Beni hatırla
 

Türkiye GP’si resmi olarak 31 Ağustos tarihinde, Formula 1 takviminden çıkarıldı ve son umutlarımız da yok olup gitti. Aslında birkaç haftadır bu yazıyı yazmak için niyetleniyor, ama bir türlü yazamıyordum. Elim ermiyordu, içime sindirememiştim durumu. Hala da çok, ama çok üzgünüm. Fakat en azından düşüncelerimi ve bundan sonraki olasılıkları sizinle paylaşayım dedim.

Şu anda bu yazıyı okuduğunuzda göre, muhtemelen siz de Formula 1’e meraklısınız. Yarışları, yayınları, haberleri takip ediyorsunuz. Her zaman her fırsatta dile getiriyorum; benim de sizlerden bir farkım yok. Dilim döndüğünce yarışları size anlatmaya çalışsam da, aslında ben de sizin gibi tutkulu bir Formula 1 fanıyım. Ancak, son yedi yıldır Formula 1’in aynı zamanda işim olması gibi, çok büyük bir şansa da sahiptim.

Yaklaşık yirmi yıldır Formula 1’i takip eden birisi olarak, çocukluğumdan bu yana bir gün F1’i yerinde izlemenin hayaliyle büyüdüm. Hep, Formula 1’in bir gün Türkiye’ye geleceğini hayal ettim. Ama pek çok kişi gibi, bunun asla gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm anlar da oldu.

20 yaşında, üniversiteyi yeni bitirmiş bir genç olarak Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nda (TOSFED) yarı-zamanlı çalışmaya başladığımda, Formula 1 Türkiye projesi için çalışmalar yeni yeni başlamıştı. Dolayısıyla, tam 11 yıl boyunca Türkiye’deki Formula 1 macerasının tam ortasında bulundum ve bundan dolayı çok büyük bir gurur duyuyorum.

Devlet ve Formula 1 Yönetimi FOM ile yapılan yazışmalar, 2002’de Bernie Ecclestone’dan gelen iyi niyet mektubu, Bay E’nin ilk ziyareti, hükümetimizi ikna etmek için yapılan 1.5 saatlik sunuma tam üç ay çalışmamız, 57. Bülent Ecevit hükümetinin onayı, pistin ilk çizimlerinin gelmesi, temel atma töreni, yapılan ilk görevli eğitimleri, ilk pist üstü çalışmalarımız, Charlie Whiting’in ilk teftişleri, inşaatın tamamlanması, eğitim için gittiğimiz Grand Prix’ler ve sonunda 21 Ağustos 2005’teki unutulmaz gün… Starttan yarım saat evvel gride çıkmam, 100.000 kişinin doldurduğu tribünlerin önünde o coşkuyu görünce gözlerimin dolması, ilk yarışı başarıyla atlatınca sevinçten tel örgülere tırmanmamız… Hani derler ya, film şeridi gibi diye; bu saydıklarımın hepsi, tüm detaylarıyla son derece net şekilde hafızamda.

Kısacası Formula 1, benim için bir spor ve bir tutku olmanın ötesinde, adeta iş hayatımın odak noktası, en büyük motivasyonum oldu. İlk günlerden, Eylül 2011’de kadar, gece gündüz demeden, emeğimi asla esirgemeden, bıkmadan ve usanmadan, büyük bir keyif ve gururla, binlerce saat çalıştım hem Türkiye GP’si, hem de TV yayınları için. Benim için her sene, iş anlamındaki en önemli 1.5 saat Türkiye GP´si zamanı oldu. Starttan önceki gece, heyecan ve stresten uyuyamadım çoğu zaman. Bazen il il, bazen ülke ülke, bazen kıta kıta dolaştım eğitimler ve yayınlar için. Sadece 2009 sezonunda uçakla yaklaşık 140.000 km yol yaptım. Evde, iş yerinde, uçaklarda, otellerde, pistlerde, havaalanlarında yazıştım, çeviri yaptım, e-posta yolladım. Hayatımdaki en sevdiğim şeyin, işim olması nedeniyle ne kadar şanslı olduğumun bilinciyle; her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Hep ülkemiz için daha fazlasını, daha iyisini hedefledim. Aynı işlere bugün en baştan başlasam, yine aynı çabayı, belki de daha da fazlasını gösterirdim.

Geçen tüm bu yıllar ve bir ekip olarak harcanan paha biçilemez emeklerden sonra Türkiye GP’sini kaybetmiş olmak, bana çok büyük bir acı veriyor. Umudumuz azdı belki, ama hep vardı. Sonunda taslak takvimden çıktığımızı öğrendiğim Macaristan GP’sinde, tüm dünyam adeta alt üst oldu.

TOSFED olarak, başkanımız Mümtaz Tahincioğlu’nun önderliğinde 2009 yarışından bu yana, tam 2.5 senedir hükümetimizi ve FOM’u ikna edebilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. Türkiye’nin tüm büyük şirket temsilcileriyle, otomotiv dünyasının temsilcileriyle, bazı önemli dernek ve kuruluşlarla, devlet yetkilileriyle, farkı zamanlarda farklı bakanlarla defalarca görüşüldü. İnanın, son ana kadar, yapılabilecek her şeyi yaptık. İçimizdeki İrlandalılar diye bir tabir vardır ya Türkiye’de; işte bazen o İrlandalılara karşı da mücadele ettik. Sporu ve basını yakından takip edenler, bu bahsettiğim çevreleri biliyor veya tahmin ediyordur.

Ama sonuçta hükümetimizle FOM arasında bir anlaşma zemini oluşturulamadı. Sayın Başbakanımızın geçtiğimiz hafta Formula 1 ile ilgili olarak verdiği demeçleri okumuşsunuzdur. Sonunda pek çok ülkenin yakalamaya çalıştığı, yarışı olmayan ülkelerin sokak şovlarıyla ucundan kıyısından faydalanmaya çalıştığı bir değeri kaybettik.

Dediğim gibi, bu benim için, belki de tüm hayatımı etkileyebilecek çok üzücü bir gelişme oldu. 2005-2011 arasında altı yılı çok yoğun şekilde yaşadım. Ve neredeyse her anından keyif aldım. Ama sonuçta, Türkiye GP’sine veda etmek durumunda kaldık.

Size ‘Neden böyle oldu? Nerede yanlış yapıldı?’ gibi saatlerce sürecek şeyleri anlatmaya niyetim yok. Ama meraklı F1 izleyicilerinden gelen iki temel soruya cevap vereyim: Bundan sonra ne olacak? Ve 2012’den itibaren TV yayınları nasıl olacak?

Bundan sonraki dönemde, sene sonunda Bernie Ecclestone İstanbul Park’ın işletmesini bıraktığından, pistin işletilmesi için yeni bir oluşuma ihtiyaç var. Öncelikle tesisin sahibinin İstanbul Ticaret Odası olduğunu ve pistin işletmesinin ancak İTO ile anlaşılarak alınabileceğini belirteyim. Bu yeni işletme modeli için Türkiye Motosiklet Federasyonu TMF ile TOSFED arasında görüşmeler sürüyor. Bir şekilde, yeni bir işletme modeli ve anlayışıyla, pistte 2012’den itibaren yeni bir dönem başlayacak. Bu dönemde neler olur, bunu yaşayıp beraber göreceğiz. Muhtemelen başka uluslar arası şampiyonalar ve yarış serileri, Türkiye’ye geri döner. Ancak kişisel görüşüm Formula 1’in tekrar İstanbul Park’a dönmesinin çok zor olduğu şeklinde. Dikkat edin, son yıllarda her sene F1 takvimine girmek için iki üç farklı ülkenin adı geçiyor; ama bu ülkelerden birisi birkaç sene sonra takvime giriyor gerçekten de.

2005’ten sonra Singapur, İspanya (2. yarış), Abu Dabi, Güney Kore, Hindistan, ABD (tekrar) takvime girdi; Rusya 2014’te resmen takvimde olacak, Meksika çok hevesli gözüküyor. Yani takvime girme yarışı her geçen sene daha da kızışıyor, buna bağlı olarak da FOM’a ödenmesi gereken bedeller her geçen sene artıyor. Bu nedenle bu sene 26 milyon dolar vermeyen ülkemiz, belki iki üç sene sonra yeniden takvime girmeye kalksa, bu sefer 30-35 milyon dolar istenecek. Yani her geçen yıl, işin geri dönmesi biraz daha zorlaşacak bana göre. Bunu demişken, mümkün olan her şekilde gönüllü olarak Türkiye GP’sinin geri gelmesi için gücüm yettikçe çalışacağımı belirteyim. Sonuçta ülkemi seviyorum, Formula 1´in Türkiye için her açıdan önemli bir fırsat olduğuna inanıyorum ve Türkiye´nin her şeyin en iyisine layık olduğunu düşünüyoum. Sakın yanlış anlamayın, popülizm yapmıyorum. Dört  beş dönemdir olimpiyatlara aday olan bir ülke olarak, tüm sporlarda F1 ve benzeri tarz büyük organizasyonları her zaman düzenlememiz gerektiğini düşünüyorum. Siz bakmayın ´Türkiye F1´i zaten hak etmiyordu´ diyenlere. Biz her şeyin en iyisini, her zaman hak ediyoruz ve inandığımız her işi de en az yabancılar kadar iyi yapıyoruz. Biz sportif anlamda, her sene en iyi dört beş GP´den birisini düzenledik. 2005´te Macar federasyonundan eğitim alırken, sadece dört sene sonra Abu Dhabi GP´sine eğitim verecek seviyeye geldik. Ama kaçan treni, yeniden yakalamak çok zor.

Gelelim televizyon yayınlarına. Bu konuda, net bir gelişme yok. TRT’nin FOM ile olan anlaşması 2011 sezonu sonunda bitiyor ve henüz yeni bir anlaşma imzalanmadı. Tamamen kişisel görüş olarak belirtiyorum; TRT’nin F1 anlaşmasını uzatmasını pek fazla beklemiyorum. TRT, F1’i Türkiye GP’sinden ve spora bakış açısından dolayı adeta bir misyon olarak belirledi ve F1 anlamında Türkiye’de daha önce yapılmayan pek çok ilke imza attı. Üç yıldır bu projenin içinde yer aldığım için çok gurur duyuyorum. Ancak Türkiye GP’sinin olmadığı bir ortamda, TRT’nin yayın hakları için istenen bol milyon dolarlı bütçeleri ödeyeceğini düşünmüyorum.

Bu nedenle, kış aylarında sıkıntılı ve uzun bir bekleme süreci var önümüzde; hem sizin için, hem de benim için. 2005’te CNN-Türk’ün , 2009’da TRT’nin yayın anlaşmalarının Avustralya GP’sinden birkaç gün önce imzalandığını da söylersem, normal şartlarda bu bekleyişin en azından Şubat sonuna kadar süreceğini tahmin edebilirsiniz.

Şu anda yayın hakları için adı geçen bir televizyon duymadım. Ancak F1’in bir şekilde, bir yerlerde yayınlanacağına da inanıyorum. Sonuçta Türkiye GP’si artık olmadığı için, FOM, yayın bedellerini mutlaka indirmek durumunda.

Yine sizden gelen sorulardan birisi: F1 yayınları başka bir kanala geçerse, ben de geçer miyim? Ben 2005-2008 arası CNN Türk’te ve 2009’dan bu yana TRT’de, dışarıdan sözleşme ile çalışarak yarışları anlattım dilim döndüğünce. Yani bu iki kanalda da, hiçbir zaman kadrolu olmadım. Şu anda tam zamanlı çalıştığım işim Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu. Dolayısıyla, olur da F1 başka bir kanala geçerse ve o kanal da, benim yarışları anlatmamı isterse, seve seve devam edebilirim. Sonuçta iş anlamında bir hafta boyunca en mutlu olduğum anlar, genelde yayında geçen saatlerim oluyor. Televizyonda yarış anlatmak, her zaman hayallerimden birisiydi ve bu hayali, ‘iyi yaptığıma inandığım sürece, sizlerden büyük oranda beğeni aldığım sürece’ devam ettirmek isterim. Ancak ilk aşamada önemli olan yarışların ulusal bir kanalda yayınlanması; benim anlatmam veya kimin anlatacağı ikinci plandaki bir şey.

Fakat dediğim gibi ortada pek çok bilinmeyen var. Yeni dönemde neler olacağını görmek için de, size en klişe F1 cümlelerinden birisini söylemem lazım: ‘bekleyip göreceğiz….’

Sevgiler…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
17.09.2011 14:52:39
F1`in TV yayınıyla beraber F1Racing de maalesef son sayılarına -kuvvetle muhtemel- yaklaşıyor olabilir:(
 
17.09.2011 14:57:11
Çok üzücü gerçekten. Biz bu kadar üzülüyorsak organizasyonu ülkemize getirmek için canla başla çalışan TOSFED elbette kahroluyordur. Ama tren kaçtı ne yazık ki. Kişisel gözlemim manipule edilemeyen spor dallarının ülkemizde yer almasının zor olduğu yönünde, bu yüzden F1`e kimse "itibar" etmedi. Son ana kadar sponsorlardan umutluydum ama onlar da el uzatmadı. Ne yazık ki bu harika pazarlama fırsatından yararlamadık, şimdi yasını tutuyoruz. Geçenlerde yurt dışında yarış izlemek için kabaca hesap yaptım, ülkemizde ana tribünde üç günlük izlediğim yarışı başka bir ülkede açık alanda izlemek en az üç misli daha fazlaya malolur. Bir fan olarak işin bu tarafını da düşününce bir kere daha kahroluyorum.
 
17.09.2011 17:51:09
artık kabullendim takvimde olmamamızı ama sonuçta türkiyede yokkende varkende f1 yayınlandı ve bence en azından bir ntv spor alır diye umut ediyorum.ne enteresandır ki bugün rüyamda kanal d nin aldığını gördüm yoksa bu bir işaret mi? :)))
 
18.09.2011 01:48:31
İstanbul Park`la ilgili "Yarını hatırlamak" `tan başka seçenek kalmadı bu durumda...Iron Maiden şarkı sözleri gibi oldu ama malesef doğru , geçmiş günlerin özürleri yarınların masum yalanları olacak heralde :) Kısacası geçti Bor`un pazarı sür eşeği Niğde`ye...
 
23.09.2011 22:42:31
görünen köy kılavuz istemez.gözümüze soka soka elimizden aldılar gp.
 
24.09.2011 06:19:55
Bundan sonra çok zor... İmkansız ötesi artık her şey, yayın belki olur, olacağını düşünüyorum, ama formula 1`in geri gelmesi imkansız bu saatten sonra, bu zihniyetten sonra... TRT bugüne kadar ilkleri imza attı, TRT`yi aşırı ve acımasızca eleştirdik, biz ülke insanı hiçbir şeyden tatmin olmuyoruzki, futbol anlatan spikerden bile... Bizimkilere de kısmen hak veriyorum, Bay E iki katını istedi, onun ahlakı bilerek hareket etselerdi, 2012`de takvimde olabilirdik... 2014`de Rusya`ya gidecem imkan olursa, doğu karadeniz`den feribot seferleri mevcut zaten... 2012 spor başkentiyiz, spor konusunda oldukça berbat bir yıldayız...
 
25.09.2011 20:12:10
TRT anca futbolla uğraşır,ben de sanmıyorum alacaklarını,umudumuz Doğuş Yayın Grubu`nda..
 
25.09.2011 21:46:46
Serhan bey, yazinizi okuyunca, acayip duygulandim ve gozlerim doldu. Ben cok iyi hatirliyorum o ilk Turkiye GP gunlerini. Start`ta az bir yagmur yagmişti, yanliş hatirlamiyorsam... Kimi kazanmişti, sizler podium`a cikmiştiniz ve Charlie Whiting sizlere teşekkur etmişti (Mazhar bey de vardi, nur icinde yatsin)... Bir tanitim yayinlanmişti o gunler; yaşli bi amca uyurken sinek sesi duydugunu duşunuyordu. Ama sinek degildi; F1 araclarinin sesiydi... Ne yani? O sesler bir daha olmayacak mi Turkiye`de? Ben, F1`i sizinle tanidim, sizin anlatiminizla ogrendim ve sevdim. Son zamanlarda, Okay bey ve TRT`nin programini yeterli bulmadigim icin RTL`den izliyorum seanslar başlamadan oncesi sureyi, ama 5 dakika kala TRT`ye geri donuyorum, sirf sizin anlatiminizla Formula1 izlemek icin. CNN turk`ten sonraki o stresli aylari hatirliyorum. Yine başliyoruz beklemeye: sizin sesinizi pistlerden gelen seslerle beraber duyma şansini yakalama ihtimaline... Dun gece uyumadan once, F1 icin super bir karişim buldum: En iyi F1 karişimi: Serhan Acar+ BBC
 
1.10.2011 19:38:44
Teselli bulacağımız bir yanı var aslında bu talihsizliğin.. Zaten F1`de maliyetleri düşürmek için motorları iyice küçültecek ve motor sesleri eskisi gibi tüyleri diken diken edici bir ses olmayacak. :D
 
24.10.2011 22:08:51
Ecclestone son demecinde Türkiye GP için son söz Türk hükümetinde demiş, adam hala açık kapı bırakıyor girin artık içeri :( dönüşümlü yapsak 2 yılda bir o da iyi bi fikir..
 
11.11.2011 21:19:40
trt olmaz ise en iyi yayıncı kanalı tv8
 
lamp83 s-sport