Beni hatırla
 
Tamam, Formula 1 için 1.6 litre formülü kulağa çok hoş gelmiyor; hatta şimdiden bari dizel kullansınlar diyenler de var. Adeta hızın simgesi olan F1’de, standart yol otomobilleriyle aynı hacimde bir motorun kullanılmasını eleştiren çok olacaktır. Ama isterseniz Formula 1’de, daha önce 1.5 litrelik, sıralama modunda 1300 beygir güç üreten turbo motorların da kullanıldığının altını çizdikten sonra, bu kararın arkasındaki sebepleri anlamaya çalışalım. 

Formula 1’in son 25 yıllık tarihine baktığımızda, motor değişikliklerinin genelde artan süratleri kontrol altına almak ve/veya maliyetler düşürmek adına yapıldığını görüyoruz. Ama son yollarda sporun yönetici organı FIA’nın bir hedefi daha var; sporu sürdürülebilir hale getirmek, çevreye daha az zarar vermek ve bunu yapmak için de daha çevreci güç ünitelerinin kullanılmasını sağlamak. 

Sporumuzu tanımlarken, otomobil dünyasının laboratuvarı tabirinin zaman zaman kullanıldığını duymuşsunuzdur mutlaka. Formula 1, hala otomotiv dünyasına göre teknolojinin çok daha hızlı geliştirilebildiği bir sektör. F1’in günlük gelişim hızı, zaman zaman savunma sanayi ve hatta uzay çalışmalarının bile önüne geçebiliyor. Bu nedenle, otomotiv dünyasının günümüzde kullandığı veya ileride kullanmaya yöneleceği teknolojilerin geliştirilmesi için, F1’den daha iyi bir araç yok aslında. 2009 senesindeki KERS örneğini düşünün. Sezon bitmeden takımlar, ilk prototiplerin neredeyse yarısı ağırlığında, son derece dayanıklı sistemlere ulaşmayı başardılar. 

Biz çoğunlukla FIA’nın sportif tarafını düşünsek de, milyonlarca otomobil ve karayolu kullanıcısını da temsil eden federasyonun, mobilite, yani otomotiv ve taşımacılık dünyası için de üstlendiği çok önemli görevleri var. FIA, bu misyon çerçevesinde, otomotiv üreticileri ile işbirliğine giderek, geleceğin çevreci teknolojilerinin geliştirilmesi yönünde pek çok çalışma yapıyor. Bu çalışmalarda, sporun bir katalizatör görevini üstlenmesi gerektiği düşünülüyor. 

Otomobil üreticileri 21. yüzyıldaki çevrenin korunması trendine, her geçen gün daha fazla önem verdiğine göre, F1’in bu konuda kayıtsız kalma ihtimali yoktu. Üreticiler, her geçen gün daha ufak silindir hacimlerine, turboşarj veya kompresör gibi aşırı besleme sistemlerine ve yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru yöneliyor. İnternette arama yapmama karşın, 2.4 litrelik atmosferik basınçlı V8 motorla üretilen bir otomobil bulamadım. Dolayısıyla, Formula 1 gibi bir spor için, şu anki motor formülü, aslında antik çağlardan kalmış gibi duruyor. Tabii aynı motorlarla, iki sene daha yarışılacağını da unutmayalım.

2004 yılında Formula 1’de yarışan tam yedi tane otomobil üreticisinden, geriye sadece Ferrari, Mercedes ve Renault kaldı. Daha önce üreticilerin ayrılma sebeplerini incelemiştik. Ama bu sebepler arasında, Formula 1 teknolojisi ile yol otomobilleri arasındaki paralelliklerin azalması ve üreticilerin F1 vasıtasıyla yapacakları Ar-Ge çalışmalarının kısıtlanması, büyük yer tutuyor. İşte yeni motor formülü ile FIA, bu iki alanda da üreticilerin ilgisini yeniden Formula 1’e çekebilmeyi de hedefliyor. Böylece yeniden, bir geliştirme mücadelesi başlayacak üreticiler arasında.

Açıklanan bilgilere göre motorlar 1.6 litre ve 4 silindirli olacak; 12.000 d/dk’dan fazla devir çeviremeyecek; 500 bara kadar yüksek basınçlı benzin enjeksiyonu ile çalışacak; şu ankine göre %35 oranında daha az yakıt tüketecek; özel enerji yönetimi ve geri kazanım sistemlerini içerecek. Bir sezonda da sadece beş motor kullanılabilecek. Bu formül üstünden yapılan tahminlerde, turboşarjlı olacağı düşünülen motorun yaklaşık 600 beygiri yakalaması, 150 beygirlik KERS ile birlikte günümüzdeki güç seviyesinin korunması bekleniyor. 

Tabii ki bu yeni motorların tasarlanıp üretilmesi ciddi bir maliyet olacak. Ancak F1’de, motor hacmi ya da silindir sayısı gibi köklü değişiklikler, zaten uzun yılların ardından yapılıyor. 1989’da geçen 3.5 litre atmosferik motor kuralı, 1995’te 3 litreye, 2006’da ise 2.4 litreye dönüşmüştü. Dolayısıyla bu yeni formülün de minimum beş sene boyunca kullanılacağı düşünebilir.

Yeni motorlar için harcanacak bütçeler de, eskisi kadar fazla olmayacak. 2000’li yılların başında, dünyada paranın bol olduğu dönemlerde; BMW gibi bir üreticinin bir yılda sadece motor için harcadığı parayla, şu anda orta sıra takımları bir yıl yarışabiliyor. Mercedes ve Ferrari’nin ciddi şekilde karşı çıktığı yeni formülle beraber, Formula 1 yeniden üreticilerin dikkatini çekebilir. Sonuçta bugün, aşağı yukarı her otomobil üreticisinin, 1.6 litre hacimli ve aşırı beslemeli bir motoru var. Volkswagen grubunun, bu yeni formülle Audi ya da Porsche adı altında motor üreterek F1’e girebileceği yaz aylarından beri söyleniyor. 

Üreticiler, F1 sayesinde, biz yol kullanıcılarına yönelik yeni teknolojileri daha çabuk geliştirebilirler. 1995’te Formula 1 motorları 3.5’dan 3.0 litreye düşürüldüğünde, o zamanki Ferrari mühendisleri, bu motorlardan fiziksel olarak 700 beygirden fazlasının çıkamayacağını söylemişlerdi. Ama on yıla yakın bir sürede, aynı formül ve pek çok ek kısıtlamaya karşın, motorlar 1000 beygiri buldu neredeyse. 

Biliyorum, İngilizlerin söylediği gibi ‘petrol kafalı’ F1 fanları olarak, bu tür sınırlama veya yeni formüller pek çoğumuzun hoşuna gitmiyor. Ancak biz kabul etmek istemesek bile; artık otomotiv dünyasında da yeni bir dönem var. V12’lerin çığlıklar attığı, her hafta bir otomobilde iki motorun kullanıldığı, yüz milyonlarca Euro’nun sırf motor gelişimi için harcandığı, yani F1’in bir tüketim çılgınlığı gibi görüldüğü günler geride kaldı. Bu şekilde ilerleyen bir sporun, sponsorluk anlamında, her geçen gün daha da çevreci olan küresel firmaların ilgisini çekme ihtimali de kalmayacaktı. Düşünsenize, artık tarihin en başarılı üçüncü F1 takımı olan Williams bile, sponsor getiren bir pilotu tercih etmek zorunda kaldı. 

Dolayısıyla, Formula 1’in hayatta kalması için bu tür değişikliklere ihtiyaç var ne yazık ki. 

 

 

 

 
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport