Beni hatırla
 
Evet, yanlış duymadınız. Bu sene pek çok yarışta iki pit-stopun yeterli olmayacağı, hatta Avustralya’da dört pit-stop bile yapılabileceği söyleniyor. Peki lastiklerin bu kadar dayanıksız olmasının altında yatan sebepler neler?

Bridgestone’un 14 sezona yayılan Formula 1 macerasının ardından, F1 gibi dünya çapındaki bir pazarlama platformunda, lastik devlerinden birisinin görevi devralması gerekiyordu. Açıkçası geçen sene bu zamanlar konuşulan lastik üreticileri arasında, bu işi layıkıyla yapabilecek ve F1’e yakışabilecek sadece iki firma vardı bana göre: Michelin ve Pirelli.

Her iki firma da, uzun yıllar boyunca Formula 1’de şanslarını denemişti daha önce.

Son üç yılı Dünya Ralli Şampiyonası’nın resmi lastik tedarikçisi olarak geçiren ve lastiklerini İzmit’te üreten Pirelli,seçildi seçilmesine, ama önlerinde çok kısa sürede başarmaları gereken çok zor bir iş vardı: 20 yıl sonra, firmanın ilk F1 lastiğini üretmek ve gereken tüm altyapıyı oluşturmak. Fabrikada kauçuğun işlenmesinden, lastiklerin üretilmesine; dünyanın 19 ülkesine binlerle ifade edilen sayılarda sevkiyat yapılmasından ve dünyanın en profesyonel yarış takımlarının ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar bu korkutucu iş yükünün altında kalkabilmek için firmanın sadece altı ayı vardı. 

Haziran ayında yapılan açıklamanın ardından Pirelli’nin, tatmin etmesi gereken dört ana grup mevcuttu: F1 takımları, Formula 1 Yönetimi (FOM), FIA ve tabii ki F1 seyircileri. Belki de kaderin bir cilvesi olarak Pirelli yetkilileri ile takım patronlarının ilk buluşması Kanada GP’sinin sonrasında yaşanmış. Geçen seneki Montreal yarışını hatırlıyorsunuzdur; çok fazla lastik aşınması nedeniyle, değişik stratejiler ortaya çıkmış, pek çok geçiş yaşanmış ve izleyiciler, sezonun kuru havada yapılan belki de en eğlenceli yarışına tanıklık etmişti. 

Bu ilk toplantıda lastik çalışma grubunun başındaki Ross Brawn, istedikleri lastiği ‘ufalanma sorunu olmayan, ama Kanada’daki gibi çabuk aşınan’ şeklinde ifade edince, Pirelli de bu hedefle yola çıkmış. Bay E ve FOM’un isteği de, eğlenceli bir yarış izlemek yönünde olunca, İtalyan firma hedefi Bridgestone gibi tüm yarışı tamamlayabilen (Abu Dhabi’yi ve Petrov’u hatırlayın) lastikler yerine, en fazla 100-150 km arası dayanabilecek lastikler üretmek olarak belirlemiş. Bu da aslında, yol otomobili lastiklerini üretirlerken ulaşmaya çalıştıkları hedefin tam tersi demek. 

2010’u hatırlayın, çoğu zaman 10. tur civarında yapılan tek pit-stop ve finişe kadar birbirini izleyen otomobilleri seyrettik. En hızlı otomobil, en önde kalmaya devam etti çoğunlukla. Benzin ikmalinin olmadığı, yani ağırlık üzerinden bir stratejinin kurulamadığı yarışlara, renk katmak için birden fazla pit-stop yapılması fikri kulağa hoş geliyor. 

Testlerde görüldüğü üzere bu seneki lastikler, piste çıkıldıktan sonra ilk birkaç tur çok iyi performans veriyor, sonra performans biraz düşerek daha istikrarlı bir seviyeye iniyor. Ama bir süre sonra, yol tutuşta çok daha büyük bir düşüş yaşanıyor. Lastik aşındıkça hem daha sert hem de daha az yol tutan tabaka yüzeye çıkıyor ve pit-stop adeta zorunlu hale geliyor. Arka arkaya giden otomobiller arasında tur başına 2-3 saniyelik farkların oluşması da, kağıt üstünde atakları beraberinde getiriyor. 

İşin bir de pit yolu ayağı var. Geçtiğimiz sene 3.5 saniyenin altına inmeyi başaran pit ekipleri, bu sene benzer başarıyı, iki pilot için 5-6 kez göstermek durumunda kalacak. Yani pit yolundaki baskı, her zamankinden de fazla olacak. 

Pilotların sürüş stili ve otomobillerin lastiklere üzerindeki davranışlarına göre, pit-stop aralığı da 6-8 tur gibi bir mesafeye kadar açılabilir. Bazı yarışlarda, iyi lastik seçen, daha iyi bir strateji belirleyen pilotlar, daha hızlı otomobilleri mağlup edebilirler; ki bu iyi bir şey. Ama Alonso’nun da dediği gibi, birkaç yarışta durum böyle olsa da, muhtemelen sezon sonunda yine en hızlı otomobil şampiyonluğa ulaşacak.

Tabi F1’de tek lastik üreticisi olmak gerçekten zor iş. Kazanan pilotun yanı sıra, sonuncu olan pilot da aynı lastiği kullanıyor. Bilirsiniz, başarısız bir yarışın ardından takımlar ve pilotların ortaya attığı en kolay bahanedir ‘lastikleri çalıştıramamak’. Aynı lastikleri, diğer takımın veya pilotun nasıl çalıştırdığını, sormayalım isterseniz…

Bu nedenle takımlar ve Bernie, istediklerini alsalar bile, Pirelli özellikle ilk yarışlarda ciddi eleştirilere göğüs germek zorunda kalabilir. İtalyan firma sene içinde de zaman zaman eski Toyota takımıyla yaptığı testler (ki İstanbul Park’ta da test yapacaklar), zaman zaman yarışlara getirdikleri yeni hamurlarla geliştirme çalışmalarına devam edecek. Bu arada firmanın, altı farklı lastiği, altı farklı renk logoyla birbirinden ayırma taktiğini de sevdim. Pirelli, 1986’da Benetton takımına lastik verirken ‘United Colors of Benetton’ sloganına uymak için, lastik yanaklarını rengarenk boyamıştı. 

80’lerin sonundaki gibi bol ataklı yarışları izleyebilmek için, suni önlemlerin peşinde koşulması (hareketli arka kanat, KERS vs) üzücü aslında. Ama yine de, değişken ve keyifli yarışlar izlemeyi hepimiz istiyoruz değil mi? Üstelik bunu başarmak için, pistleri suni olarak ıslatmaya da gerek yok. Lastiklerle biraz oynamak yeterli. Tam da Pirelli’nin yaptığı gibi! 

 

 

 

 
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport