Beni hatırla
 
Michelin’in çekilmesi ve 2007’de bütün otomobillerin aynı lastikleri kullanmasıyla beraber, griddeki otomobiller arasındaki farklar çok düştü. Öndeki ilk üç takımı Ferrari, McLaren-Mercedes ve BMW-Sauber’i bir kenara koyarsak, orta sıralar için mücadele eden Renault, Toyota, Honda, Redbull ve Williams arasında öylesine bir mücadele var ki; yarım saniyelik bir fark gridde 7. sıradan 16. sıraya düşmenize neden olabiliyor. Bazı pistlerde, Super Aguri ve Toro Rosso’nun da mücadeleye girmesiyle; ilk üç takım ve Spyker’ı bir kenara koyarsak, yedi takım arasında harika bir çekişme yaşanıyor. Son sıradaki Spyker’ın bile, pole pozisyonu alan otomobillerle arası 2-2.5 saniye civarına düşmüş durumda. Dolayısıyla pist üstündeki rekabet, geçen seneye oranla çok daha sıkı.

FIA’nın getirdiği, yarışlarda iki farklı hamurun kullanılması zorunluluğunun da işe yaradığı ortada. Takımlar, otomobillerin iki lastikle birden makul seviyede çalışmasını sağlamak zorundalar. Her ne kadar farklı lastiklerin kullanılması, ön bölüm için beklenen atakları beraberinde getirmese de, bazen kapanmaz gibi gözüken farkların kapanmasını ve en azından heyecanın biraz daha sönmesini sağlıyor. Öte yandan ortada tek bir firma olmasına rağmen, TV yorumcuları sürekli olarak lastiklerden bahsetmeye devam ediyor. Bu da doğal olarak Bridgestone’un Japon yöneticilerinin yüzünü güldürüyor olmalı.

Lastikler, F1 otomobilinin bütün performansını yola yansıtan tek ögedir. Otomobilin ayarları, pilotun sürüş stili, hava sıcaklığı, nem, pist yüzeyi üzerindeki lastik parçaları ve yüzeyin kirliliği gibi bileşenleri de içeren, kauçuk ve asfalt arasındaki kimyasal ilişkiyi, tek bir formülde açıklamak imkansızdır. Hiçbir matematiksel formül, lastiğin performansını tam olarak anlatamaz. Bir düşünün, daha önce kaç tane basın toplantısında, tamamen aynı hamurdan üretildiği halde yarış içerisinde iyi performans vermeyen lastiklerden şikayet eden pilotları dinledik. Oysa lastikler aynıysa, ilk setle ikinci setin de aynı şekilde çalışması lazımdı, öyle değil mi?

Bir F1 pilotu otomobili sürerken, dört nokta vasıtasıyla sinyal alır: ayakları, sırtı, elleri ve gözleri. Bu organlar sayesinde, pilotlar pistten ve otomobilden gelen sinyalleri değerlendirir ve kendileri için en önemli olan his veya bilgileri seçmeye çalışırlar. Bu hislerin en önemlisi ise, yola tutunan lastiklerden gelir.

Son yarışlarda Fernando Alonso, Kimi Raikkonen ve Robert Kubica’nın yükselişe geçmiş olmalarının sebebinin, biraz da lastiklere uyum sağlamaları olduğunu düşünüyorum. Bu üç pilotun da takım arkadaşları, Bridgestone kullanımı açısından daha avantajlı durumdaydılar. Massa, Ferrari’de geçen sene yarışmasının dışında, 2003’te takımın test pilotluğunu yaparken şu ankilere benzer Bridgestone lastiklerini bol bol kullanmışlardı. Heidfeld, Jordan’dayken yine 2003 ve 2004’te Bridgestone kullandı. Bridgestone kullandığı GP2’den gelen ve daha önce Michelin ile hiç yarışmayan Hamilton’ın, yeni lastiklere alışma derdi olmadı.

Buna karşılık kariyerlerinin büyük bir kısmını Michelin kullanarak geçiren Alonso, Raikkonen ve genç Kubica’nın lastiklere ulaşması çok zor oldu. Dünyanın en iyi pilotlarının her türlü otomobil ve şarta hemen uyum sağlaması gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. Ama bu seneki Bridgestone’ların kullanım şekli, Michelin’den çok daha farklı. Özellikle bu seneki ön lastikler, agresif ve sert direksiyon hareketleriyle yüklemek, Michelin’de olduğu kadar işe yaramıyor. Arka tarafta, arkadan kayma eğilimi çok daha fazla. Dolayısıyla saniyenin binde dilimleri için yarışan en iyi pilotların, hatta Alonso ve Raikkonen gibi yıldız isimlerin bile bir alışma sürecine ihtiyaçları vardı. Bu da Bridgestone tecrübesine veya daha yumuşak stile sahip olan pilotlara bir avantaj getirdi.

Ama zaman geçtikçe, bu üç pilotun da oyunlarının seviyesini yükselttiklerini görüyoruz.
Kısacası sezon sonuna kadar Hamilton, Massa ve Heidfeld’in işleri, ilk dokuz yarıştan daha zor olacak.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport