Beni hatırla
 

Suzuka’daki yarış gerçekten keyifli oldu. Vettel’in beklenen şampiyonluğunun ilan edilmesinin yanında, ön sıralar için çok fazla atak göremesek de, toplam 10 kez liderliğin değiştiği bir yarışı izledik.

Suzuka gerçekten de, hem sürüş ve seyir zevki, hem de seyirciler açısından muhteşem bir pist. Japon F1 fanlarını daha önceki yıllarda uzun uzun anlamıştım. Perşembe günü piste gelip, imza seanslarına akın eden binlerce seyirci, ayrıca takımların pit garajlarına yerleşmelerini ve bir saat süren FIA Güvenlik Aracı testini bile izliyorlar. İnanılmaz, değil mi?

Japonya’nın sıralama turlarında, sonunda Vettel dışında birisinin  polü alacağını düşündüm açıkçası. Ancak sorunlu haftalar yaşamaya devam eden Hamilton’ın, bu kez Webber ve Schumacher son şikanda takışması nedeniyle tura başlayamaması, Vettel’in harika turuyla birleşince, ilk sıra yine Alman pilota gitti. Hamilton, zamanında başlayıp temiz bir tur atabilirse, muhtemelen Kanada 2010’dan sonraki ilk polünü alacaktı. Tabii bu konuda, yine McLaren pit duvarının yaptığı bir operasyonel hata var. Hem pilotlarının piste sadece birkaç saniye ile damalı bayrağa yetişecek kadar geç çıkması, hem de piste çıkış turunda Hamilton’ı uyarmamaları ciddi hatalar bana göre.

McLaren’in yeni arka kanadının, Cumartesi günkü hız farkını kapattığı anlaşılıyor. Ferrari, yine tek turda bu iki otomobilden de yavaş kaldı. Sıralama turlarının üçüncü bölümünde dört pilotun zaman turu atmaması, bana göre spor için çözülmesi gereken büyük bir sorun. Her takımın her yarış için yaptığı milyonlarca Euro’luk harcamanın ardından, pilotların sırf yarışa yeni lastik saklamak üzere piste çıkmaması, ya da piste çıkıp zaman turu atmadan geri dönmeleri, çok talihsiz bir durum. Takımlara kızmamak lazım, mevcut kuralar içinde kendilerine en çok avantaj getirecek taktiği uygulamaya çalışıyorlar. Ama bu konuya FIA-Pirelli-Takımlar üçgeni içinde bir çözüm bulmak şart. Geçen yarış Singapur’da üç olan Q3’te turlamayan otomobil sayısı bu hafta dörde çıktı. Böyle giderse, lastik aşınmasının fazla olduğu pistlerde Red Bull, McLaren ve Ferrari dıındaki pilotları Q3’te hiç izleyemeyeceğiz. Bu da hem ekran başındaki siz seyirciler için, hem de tonla para vererek yarışa giden on binlerce kişi için büyük bir haksızlık.

Yarışa gelirsek, startta Vettel’in çizgiyi aşmaya çok yaklaştığını söyleyebiliriz. Evet, her startta pilotlar birbirinin üstüne kapanıyorlar; ama çoğu zaman bu rakibi çime kadar itmeye varmıyor. Geçen seneki Macaristan GP’sinde Barrichello-Schumacher çekişmesini bir hatırlayın. Ve sonra da gelen cezayı hatırlayın. Merak ediyorum, aynı startı Hamilton alsa, acaba aynı komiserlerin kararı ne olurdu?

Bu sıkıştırma Hamilton’a ikinciliği getirse de, İngiliz pilot yine sorunlu bir yarış yaşadı. Sekizinci turda yaval yavaş hava kaybeden lastiği, devamında görmediğini söylediği Massa ile bu seneki üçüncü teması ve önü açıkken bile istediği tempoyu tutturamayıp tur zamanları açısından Button’ı gerisinde kalması Hamilton için bir alarm durumunun varlığını ortaya koyuyor.

Red Bull, McLaren ve Ferrari pitlerinin giriştiği taktik savaşı çok keyifliydi. Sene boyunca ortalama olarak en hızlı pit-stopları gerçekleştiren takım olan Red Bull, bu yarışta Vettel’in hem Button hem de Alonso’ya geçilmesini engelleyemedi.

Button, yarış zaferini kesinlikle hak etti. Cumartesi günü polü sadece 68 santimetre (0.009 sn) farkla kaybettikten sonra, Pazar günü tüm yarış boyunca yüksek bir tempo tutturdu, lastiklerini korudu ve öne geçtikten sonra da her şeyi kontrol altında tuttu.

Benzer şekilde Alonso da, sıralama turlarında ortalama 0.4 saniye yavaş kalan Ferrari ile harika bir ikincilik yakaladı. İspanyol pilot, her zamanki gibi elindeki otomobilden alınacak maksimum verimi aldı.

Tıpkı Hamilton gibi, Webber ve Massa da, bir kez daha takım arkadaşlarının gölgesinde kaldılar. Suzuka’nın kralı Michael Schumacher’in, Massa’nın önünde yarışı bitirmesi iyi bir performans çıkardığını gösteriyor. Macaristan’da bir ara lider olsa da, geri döndükten sonra resmen ilk defa bir turu lider olarak tamamladı yaşlı kurt. Günün iyi isimlerinden birisi de Perez’di.

İki günkü yayınlarımdan da memnunum. Sizlerden gelen tepki ve yorumlara göre, ses problemlerini giderebilmek için de, sürekli merkezle temas halinde oldum.

Son birkaç söz de Vettel’e. İster sevin, ister kızın; Vettel 2011 şampiyonluğunu sonuna kadar hak etti. Bu seneki hızına, herhalde hiç kimse laf edemez. Tarihte kötü bir otomobille şampiyon olan pilot yoktur, ama önemli olan altına iyi bir otomobil geldiğinde ondan maksimumum çıkarabilmektir. Aynı otomobille bir Webber´in başardıklarına bakın, bir de Vettel´in başardıklarına bakın.

15 yarışta 14 kez podyuma çıkan, dokuz galibiyet ve 12 pole alan, Kanada ve Almanya’da kaybettiği toplam 10 puan hariç arışlar içinde hiç hata yapmayan bir pilot olarak, çok istikrarlı bir performans sergiledi. Her alanda çok iyiydi, özellikle Pirelli lastiklerini herkesten daha önce çözdü. Bazen otomobil yavaş kalsa bile, Cumartesi günleri inanılmaz turlar atarak yarışlara hep ilk çizgiden başladı ve ilk bölümden itibaren yarışları kontrol altında tuttu. Red Bull kazanamasa bile, geri kalan en iyi dereceyi yakaladı. Detaylardan en iyiyi çıkarıp toplam başarıya ulaştı.

Böylece tarihin en genç puan alan, pole kazanan, yarış kazanan ve dünya şampiyonu olan pilotu, tarihin en genç çifte dünya şampiyonu olarak da tarihe geçti.

Alkışlar ve tebrikler Vettel’e….


Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport