Beni hatırla
 
Gelin Abu Dhabi ‘de Alonso için neler yanlış gitti, neler farklı yapılabilirdi, birlikte inceleyelim. Sıralama turlarında üçüncü sırayı alan Alonso ve Ferrari, yine de en büyük rakipleri Webber’in iki sıra daha geride olmasından dolayı durumdan memnundu. Sonuçta Vettel yarışı alıp götürse bile, Alonso’nun yerini koruması ve hatta bir sıra kaybetmesi bile şampiyonluğu Ferrari’ye getirecekti. Cumartesi günkü basın bültenlerinde, Ferrari’nin takım patronu Stefano Domenicali, yarıştaki başarının anahtarlarını ‘dayanıklılık, start, strateji, takım çalışması, direksiyon başındaki pilotun yeteneği ve soğukkanlılığı korumak’ olarak sıralamıştı. Ancak Alonso – Ferrari kombinasyonu, bu altı maddeden dördünde başarıya ulaşamayınca, şampiyonluğu Vettel’e adeta hediye etti. 

Startta Alonso, gridin daha temiz olan tarafından kalkmasına karşın, kalkıştan sonraki hızlanma bölümünde Button’a geçilip dördüncü sıraya düştü. İlk turda yaşanan korkutucu Schumacher – Liuzzi kazası, şampiyonanın kaderinde önemli bir rol oynadı. İçeri giren Güvenlik Aracı’nın ardından pite girip, sert lastiği takarak pite girme zorunluluğundan kurtulan Rosberg, Petrov ve Alguersuari, bu hamleleriyle belki de dünya şampiyonunu belirleyen pilotlar oldu.

Tüm rakiplerinin gerisinde olan Webber, Singapur’da olduğu gibi erken bir pit-stop ile sert lastiği takıp, daha sonra yükselişe geçmeyi düşündüyse de, takım böyle bir karar almadı.

Abu Dhabi, kağıt üstünde atak yapmaya uygun bir pist gibi gözükse de, 2009 yarışında 20 pilot arasında, sadece altı tane geçiş yaşanmıştı. Bu açıdan Alonso’nun, sezonun son yarışına getirdikleri büyük arka kanat güncellemesiyle; atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra da olsa hızlanan McLaren pilotlarını geçmesi çok zor gözüküyordu. Altıncı turdan itibaren yarış yeniden başladıktan sonra, Alonso, Button’ın 1.5 – 2.0 saniye arkasında, kendisine şampiyonluğu getirecek dördüncülük koltuğunda oturmayı sürdürdü. 

Hem arka lastikleri biten, hem de kaybedecek bir şeyi olmayan Webber 11. turda pite daldı. Red Bull yönetimi, Webber’i Alonso’ya erken bir pit-stop yaptırmak için bir yem olarak mı kullandı, bunu bilemiyoruz. Ama üç tur sonra, Webber Alguersuari’yi geçip önünde beş saniyelik bir boşluk bulunca; Alonso’nun birkaç tur içinde, pit çıkışında Webber’in gerisinde kalacağı hesaplandı Ferrari pit duvarında. Ve belki de sezonun en yanlış kararıyla, Webber’in gerisine düşmemek adına Alonso pite çağırıldı. Sonrasını hepimiz biliyoruz. Tam 40 tur boyunca Petrov’u geçemeyen ve bu yüzden de, sinir bozukluğu şampiyonluğa veda eden bir Alonso izledik. 

Peki ama Ferrari’nin düşüncesindeki yanlış neredeydi? Bana göre, Ferrari, önce Petrov, sonra da Rosberg’i geçme işini biraz hafife aldı. Sonuçta bu iki pilotu da, sene içinde defalarca geride bırakıp, yarışları kilometrelerce önde bitirebilmişlerdi. Ancak özellikle Renault’nun Spa’dan sonra kullanmaya başladığı F kanalı, takıma ciddi bir düzlük hızı avantajı getirmişti. Petrov atak yapılabilecek en iyi yer olan 8. viraj öncesinde 316.9 km/s’e ulaşabilirken, onun hava koridorunda olmasına karşın Alonso aynı noktada en fazla 314 km/s’e çıkabildi. Bunun dışında Ferrari, muhtemelen kendilerinden 15 tur önce aynı lastiği takmış olan Rosbeg ile Petrov’un, ilerleyen turlarda lastik problemine gireceğini de düşündü. Ayrıca, Petrov, tüm gridde en fazla hata yapma potansiyeline sahip olan pilotlardan birisiydi. Abu Dhabi’den evvel, tam dört yarış hafta sonu üst üste, çeşitli zamanlarda kaza yapmıştı. Hatta koltuğunu korumaya çalışan Petrov’un durumu o kadar ümitsizdi ki; Alonso kendisine bir atak yapsa çarpmayı göze alamayacağını söyleyecekti yarıştan sonra. Ama Rus pilot, kısa Formula 1 kariyerinin en iyi performansını sergiledi ve tıpkı İstanbul Park’ta olduğu gibi, Alonso’nun baskısına tüm yarış boyunca direndi. İstanbul’da, Alonso sonunda bir yolunu bulup Petrov’u geçmişti, ama bu kez olmadı. 

Alonso Webber’i takip edip 15. tur yerine, sekiz tur daha pistte kalıp Hamilton ile aynı turda (23. tur) pite girse neler değişebilirdi? Pite girene kadar Button ile aynı tempoyu tutturan İspanyol pilotun, McLaren’i yine iki saniye geriden takip ettiğini varsayarsak, pit çıkışında Sutil’in arkasında yedinci sırada yer alacaktı. Ama bu sekiz turda, zaten pite girmiş olan Rosberg ve Petrov’dan kurtulmuş olacaktı. Sutil ile hız ölçüm noktasında aralarında yine yaklaşık 3 km/s olduğuna göre, muhtemelen yarışın kalan kısmı, atak yapamadan, Alman pilotu izleyerek geçecekti. Bu durumda, Kubica’nın 46 ve Sutil’in 47. turdaki pit-stopları öncesinde Alonso, yaklaşık olarak lider Vettel’in 30 saniye gerisinde, yarışı altıncı sırada götürüyor olabilirdi. Bu iki pit-stopun ardından dördüncülüğe çıkacak olan Alonso, podyumun 16-17 saniye uzağında kalmasına karşın; dördüncülükle beraber, kariyerinin üçüncü dünya şampiyonluğunu kazanacaktı. 

Tabii ki argo bir deyişle ‘teyzemin sakalları olsa, dayım olurdu’ deyip, iş bitikten sonra ahkam kesmek ya da akıl vermek çok kolay. Ancak pilotların yarış içindeki tur zamanları, pitte kaybedilen süreler, düzlük hızları, atak yapmanın zorluğu gibi faktörler, işin içine girdiğinde, yukarıda bahsettiğim senaryo rahatlıkla gerçekleşebilirdi. 

Sonuçta Kore’de kazanacağı yarışta motor patlatarak şampiyonluğu altın tepsi içinde Alonso’ya hediye eden Vettel; Ferrari’nin tabağı boş göndermemesi sayesinde tarihin en genç dünya şampiyonluğuna ulaştı. Yani Domenicali’nin demecine göre, dayanıklılığı ve pilot yeteneğini yakalayan Ferrari, startı kaybetmesine rağmen; Webber’in pit-stopunun ardından soğukkanlılığını koruyup, doğru stratejiyi seçerek iyi bir takım çalışması yapabilseydi, bugün herkes Vettel yerine, Alonso’yu alkışlıyor olurdu. Ancak F1’de yarış bitikten sonra ‘keşke ve eğer’ kelimelerini kullanmanın hiçbir faydası yoktur. Tıpkı Ferrari’nin acı bir şekilde, bir kez daha hatırladığı gibi!

 
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport