Beni hatırla
 

Dört haftalık yaz arasının ardından, Formula 1’in dönüşü, gerçekten de muhteşem oldu. Çoğu zaman, hava şartlarından bağımsız olarak harika yarışlara ev sahipliği yapan Spa, neden herkesin ‘en iyi pistler’ listesinde üst sıralarda olduğunu bir kez daha kanıtladı adeta.

Bilirsiniz, sezon bir kez başladıktan sonra, bizim gibi F1 fanlarına üç haftalık ara bile fazla gelir. Hepimiz, en fazla iki haftada bir bu heyecanı yaşamaya alışırız. Bu nedenle, sene ortasında F1’siz dört hafta biraz zor geçse de, sezonun ve takvimin yoğunluğu düşünüldüğünde, böyle bir araya gerçekten ihtiyaç var. Artık takımların, ayrı test ekipleri de olmadığı için, 1 Şubat’tan itibaren o pistten bu piste, o ülkeden bu ülkeye, o havaalanından bu havaalanına koşturan herkes, bu yaz arasından son derece memnun aslında. Ben de son üç senedir olduğu gibi, bu arada bir haftalık kısa bir tatil yaptım. Sonrasında, Spa’nın sıralama turlarıyla yeniden mikrofon başına geçtik. 

Değişken şartlar altında yapılan sıralama turları, keyifli geçse de, ilk iki çizgi açısından büyük bir sürpriz yaşanmadı. Bu tür şartları seven Button’ın yanlış anlaşılma neticesinde Q2’de elenmesi, McLaren için büyük bir darbe oldu. Alonso’nun da sekizincilikten öteye gidememesi sürprizdi. Bu sene, geçen yıl zayıf kaldığı en önemli iki alan olan ‘azami sürat ve dayanıklılık’ konularında önemli bir atılım gerçekleştiren Red Bull’un, polü alması büyük sürpriz olmadı. Uzun ve hızlı virajlarıyla RB7 için biçilmiş kaftan olan pistte Vettel, yine klasik bir son saniye hamlesiyle pole serisini sürdürdü. 

Sıralama turlarından sonra hakkında en çok şey konuşulan adam, Bruno Senna idi. Hava şartları nedeniyle antrenmanlarda çok az otomobil sürebilen Senna’nın yedinciliği, kendisini bir anda gündeme oturttu. Senna’dan bahsedip, Alguersuari’yi unutmak da olmaz. İspanyol pilot da, Cumartesi harika bir iş çıkardı. 

F1 kariyerinin 20. yılını kutlayan Schumacher’in tekerleğini fırlayıp gitmesi, Alman pilot adına büyük bir şanssızlıktı gerçekten de. Q2’nin ardından yaşanan Maldonado – Hamilton takışmasında, verilen ceza bence makuldü.

Tüm hafta sonu boyunca havanın kapalı ve yağışlı olmasına karşın, Pazar günü yarışın kuru zeminde yapılacağını belirten tahminler doğru çıktı. Yarış öncesinde kabarcıklanma sorunu nedeniyle özellikle Red Bull’un başını çektiği ‘lastikleri güvenli değil, başka lastik takalım’ kampanyası başarıya ulaşamadı; ki bana göre de doğru olan buydu.

Startta, Senna’nın tecrübesizliğini, Webber’in yine geriye düştüğünü ve Rosberg’in iyi çıktığını gördük. Rosberg’in ilk sektör sonunda lider olabileceğini hiç kimse beklemiyordu. Alonso da iyi çıkış yaptı. 

Vettel liderliği alsa da, Red Bull’un lastik durumunun gerçekten vahim olduğu ilk beş turda yapılan iki pit-stopla ortaya çıktı. Alonso’nun Massa, Hamilton ve Rosberg’i teker teker geçerek liderliğe yükselirken, harika bir momentum yakaladı. Ama biten lastiklerle, sıralama kısa sürede başa dönmüş oldu. Vettel’in Blanchimont’ta Rosberg’e, Alonso’nun ise Eau Rouge’da Webber’e yaptı ataklar, nefes kesiciydi. 

Hamilton’ın Kobayashi ile yaşadığı temas, bana göre tipik bir yarış kazası idi. İngiliz pilot, muhteleen Sauber’i zaten geçtiğini düşündü, Kamui’nin karşı atağını fark etmedi ve otomobili yeniden viraj çizgisi için dışa alırken de, bu çarpışma yaşandı. Vettel için Güvenlik Aracı, iyi bir zamanda içeri girmiş oldu. Dikkat ettiyseniz, bu seneki Güvenlik Aracı kuralları sayesinde, SC periyodunda çok büyük bir kazanç sağlamak veya çok büyük bir kayıp yaşamak gibi durumlar, pek fazla yaşanmıyor.

Daha yeni lastik değiştirmiş olan Alonso’nun pite girmemesi doğru bir hamleydi. Ama yeni lastiklerle Vettel, Alonso’yu zorlanmadan geçti ve o noktadan sonra da, galibiyeti tehdit edebilen olmadı. 

Son bölümde Ferrari’nin sert lastikleri, yine Red Bull ve McLaren gibi kullanamadığını gördük. Vettel’in galibiyetini bir kenara koyarsak, günü yıldızları arasında Webber, Button ve tabii ki Schumacher vardı. Webber yine, kötü startını telafi etmeyi başardı. McLaren’in demecine göre gridde iyi bir yer alsa kazanabilecek kadar iyi giden Button, istikrar-hız-doğru tercihler (lastik)-güzel atakların birleşimiyle, hayal gibi gözüken bir podyumu yakaladı. Ve Michael Schumacher… Yedi kez dünya şampiyonu, yine harika bir start aldı ve ilk turu 15. sırada bitirdi. Sert lastiklerden ilk bölümde kurtulan Schumi, üç set yeni yumuşak lastiği harika bir şekilde kullandı ve adeta eski günlerini hatırlattı.

Yarışın geneline baktığımızda, DRS, Les Combes öncesindeki uzun düzlükte geçiş yapmayı çok kolaylaştırmıştı. Oysa ki ilk iki tura baktığımızda, aynı yerde, DRS olmadan da pek çok geçişini yapılabildiğini gördük. Sanki DRS’de, ölçünün biraz fazla kaçtığı yarışlardan birisi oldu bu. Belçika GP’sinde, tura rakibinizden yarım saniye geride başlamak, ilk sektörün sonunda önde olmayı garantiliyordu adeta. 

Yarış genel anlamda keyifli geçti. Aradan sonra, böyle keyifli bir yarışla geri dönmek iyi oldu. Yayınım ve çevirilerimden memnundum. Özellikle yarışı anlatırken çok keyif aldığımı söylemeliyim. Bu kadar çok olay yaşanan yarışta, reklam zamanlamasında da bir kez daha ideale yakın bir zamanlamayı yakaladık.

Umarım Spa’dan sonra, bir diğer efsane pist Monza da keyifli geçer…

Not: Türkiye GP’sinin F1 takviminden düşmesi ve gelecek seneki yayınlar ile ilgili ayrı bir yazı yazacağım birkaç güne kadar…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport