Beni hatırla
 
Adrian Newey’in muhteşem otomobili RB7’nin 2011’in en hızlı otomobili olduğuna hiç şüphe yok. Bilirsiniz, Formula 1’de zaten başarılı olan bir takım, yönetmeliklerde köklü bir değişiklik olmadığı müddetçe, bir önceki otomobilini geliştirerek yeni sezona başlar. Yani bir evrim sürecinden geçilir. 

Ama geçen yıl geride kalmış takımlar için, otomobilde devrim yapmak, yeni ve riskli konseptler denemek bir zorunluluk haline gelir. McLaren’in kış testlerinde denediği egzoz sistemi gibi komplike çözümlerle, çabuk bir performans artışı yakalanmaya çalışılır.

Ancak, işte böyle yeni denemeler, zaman zaman geri tepebilir. 

Hatırlarsanız, 2009’un ilk yarışlarında, Brawn, Toyota ve Williams dışındaki takımların çift katmanlı difüzör kullanmadığı dönemde, en hızlı otomobil RB5 idi. Geçen senenin tamamına baktığımızda, RB6’nın en hızlı otomobil olduğunu gördük hep beraber. Özellikle sıralama turlarında 15/19 pole pozisyonu alan Red Bull, Cumartesi günlerini, adeta ayrı bir ligde geçirdi.

 

Red Bull, bu sezona da en hızlı otomobille başladı. Otomobilin tamamı, aerodinamik anlamda çok başarılı ve bir bütün olarak çalışıyor. Red Bull, özellikle hızlı virajlarda, o kadar yüksek bir downforce’a sahip ki; apeks hızlarında McLaren ve Ferrari’ye fark atıyor. Örneğin sezonun açılış yarışında Vettel, Avustralya’da yüksek hızda yön değişiminin olduğu 11 ve 12. virajlarda, Hamilton’dan 17 km/s daha hızlıydı.

Ancak otomobilin sıralama turlarındaki hızının, yarışlarda düştüğünü görüyoruz. İlk beş yarışın, sıralama ve yarış sonuçlarına bakarak Red Bull ile en yakın rakip otomobilin farklarını bir hatırlayalım: 

1) Avustralya’da Vettel-Hamilton sıralama turu farkı 0.803 saniye, 66 turun sonundaki yarış farkı 22.2 saniye (yani tur başına 0.382 sn). 

2) Malezya’da Vettel-Hamilton sıralama turu farkı 0.104 saniye, 56 turun sonundaki Vettel-Button yarış farkı 3.2 saniye (yani tur başına 0.057 sn). 

3) Çin’de Vettel-Button sıralama turu farkı 0.715 saniye, yarışı Hamilton kazandı. 

4) Türkiye’de Vettel-Rosberg sıralama turu farkı 0.525 saniye, 58 turun sonundaki Vettel-Alonso yarış farkı 10 saniye (yani tur başına 0.172 sn). 

5) İspanya’da Vettel-Hamilton sıralama turu farkı 0.980 saniye, 66 turun sonundaki Vettel-Hamilton yarış farkı 0.6 saniye (yani tur başına 0.009 sn).

Peki ama, Cumartesi günleri, rakiplerine tur başına neredeyse bir saniye fark atabilen otomobil, neden bu hızını Pazar günkü yarışlara yansıtamıyor? 

Bu konuda çeşitli varsayımlar mevcut. Bunların ilki, DRS sisteminin yarışta her yerde kullanılamaması. Bildiğiniz gibi, hareketli arka kanat sistemini pilotlar, Cuma ve Cumartesi günleri pistlerin istedikleri yerinde, istedikleri şekilde kullanabiliyorlar. Downforce anlamında çok iyi olan Red Bull pilotları, zaman zaman virajlarda bile arka kanadı açıyorlar. Türkiye GP’sinde, yarış kontroldeki dijital harita üzerinde, kimin ne zaman kanadı açtığını görebiliyordum. İnanılmaz bir şekilde RB7 piloları, sekizinci virajın son apeksine gelmeden kanadı açtılar, zaman zaman. Bu tabii, takımın virajlarda sahip olduğu hızı daha da artırabiliyor. Webber, İspanya’daki pole pozisyonu turunda, çok hızlı olan son virajda kanadı açtığını söylemişti. Diğer takımlar, böyle virajlarda DRS’yi açmayı düşünemiyorlar bile.

Ancak yarışta DRS sadece FIA’nın belirlediği düzlükte çalıştığı için, Red Bull bir anda tur içindeki DRS avantajının büyük çoğunluğunu yitirmiş oluyor. Zaten Vettel, yarışların büyük çoğunluğunu önde götürdüğü için, bazen DRS’yi hiç açmadan yarışı bitirmek durumunda kalıyor. Bu da, Pazar günü, McLaren ve Ferrari’nin farkı kapamasını sağlıyor.

RB7’nin, özellikle egzozla beslenen difüzör konseptinden en fazla performans elde eden takım olduğu düşünülüyor. Zaten bu sebeple, geçtiğimiz haftalarda tartışılan ‘konseptin frenlemede gaz akışını kesecek şekilde sınırlandırılması’ konusunun, Red Bull’u yavaşlatmak adına rakip takımlardan birisi tarafından ortaya atıldığı düşünülüyor. Ancak bu sistem, kullanılan benzin miktarını ciddi şekilde artırdığı için, Red Bull’un, sistemi Pazar günü, Cumartesi olduğu kadar çok kullanamadığı da düşünülüyor.

Bir başka varsayım da, RB7’nin, ürettiği muazzam downforce nedeniyle, Pirelli lastiklerini çok çabuk yediği yönünde. Cumartesi günü, sıralama turlarında lastikler zaten birkaç tur kullanıldığı için herhangi bir sıkıntı yaşanmıyor. Ancak aynı hızı yarışa yansıtsa, takımın lastiklerinin, rakiplerinden çok daha önce biteceği düşünülüyor. Geçen seneki, kaya kadar sağlam Bridgestone lastikleri olsa, RB7’nin her yarışı, en azından yarım tur farkla kazanacağını söyleyen teknik adamlar da var.

Ayrıca Red Bul’un bu seneki Aşil tendonu olarak KERS gösteriliyor. Takım şu ana, kadar, KERS’de sorun yaşamadan bir hafta sonunu tamamlayamadı. 305 km süren yarış içinde, Red Bull’un KERS’ten %100’lük bir verim aldığını söylemek mümkün değil. Ayrıca KERS sitemi, tam anlamıyla çalışsa bile, Mercedes gibi tur başına yarım saniye kazandırmadığı da söyleniyor.

Muhtemelen, tüm bu faktörlerin birleşimi nedeniyle, Red Bull, sıralama turlarındaki performans farkını, Pazar gününe taşıyamıyor. Durumun böyle olmasına karşın, Red Bull, beş yarışta dört galibiyet, beş pole pozisyonu, yedi podyum ve üç en hızlı tur elde etti. Yarışlarda da, Cumartesi olduğu kadar hızlı olsalar, şampiyonanın ne durumda olacağını düşünmeyi size bırakıyorum.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport