button ile Vettel’in en hızlı tur zamanları arasında çeyrek saniye var ama, üçüncü sıradaki Petrov’un en iyi tur zamanı tam 2.1 saniye geride. Bu da, son turlarda Vettel ile Button’ın ulaştığı inanılmaz tempoyu gözler önüne seriyor.

Yarışın ikinci bölümünde, geri döndüğünden beri gördüğümüz en diri Schumacher’i izledik. Tecrübeli pilot, ikinciliğe kadar çıkınca, eminim pek çoğunuz da heyecanlandınız. Sonuçta otomobilin hızı yetmediği için podyumu kaçırdı kurt Schumi; ama böylesine ‘Hollywood filmi’ benzeri bir yarışta, MSC beş yıl sonra podyuma çıksa, çok daha güzel bir final olurdu sanki.

Vettel ve Red Bull yönetimi, son 10 turda, Button’ın gelişini bence pek göremedi. Farkın yavaş yavaş erimesini, son üç dört tura kadar çok fazla önemsemediler sanki. Son tuda bir saniyelik DRS farkından kaçmaya çalışırken de, çok az ıslak zemine taşması, Vettel’in altı sene sonra son turda galibiyeti kaptıran pilot olmasına neden oldu. Buna rağmen, bu hata, Vettel´in bu sene yedi yarışta yaptığı ilk hataydı belki de. Tabii şampiyona puan durumu açısından bakıldığında bu hata toplam 14 puana (neredeyse bir üçüncülüğe) mal oldu dünya şampiyonu için.

Bana göre ‘tek ölçüm noktası çift DRS alanı’ uygulaması, son şikandan önce geçiş yapan pilotların, start düzlüğünde hiç uğramadan farkı açmasına neden oldu ve karşı atak yapılmasını engelledi. Ya geçiş yaptıktan sonra ikinci bölümde DRS kullanılmamalı; ya da ikinci bir ölçüm noktasıyla geçilen pilota da karşı atak fırsatı tanınmalı.

Petrov ve Kobayashi iyi iş çıkaran isimlerdi. Masa, yine yağmur altında bir varlık gösteremedi. Heidfeld’in kazasına canlı canlı tanıklık ettik. Bu arada görevlilerin, pist üstünde hayati tehlike atlatması da, gerçekten gergin bir sahne oldu. Bana göre Yarış Kontrol ile oradaki görevliler arasında bir iletişim sorunu oldu. Türkiye’de biz ‘Yarış Kontrol’den kesin talimat gelmeden’ kesinlikle piste girilmemesi sistemiyle çalışıyoruz. Bir kez daha görüldü ki, pist kenarı görevlileri, pilotlara göre çok daha büyük bir risk altında. Bu nedenle tüm gönüllü görevlilere, her zaman saygı duymak ve onları takdir etmek lazım.

Zaman zaman eleştirilseler de, Yarış Kontrol’ün bir kez daha, çok zor şartlar altında yarışı tam mesafeyle (iki saat içinde) bitirdiğinin altını çizmek lazım. Kore 2010’da da, iki saat limiti dolmuş ve yarış bitmişti.

Yayın uzayınca ve pek çok olay yaşanınca, bu yarışta ‘içimden geldiği için’ biraz daha esprili bir anlatım yaptım galiba. Bunu sonradan, bazı bölümleri dinleyince fark ettim. Sizden gelen tepkiler, genelde olumlu. Reklamları, zaten yarışın başında, doğru zamanlamayla halletmiştik (bir yarışı daha kazasız atlattık bu anlamda). Çevirilerim de, 4.5 saatin sonuna kıyasla kötü olmadı. Son bölümlerde sesim gitti, ama zaten yarışta affınıza sığınmıştım bu hususta.

Daha önce yazdığım gibi, bu yarışı başından sonuna seyreden ve bir yandan da bana enerji veren tüm F1 fanlarına teşekkürler. Keyifli (ama mümkünse biraz daha kısa) yarışlarda buluşmak dileğiyle…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
18.06.2011 14:52:11
daha ne yarışlar göreceğiz bilmem ama sezon sonu değerledirmesinde kanada gp ilk üçte olacak
 
18.06.2011 15:24:50
mükemmel bir yarış anlatımı.ama serhan abi massa çok iyiydi.sen kötü demişsin.çok kötü bir talihsizlik yüzünden podyumu kaçırdı.
 
26.06.2011 14:45:26
Yarış sırasında en çok ilgimi çeken nokta yarış kontrol ile müdahale hakemleri arasındaki anlaşmazlıktı. Ben 2008`de görevliyken tam 22 tur boyunca 10 metre ötemdeki Porsche`un farını alamamıştım ve ancak yarış bitince almıştık.Sebebi race kontrol`den kesinlikle girmeyin emrinin verilmesiydi.Ve bir nokta daha; müdahale hakemleri çok ama çok rahattı. Pistte hangi araç olursa olsun hakemin içeride olması yasaktır ama BBC`de izlediğim görüntülerde yanlarından araç geçen 2 hakem İStinye`de yürür gibi yürüyordu. Bir de eğer ki araçla karşılaşılırsa panik yapılmaması gerektiği söylenmişti ama görevliler gayet uyur gibi hareket ettiler,hele ki acele edeceğim diye 2 kez düşmesi bizi dehşete düşürdü.Tam bir fiyaskoydu...
 
29.06.2011 21:56:02
evet kanada çok iyiydi ama favori olarak gördüğüm bir yarış daha var. SPA...
 
lamp83 s-sport