Beni hatırla
 

 Biliyorsunuz, bu köşede F1 dünyasındaki güncel konuları, mümkün olduğu kadar tarafsız bir şekilde size aktarmaya çalışıyorum her zaman. Ama bu ay, güncel Formula 1’i bir kenara bırakıp, size Senna’dan bahsetmek geldi içimden. Belki de hala birkaç gün önce seyrettiğim ‘Senna’ sinema filminin etkisi altındayım hala.

Genel olarak filmi beğendim. Bu filmle ilgili, internette Ali Ünal arkadaşımızın başlattığı kampanyadan da bahsedelim. Facebook, Twitter ve Türkiye’nin en büyük iki F1 sitesi turkiyef1.com ve trf1.net üzerinden, bu kampanyaya destek vermenizi rica ediyorum. Aranızda filmi zaten izlemiş olanlar vardır. Ama yine de filmin hakkını vermek, Senna’yı hep beraber anabilmek için filmin Türkiye’de sinemalarda oynamasını sağlayabilmek adına desteğinize ihtiyaç var.

Gelelim, bendeki Senna takıntısına. Bazen gerçekten Senna’nın benim için olumlu bir takıntı olduğunu düşünüyorum. Samimi olarak söylüyorum Senna, aklıma gelmeden birkaç saatim bile geçmiyor. Otomobilimin camlarında Senna çıkartması, bilgisayarın masa üstünde Senna fotoları, ofiste karşımda Senna posteri, sehpamın üstünde Senna logosu, masamın üstünde Senna kaskı, kolumda Senna saati, üstümde Senna montu ve şapkası, evdeki model vitrininde Senna’nın üretilmiş olan tüm 1:18 modelleri ile adeta canlı bir Senna müzesi halinde yaşıyorum. Etrafta bu kadar çok Senna ürünü olunca da, gün içinde sürekli o logoyu veya O’nu görmem, çok zor olmuyor. 

Ayrton Senna’yı neden bu kadar çok sevdiğimi, İstanbul’dan 11.000 kilometre uzakta bir yerde doğan hayatımda hiç görmediğim bir kişi, başka bir ülkenin vatandaşı öldüğünde neden ağladığımı anlamak ve anlatmak da zor. Galiba Senna, içimdeki Formula 1 tutkusu ve aşkının, gerçek hayatıma yansıyan en kuvvetli göstergesi. Size Formula 1’i neden bu kadar çok sevdiğinizi sorsam, anlatmakta zorlanırsınız öyle değil mi? Benimki de işte böyle bir şey.

11 yaşında bir çocukken, tek tük dergilerde çıkan haberlerle F1’i takip etmeye başladığımda, ilk olarak Senna-Prost ve McLaren-Ferrari rekabetini fark ettim. 1990 senesinde o zamanki Güneş gazetesinin Pazar ekinde yayınladıkları 1990 Suzuka’yı ve Senna-Prost çekişmesini anlatan dosya, Formula 1’e adeta tutkuyla bağlanmamı sağladı.

İnsanlar bir spora ilgi duymaya başladığında, genelde en iyi isimler veya takımlar dikkatlerini çeker. Benim de öyle oldu. Ferrari, çok daha fazla bilinen bir marka olunca başlangıçta bu rekabette Prost’u tuttum. Ama Formula 1’i daha çok takip etmeye başlayınca, daha fazla öğrenmeye başlayınca, ibre Senna’ya doğru kaydı. 

Senna’yı otomobil üstündeki inanılmaz yeteneği, hayatını tamamen işine adaması, kendine olan çok büyük güveni, başkalarının düşünmeye bile cesaret edemediği atakları yapması, yağmur altında tüm rakiplerini ezip geçmesi, pistte acımasız olsa bile pist dışındaki insancıllığı, ikinciliği kaybetmek olarak görmesinden dolayı sevdim sanırım. 

Aynasında kırmızı-beyaz otomobilin içindeki parlak sarı-yeşil kaskı gören F1 pilotlarının çoğu, ‘O, geliyor. Bırakayım da geçsin’ diye düşünerek kapıyı açarlardı. O, pistlerin en gözü kara pilotuydu. Tamamını seyrettiğim ilk sezon olan 1993’te, sıralamalarda zaman zaman 3 saniye geride kalan McLaren ile beş yarış kazanmasını ise asla unutamam.

Senna’nın bazı yarışlarını televizyondan canlı izledim. Muhtemelen şu anki F1 fanlarının büyük bir kısmı Senna’yı hiç seyredemedi. Sporumuzu seven tüm Formula 1 fanlarına, bana göre F1’in altın çağı olan 1988 – 1993 arası dönemin yarışlarını, sezon özetlerini izlemelerini tavsiye ederim. İnternetten bu yarışları ve sezonları bulmak mümkün. İnsan, o yılları seyredince gerçek mücadelenin, gerçek heyecanın, gerçek geçişin ve gerçek F1 otomobilinin ne olduğunu yeniden anlıyor. Hiçbir suni önlem olmadan, şimdikinden çok daha güvensiz ve basit otomobillerle, pilotların dişe diş mücadelesini izlemek, gerçekten de heyecan verici. 

İşte o efsanevi dönemin, en başarılı ismiydi bana göre Senna. O, hayatını kaybettikten sonra, spora olan ilgim, garip bir şekilde daha da çok arttı. Hala her yılın 1 Mayıs günü, içime bir hüzün çöker. ‘Eğer bir kaza yapacaksam her şeyin bir anda olup bitmesini isterim. Tekerlekli sandalyeye bağlı yarım bir insan olarak hayatımın geri kalan kısmını devam ettirmek istemem.’ diyen Senna’nın, bir açıdan onun istediği şekilde bir ölüm ile gözlerini yumduğunu düşünmek, tüm hayranlarına bir çeşit teselli oluyor.

Belki de kendisini otomobil sporlarına bu kadar adayan birisinin, bir yarış esnasında ölmesinin bile bir anlamı olduğu düşünülebilir. Senna’nın hayatını kaybetmesinin ardından, bugün pistlerde yaşanan bir çok kazada, bir çok genç pilotun hayatı kurtuluyor. 

Sadece keskin zekası, yetenekleri, rakamlarla ispatlanan müthiş yarış kariyeri değildi Senna’yı Senna yapan. Kişiliğiydi, insancıllığıydı. Bugüne kadar, Brezilya’da yaklaşık 1.2 milyon kimsesiz ve yardıma muhtaç çocuğa, Senna fonu tarafından yardım edildi, eğitim verildi. Brezilya’ya gittiğinizde, kime sorarsanız sorun, size Senna ile ilgili bir şeyler söylüyor. Yani o, büyük bir sporcunun ötesinde, bir ulusa mal olmuş bir halk kahramanı.

2006’da ilk kez Brezilya’ya gidip mezarını ziyaret ettiğimde, sanki yapmam gereken bir görevi yerine getirmiş gibi huzur dolmuştum. Bu kadar çok sevdiğim, her gün bir şekilde andığım ve belki de şu an, F1 işinde olmamı sağlayan adamın başında olmak gerçekten çok tuhaf bir duyguydu. Saygı, sevgi, keder; hepsini aynı anda hissediyorsunuz. O’nu canlı görmeyi, seyretmeyi ya da anlatmayı çok isterdim; ama yetişemedik büyük ustaya. 

Onun ardından, bana göre F1 pistlerinde hep bir şeyler eksik kaldı. Biliyorum ve eminim ki, motorsporları dünyası O’nu hiçbir zaman unutmayacak. Seni hala her gün ve saygıyla anıyoruz büyük şampiyon!


 

 
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
1.05.2012 17:25:51
Serhan Abi`ye ufak bir ekleme de benden gelsin... Ben de 89 yılında Formula 1`e ilk ilgi duymaya başladım. Babam 89 yılının yılbaşı günü bana Ferrari`nin Formula 1 otomobilini almıştı.Sonra 92 yılında Turbo sakızlarından çıkan Formula 1 otomobillerinin resimlerini biriktirir onları birbiriyle kapıştırırdım. Ama nedense hep 1 numaralı otomobil ilgimi çekmişti. Ertesi sene her pazar gazetelerin bazar eklerini beklemeye ve o hafta F1 yarışı olup olmadığına bakmaya başlamıştım.94 yılında artık spor programlarını takip etmeye başladığım dönemde Senna`nın ölüm haberini 94 Dünya Kupası Finali`nde öğrenmiştim. Belki yaşayamadım,belki izleyemedim ama ne kadar büyük olduğunu biliyordum. Bu sporu sevmeme en büyük etkendir Senna. 2 gündür olmadığı kadar hüzünlüyüm...
 
1.05.2012 17:51:14
f1 fanları olarak , aynı duyguları , aynı hüzünleri paylaşıyoruz.. özlemle anıyoruz..
 
22.03.2015 00:26:49
Yazınız için teşekkürler. Formula 1 ile 1999 yılında tanıştım. Okay Karacan ile Serra (Demirkol sanırım) diye bayan yarışları anlatıyorlardı. Her yarışta Senna`nın rekorlarını anlatırlardı. 2002 senesinde internette Senna`nın kazasını izleyince bundan çok etkilendim. Belki de bu yüzden Senna hayranlığı başladı. Hiç bir yarışını izleyememenin bir burukluğu kaldı içimde.
 
6.04.2015 17:59:06
Ne kadar güzel ve duygusal bir yazı. Elinize sağlık.
 
lamp83 s-sport