Beni hatırla
 
Afrika ve Ortadoğu’yu saran halk isyanları Tunus’tan başladığında, bunun tüm dünya ile beraber Formula 1’i bile etkileyeceğini hiç kimse düşünmemişti herhalde. Ama aylardır, 13 Mart tarihine gün sayan F1 fanları, iki hafta daha beklemek zorunda kalacak. Yaşanan olayların ardından, Bahreyn’deki yarışın iptal edilmesi benim açımdan sürpriz olmadı. İsterseniz bu yarışın durumunu, neler olduğunu ve neler olabileceğini birlikte inceleyelim.

Bahreyn, Formula 1’deki ilginç ülkelerden birisi. Geleneksel Monako yarışını bir tarafa koyarsak, takvimde nüfus olarak en küçük ülke, burası. Sadece 1.3 milyon nüfusa sahip olan bu ada devleti, Birleşik Arap Emirlikleri kadar zengin olan bir ülke de değil. 

Orta Doğu’daki ilk petrol kuyusunun açıldığı ülke olan Bahreyn, 2004’ten bu yana takvimde. Ekonomi, tahmin ettiğiniz gibi petrole dayalı. Sakhir pisti, FIA’dan mükemmellik ödülü de almış olan, gerçekten harika bir tesis. Ancak Formula 1, Bahreyn’de, sadece kraliyet ailesinin zorlamasıyla kalmaya devam ediyor. Pistin kendisi için de iyi bir şeyler söylemek güç.

Daha önce, defalarca Bahreyn yarışına gittim. Tabi ki böyle bir sebeple, yarışın ertelenmesini istemezdim; ama inanın ‘F1 takviminde hangi yarışa gitmek istemezsin?’ diye sorsanız, ilk söyleyeceğim yer Bahreyn olur.

Bahreyn, ülke olarak çok çorak bir yer; sıcaklık Arap yarımadasındaki pek çok yerde olduğu gibi alıştığımız değerlerin çok üzerinde, ülkede Abu Dhabi ya da Dubai’de gördüğünüz türden modern bir yaşam ve şehirleşme ortada yok. Evet, nüfusun içinde çok zengin bir kesim var; ama halkın çoğu kısıtlı imkanlar dahilinde yaşamaya çalışıyor.

Halkın Formula 1’e olan ilgisi de oldukça düşük. Daha havaalanına indiğiniz andan itibaren, her yer yarışın reklamlarıyla dolu olsa da, yarışın kendisi çok büyük bir ilgi çekmiyor. Yaklaşık 35 bin kişilik tribüne sahip olan pistte, genelde yarışı 10 bin civarında izleyici takip ediyor. Bu sayı, nüfusa oranla fena bir oran gibi gözükmese de işin iç yüzü farklı. 

İşin ilginç tarafı Bahreyn’in organizatörleri, gerçekten çok iyi çalışıyor ve ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Pistin özellikle alışveriş alanında üç tam gün boyunca kesintisiz aktiviteler var. Konserler, cambazlar, şovmenler, dansçılar kesintisiz bir eğlence ortamı yaratıyorlar. Sayıları binlerle ölçülen Bahreyn vatandaşı ise, tesise gelmelerine karşın, tribüne çıkıp yarışı veya pist aktivitesini seyretmeden, alışveriş alanında vakit geçirip, şovları izleyip sosyalleşiyorlar. Yani işin, yarış kısmı pek çok kişiyi bağlamıyor. Hatta üç sene evvel Bahreyn Üniversitesi öğrencilerine bedava olmasına karşın, yine de seyirci sayısında bir artış olmadığını duymuştum.

Bahreyn’in çöl ortasındaki pisti de, izleyicilere heyecanlı bir yarış izlettirebilecek bir yapıya sahip değil. 2004’ten beri, aklınızda kalan, ‘Ne yarıştı be!’ dediğiniz bir Bahreyn GP’si var mı acaba? 

Yarış genelde, başladığı gibi bitiyor ve sezonun açılış yarışı olduğu zaman da, çoğu kez senenin en kötü üç yarışından birisine sahne oluyor. Ama bu yarışın yapılmasını çocukluğundan beri hayal eden Prens’in, geçen yıl sadece açılış yarışı olabilmek için, FOM’a fazladan 20 milyon dolar ödediği de söyleniyor.

Tüm bu saydıklarımın yanı sıra, parasal problem olmasa bile, belki zihniyet farkı nedeniyle Bahreyn’de yerel televizyonun, diğer ülke televizyonlarına verdiği hizmet de, işimizi çok zorlaştırıyor. Takvimdeki açık ara en kötü teknik ekipmanlar, en kötü anlatım odası yalıtımı Bahreyn’de. Gazetecileri, üç gün boyunca açık büfe yemeklerle besleyen pistin, anlatıcılara doğru dürüst bir kulaklık bile sağlayamaması çok ilginç gerçekten de.

Tüm bu saydığım sebeplerden ötürü, Bahreyn’de yaşanan olaylara, hayatını kaybedenlere çok üzülsem de, sezona Avustralya ile başlayacağımız için seviniyorum. Geçtiğimiz hafta içinde İngiltere Dışişleri’nin, Bahreyn’i ‘tehlikeli ülkeler’ arasına alıp, vatandaşlarına ‘çok zorunlu değilse Bahreyn’e gitmeyin’ uyarısı yapması, bir bakıma yarışın iptal edileceğinin habercisiydi. Bu durumda, Bahreyn’e giden İngiliz vatandaşı ve firmalarının yaptığı tüm sigortalar, devre dışı kalacaktı. Yani bu uyarıdan sonra, yarışın ertelenmesi, hiç de şaşırtıcı değil.

Bir bakımdan, bence Bahreyn yönetimi çok doğru bir karar verdi. F1, sürücüler için bir spor, takım ve sponsorlar için sanayi ve seyirciler için de bir eğlencedir. Ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamında, böylesine büyük bir eğlence aktivitesinin düzenlenmesi, hakikaten uygun olmazdı. Güvenlik kaygıları da had safhadaydı. Hatta protestocuların, seslerini duyurabilmek adına Formula 1 yarışı sırasında bir eylem yapabilecekleri de konuşuluyordu.

Peki ama bundan sonra ne olacak? Şu anki gidişat, takvimin değişmeden 19 yarış olarak devam etmesi yönünde. Sezon 27 Mart’ta Avustralya’da başlayacak. FIA yarışın iptal edilmediğini, ertelendiğini duyurarak, bir bakıma sezon sonu için bir yeşil ışık yaktı. Ancak tarihin en dolu sezonunun takvimi, zaten inanılmaz derecede yoğun. Fabrikaların kapanacağı ve tüm F1 camiasının iple çektiği Ağustos ayını saymazsak, Avrupa sezonu başladıktan sonra iki haftadan daha fazla bir ara yok hiç. 

Lojistik açısından olayı değerlendirdiğimizde, Bahreyn, sezon sonundaki Abu Dhabi yarışının sonrasına eklenebilir. Ama bu durumda, Brezilya’nın minimum bir hafta ileriye gitmesi ve sezonun 4 Aralık’a kadar sürmesi gerekiyor. 4 Aralık’tan daha geç biten bir F1 sezonu ise, en son 1963’te yaşanmış.

Takvim kesinleştikten sonra tarih değişikliğinin yapılması, hem organizatörler hem de televizyon kanalları için istenmeyen bir durum. Yani bu sene içinde, F1’in Bahreyn’i ziyaret etme ihtimali oldukça düşük.

Ama Prens Al-Khalifa, Bahreyn’de Formula 1’i belki de en çok isteyen kişi. Prens, rüyasının devam etmesi için para dökmeye devam ettiği sürece, Formula 1 mümkün olan ilk fırsatta Bahreyn’e dönüş yapacaktır.

 

 

 

 

 

 
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport