Beni hatırla
 
 Normalde sezonun en sıkıcı ve durağan yarışlarından birisine sahne olan Macaristan’da, DRS-KERS-Pirelli üçlüsüne arada kendisini gösteren yağmur da katılınca, harika bir yarış izlemiş olduk.

Cumartesi gününden anlatmaya başlarsak, Vettel’in bu sene ‘en az beklenen’ pole pozisyonunu aldığını söyleyebiliriz. McLaren’in antrenmanlardaki hızı ve Red Bull’un Cuma günü zayıf kalmasının ardından, pek çok kişi RB7’nin pole zincirinin kırılacağını düşünüyordu. Ama Vettel, her zamanki gibi Q3’ün son dakikalarında cebinden bir şeyler çıkarmayı başardı. Vettel, Button ve Massa ikinci haklarında derecelerini iyileştirirken, Hamilton, Alonso ve Webber bunu başaramadı. Webber’in bu kadar geride kalması sürprizdi. Ama Avustralyalı pilot, her zamanki gibi açık sözlü bir şekilde otomobilden yeteri kadar hızı çıkaramadığını söyledi. Sıralama turlarında Sutil ve Peres’in çok iyi işler çıkardığını söylemeliyiz. Yine bazı takımların, lastik harcamamak adına grid pozisyonundan feragat ettiklerini gördük.

Pazar günü, zaman zaman yağan yağmurun, yarışa heyecan katacağı kesindi. Starttan önceki yağmur tam kararındaydı; pisti ıslatıp yağmur lastiklerini zorunlu kılacak kadar fazla, ama Güvenlik Aracı ardından start alınmasına gerek bırakmayacak kadar az. Beklendiği gibi gridin tek sıralarında kalkan pilotlar daha iyi çıkış yaptılar. Vettel iyi bir startla yerini korurken, başlangıçta çok iyi kalkan Alonso, ilk virajda dışarıda kalınca o ilk avantajını kaybetti. İlk turlarda, Hamilton’ın alıştığımız kaygan zemin becerisini gördük. Vettel’den çok daha hızlı olan Hamilton, rakibini güzel bir atakla geçtikten sonra arayı açtı. Slick lastiklere geçilen ilk pit-stopun ardından Button da, benzer bir atağı yapınca, McLaren yarışın kontrolünü ele geçirmiş oldu.

Ama yağan yağmurla beraber yol tutuşu düşen pistte, süper yumuşak lastiklerin ömrü beklenenden de kısa çıktı. İkinci pit-stopun ardından McLaren’in, ilk iki sırayı alabileceği bir tablo vardı. Ama anlaşılması güç bir şekilde Hamilton’a finişe kadar gidebileceği sert lastik yerine, yumuşak hamur takıldı nedense. Aslında bu karar, Hamilton’ın galibiyete ve belki de gerçekçi bir şampiyona mücadelesi sürdürme ihtimaline veda etmesine neden oldu. Sonrasında spin atması, başarısız bir kumarla yağmur lastiğine geçiş, yeniden slick takılması ve ceza her şeyin sonunu getirdi. İngiliz pilotun, tüm bunlara rağmen dördüncü olması, aslında ne kadar hızlı bir yarış çıkardığını gösterdi.

Yarıştan önce sevgili Yelda Cancı’nın programı için yaptığımız ufak röportajda, Button’ın bu tür şartları sevdiğini ve galibiyeti alabileceğini söylemiştim. Aynen de öyle oldu. İngiliz pilot, bir kez daha tecrübesini konuşturdu, lastiklerini korudu, doğru seçimler yaptı ve yeri geldiğinde Hamilton ile harika bir savaşa tutuştu. Button’ın 200. yarışında, ilk galibiyetinden beş sene sonra, aynı yerde ve yne yağmurun etkilediği yarışta kazanması, harika bir hikaye oldu aslında. Bu arada Red Bull gibi ‘farkı koruyun’ demek yerine, Kanada’da yaşananların ardından hala pilotlarının tekerlek tekerleğe kapışmasına izin veren McLaren’e şapka çıkarmak lazım.

Alonso, galibiyet için kapışma şansını yarışın başında Mercedes’lerin gerisine düştüğünde kaçırmış oldu. Sırasıyla Schumacher, Rosberg ve Webber’in ardına takılan Alonso’nun, dört pit-stopla üçüncülükten öteye gitmesi çok zordu. Hafta sonunun hayal kırıklığı yaşayan isimleri arasında Webber ve yine yağmurlu zeminde hata yapan Massa vardı. Di Resta, hiç ekrana gelmeden harika bir iş çıkardı. Benzer şekilde 23.lükten 8.liğe tırmanan Buemi de, çok iyiydi ve takım içindeki yerini sağlamlaştırdı bana göre.

Mercedes, yine yarışta Cumartesi gününe oranla çok yavaş kaldı. Buna rağmen, Schumacher’i bir tur bile olsa liderlikte görmek keyifliydi. Kan kaybetmeye devam eden Lotus-Renault, bu sene ilk defa bir haftayı puansız kapattı. Bu arada Heidfeld’in kazasına, tahmin ettiğim gibi uzun pit-stopa önden çıkan egzoz gazlarının karoseri tutuşturmasının neden olduğu açıklandı. İşin ilginç tarafı, normalde bu tür ufak yangınkar, otomobil hızlandıkça rüzgarla söner. Ama Lotus’ta, otomobil hızlandıkça egzoz gazı miktarı da arttığı için alevler daha da büyüdü. Sanırım görevliler otomobilin yanına gittiğinde de, otomobilin radyatörü veya pnömatik valfleri besleyen hava haznesi patladı. Bu arada Yarış Kontrol, bana göre çok riskli bir müdahale yaptı. Dumandan dolayı görüş kısıtlıydı, pistin üstünde pek çok parça vardı ve pistin en hızlı bölgesindeydi olay. Neyse ki, bir sıkıntı yaşanmadı. Ama Güvenlik Aracı´nı içeri soksalar, daha çok pilot pite girip o bölgeden ve parçaların üstünden geçecekti. Yani her halükada zor bir durum yaşandı.

Bana göre bu yarış, diğerlerinin Vettel’i kovalama azminin azalmasına neden olacak. Geriye sekiz yarış kaldı ve Vettel neredeyse 3.5 galibiyet farkıyla önde. Düşünsenize, Vettel yaz tatilini uzatıp, Ekim’e kadar hiç ortada gözükmese, Belçika-İtalya-Singapur’a hiç gelmese bile, Japonya’da hala şampiyona lideri olarak start alabilir. 

Gelelim işin kişisel kısmına. Öncelikle her sene yaptığım gibi, Macaristan’ın teknik ekipman açısından yetersizlik konusunda Bahreyn ile yarıştığını belirtmeliyim. 2005’ten beri yarış anlatmaya geliyorum piste, ve bir adım bile ileri gidilemedi. Hala masanın yarısını kaplayan dev gibi bir tüplü televizyon, yönetmen sesi veya yayın sesinden birisini seçmeniz gereken berbat bir codec, yalıtım açısından çok kötü bir kabin ve sürekli kesilen ISDN hatları. Yanlış anlamayın, benim evimde de iki tane tüplü televizyon var hala. Ama HD çekilen bir yayını, seyircilere nakleden adamlarda tüplü televizyon vermek kabul edilemez bir durum. Bazı kamera açılarında, gelen pilotun kim olduğunu anlamakta çok zorlandım. İki gün boyunca, reklam giriş ve çıkışlarında çok sıkıntı yaşadık İstanbul ile iletişim kuramadığımız için.

Bunun dışında Perşembe ve Cuma günü, Türkiye GP’sinin takvimden çıktığına dair gelen haberlerle, tüm ekibin morali iyice bozuldu. Aslında profesyonelce davranmak lazım her daim. Ama bizim için bu kadar önemli olan bir yarışın göz göre göre kaybedildiğine tanıklık etmek çok acı. Bu sıkıntıyı bir türlü içimden atamadım (hala da attığım söylenemez). Bu konuda ayrı bir yazı yazmalıyım hissettiklerimi anlatmak için.

Bu can sıkıntısı, hiç istemesem de yayınlara da yansıdı. Bu nedenle sizlerden özür dilemeliyim. Pazar günkü yayında, iki defa ses bağlantımız koptu. Yeniden bağlanmaya çalışırken de, ne yazık ki Hamilton’ın cezasını kaçırdım (seyirciye karşı her zaman dürüst davranmakta fayda var). Sonuçta gayet iyi başladığım yarış yayınını aynı şekilde bitirememiş olduk. Çevirilerim iki günde de iyiydi. Ortada Webber olmayınca, zaten çeviri işi otomatikman kolaylaşıyor.

Sonuçta kendimden memnun olmadığım bir hafta sonunu geride bıraktım. Bu sefer Macaristan GP’si vasat değil harikaydı, ama ben vasat kaldım. Dört haftalık arada, ben de takımların fabrika kapaması gibi, bir süreliğine kafamı kapatacağım F1’e. Sonrasında, en keyifli pistlerden birisi Spa ile geri dönüş yapacağız.

Hep beraber, Formula 1’i özleyeceğiz bir süre. Spa’nın sıralama turlarında görüşmek üzere...
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
11.08.2011 11:47:26
Usta Hamilton`ın cezasını kaçırmadın..O cezayı herkes telsizden duydu zaten :T
 
11.08.2011 14:21:19
serhan abi hamiltonun cezasını fom kaçırdı :) ekrana vermediler cezayı ve telsizden öğrendik.
 
lamp83 s-sport