Beni hatırla
 

Formula 1’in yeni durağı Hindistan GP’si, son yıllarda takvime giren Valensiya ve Kore gibi yarışların aksine, herkes tarafından beğenildi. Hindistan, gerçekten de garip bir ülke. Hani denir ya ‘anlatılmaz, yaşanır’ aynen öyle. Kimse tam sayıyı bilmese de yaklaşık 1.2 milyarlık bir nüfus var, bu insanların yaklaşık 250 milyonu evsiz. Zengini Türkiye’den çok daha zengin, fakiri Türkiye’den çok daha fakir. Ama bir şekilde herkesin yüzünde bir gülümseme var.

Temizlik konusunda, belki de dünyanın en pis ülkelerinden birisi. Yol kenarındaki bir kanalın içinde aynı anda yıkanan çocuklar, domuzlar ve köpekler ile bazı hayvan leşlerini aynı anda görebiliyorsunuz. Sinek olan yerlerde, sivrisinekler bulut halinde geziyor. Yemeklerin bazılarına görüntüsünden, bazılarına kokusundan, bazılarınaysa her ikisinden birden dolayı yaklaşamıyorsunuz. Şehir içi caddelerde kafasına göre gezen ve trafiği birbirine katan devasa ineklere, şehirler arası yollardaysa kenardan yavaş yavaş seyreden fillere rastlayabiliyorsunuz. Ortalama yılda 2.000.000 yeni motosikletin satıldığı Hindistan’da, yollar motorların işgali altında. Taklit F1 kaskları çok moda. Trafikte kırmızı ışıkta beklerken, yanınıda bisikletten bozma bir motorun üstünde Schumacher veya Raikkonen kasklı Hintli sürücüleri görebiliyorsunuz. Trafik düzenini görünce, her gün şikayet ettiğimiz İstanbul trafiğini bile mumla arıyorsunuz. Hindistan’da, trafikte önceliği almanın tek ve geçerli yolu korna çalmak. Kornayı çalan, istediği yere istediği şekilde dalıyor.

28 eyaletin birbiriyle anlaşabildiği ortak dil İngilizce. Herkes, muhteşem bir aksanla İngilizce konuşuyor. Hayat standardı düşük olunca, pek çok şey Türkiye’ye göre çok ucuz.

Gelelim piste ve yarışa. Öncelikle şekil olarak bu pistin, son yıllarda takvime eklenen Tilkedrom’lar arasındaki en iyisi olduğunda pek çok kişi hemfikir. Suni olarak yapılan iniş çıkışlar, artık standart haline gelen 1 km üzeri düzlük, hızlı şikanlar, İstanbul Park 8. virajının tersi gibi bölümler, pistin heyecan verici bir şekle bürünmesini sağlamış. Ancak pistin yeni açıldığı için çok kirli olması, ideal yarış çizgisinin dışına çıkmayı zorlaştırınca, neredeyse hiç atak göremedik yarış boyunca.

Sıralama turlarında Vettel polü alınca, artık kimse şaşırmıyor, öyle değil mi? Tabii Hamilton’ın cezası, gridin dizilişini değiştirmiş oldu. Aslında o kadar çok pilot ceza aldı ki, sıralama turlarına göre griddeki 24 pilotun 17’sinin yeri değişmiş oldu. Cumartesi günü hayal kırıklığı yaşayan takımlar Lotus Renault ve Sauber oldu.

Galibiyet açısından baktığımızda standart bir 2011 Vettel zaferi izlemiş oldu. Polden başla, ilk virajda liderliği kaptırma, 3. tura kadar 1 saniye üstü fark yaratarak DRS tehdidinden kurtul, ilk pite kadar diğerlerinin ne yaptığına bakabilecek farkı yarat, sonra da yarışı kontrol et. Tabii tüm yarış lider gitme, pole, en hızlı tur ve galibiyetten oluşan Grand Slam’i ilk defa yapması, Vettel’in kariyeri açısından önemli bir gelişme oldu.

İyi start alan Button’ın ilk turda Webber’e atağı, yarış sonuna kadar koruyacağı ikinciliği getirdi kendisine. İngiliz pilot pit-stopların ardından farkı kapatmayı başarsa da, Vettel’e, onu tehdit edecek kadar yaklaşamadı.

Bu sene alıştığımız Alonso – Webber çekişmelerinden birini daha izledik. Webber, yine bölüm sonunda lastiklerini daha çabuk bitirdiği için erken pite girince, Alonso’ya podyumu kaptırmış oldu.

Mercedes ile Schumacher, yine harika bir start aldı, otomobile göre hızlı sayılabilecek istikrarlı bir tempo tutturdu ve normalde yedinci bitirebileceği yarışı Massa – Hamilton olayından da faydalanarak beşinci bitirdi. Alguersuari ve Perez, günün başarılı genç pilotlarıydı.

Gelelim, en çok konuşulan Massa – Hamilton temasına. Bu sezon, mıknatıs gibi birbirini çeken iki pilot, tam altıncı kez temas yaşamış oldular. Yaşanan temasla ilgili iki ana görüş hakim: a) olay bir yarış kazasıydı, net şekilde suçlanacak, dolayısıyla ceza alması gereken birisi yoktu ve b) Massa istese bu çarpışmayı önleyebilirdi, o nedenle ceza almalıydı.

Açıkçası bu iki görüş arasındaki boşluk da birbirine çok yakın. Görünüşe göre, tüm KERS’ini uzun düzlükte bitirmeyen Hamilton, dördüncü virajın çıkışında Massa’ya yaklaşıyor, ancak KERS bittikten sonra atağı bitirecek kadar hız farkını yakalayamayınca, Ferrari’nin tam olarak yanına gelemiyor. Massa’nın aynaları kontrol etmesine bakıldığında, dönmeye başladığında Hamilton’ın solunda bir yerlerde olduğunu biliyor olması gerekir. Ancak Brezilyalı pilot, dönüş noktasına gelindiğinde, daha iyi yol tutuşa sahip olan ideal çizgideydi. Zaten bu nedenle, Hamilton kısa frenleme bölgesinde Massa’nın tam olarak yanına gelemedi. Bu konuda karar vermek gerçekten çok zor. Yayında da, kararsız kaldım açıkçası. Ancak bana göre, bu çarpışmayı önleyebilecek birisi varsa o da Hamilton’ın yanında bir yerlerde olduğunu bilmesine karşın ‘ayağını gazdan çekmesini’ bekleyerek kimse yokmuş gibi viraja giren Massa idi. Hamilton, frenleme noktasından sonra, istese de bu teması önleyemezdi. Sonuçta olaya yarış kazası denip, ceza verilmeyebilirdi. Ama illa bir ceza çıkacaksa, bu cezanın Massa’ya gelmesini anlayabiliyorum.

Ferrari pilotu Massa, tam anlamıyla kabus gibi bir sezon geçiriyor. Her sene olduğu gibi, seneye koltuğunu kaybedeceği söylentileri ortalıkta dolaşıyor. Hindistan’da üç günde, toplamda birkaç bin tane tur atıldı ve bir değil, iki defa süspansiyonunu kıran tek pilot Massa oldu. Şu bir gerçek, Brezilyalı pilot, toparlanamazsa, %100 olarak 2013’te kırmızı otomobillere uzaktan bakacak.

Yarış tatsız geçince, yayın esnasında her zamanki gibi istatistik, haber ve söylentileri size aktarmaya çalıştım. İki gündeki yayınlarımdan, reklam zamanlamalarım ve çevirilerimden memnunum. Pist güzel olsa da, ilk Hindstan GP’si sezonun en sıkıcı üç yarışı içindeki yerini aldı bile.

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
13.11.2011 13:57:33
Ham - Mas olayını bekliyodum , teşekkürler . emeğine sağlık abi , bunca işin arasında.. Yayın , reklamlar , çeviri , her zaman ki gibi mükemmel .) Teşekkürler.
 
lamp83 s-sport