Beni hatırla
 

Anlaşılan bu senenin tamamında, otomobillerden çok Pirelli lastiklerini konuşmaya devam edeceğiz. Bahreyn’de iyileri ve kötüleri, lastik kullanımı belirledi.

Bahreyn’deki politik karmaşa ve yarışın yapıldığı ortamla ilgili çok fazla konuşmak istemiyorum. Yayınlarda da uzun uzun bahsettiğim gibi, hem yönetim hem de muhalif tarafın kendilerine göre haklı gerekçeleri vardı. Neticede alışılmışın ötesinde güvenlik önlemleri alınmış olsa da; Bahreyn yönetimi, yarışı olaysız ve sorunsuz şekilde tamamlayarak, tüm dünyaya istediği mesajı vermiş oldu. Zaman zaman Grand Prix yarışları, devletlerin politik hamlelerine de sahne olur. İşte bu yarış, o politik hamlelerden birisi olarak da tarihe geçti.

Aslında Force India takımının Çarşamba akşamı şahit oldukları olayın ardından, belki de aşırı bir hassasiyet göstererek ikinci antrenmandan çekilmesi dışında, piste yansıyan hiçbir olumsuzluk yaşanmadı. Takımın basın bülteninde ikinci antrenmana katılmama sebebi olarak ‘lojistik nedenleri ve üçüncü antrenmana daha iyi hazırlanabilmek’ ibareleri, gerçekten de gülünçtü. Ne zamandan beri bir takım, 90 dakikalık bir seansa katılmayarak bir sonraki seansa daha iyi hazırlanabiliyor?

Neticede Bernie Ecclestone’un FOM çekim ekibi, takımı Cumartesi günü bir kere bile ekrana getirmeyerek, kendilerine cezayı kesti ve Bay E’nin patron olduğunu bir kez daha hatırlattı. Sadece iki Force India pistte tur atarken bile, garajda otomobilde bekleyen pilotların gösterilmesi; gayri resmi cezanın çok açık bir göstergesiydi. Üçüncü antrenman yayınının başında bu durumu sezdim ve söyledim; ama işin boyutunun sıralama turlarını da kapsayacağını düşünmemiştim.

Sıralama turlarında Red Bull’u bu kadar önde, Mercedes’i bu kadar geride görmek, gerçekten şaşırtıcı oldu. Genel anlamda sıcak havayı seven McLaren, Red Bull ve Lotus’a karşı; serin havayı tercih eden Mercedes, Ferrari ve Sauber’in ne yapacağı merak konusuydu. Çin’dekinin aksine iki RB8’de, en son versiyon egzozla mücadele etti hafta sonu boyunca. Red Bull, otomobili Cumartesi günü ilk defa bu kadar etkili şekilde çalıştırdı. Böylece Vettel ve Webber, 2011’de alıştıkları grid pozisyonlarına geri dönmüş oldular. Red Bull’a mağlup olan McLaren pilotlarının, ikisinin birden gridin kirli tarafında kalması onlar için büyük bir dezavantaj oldu.

Mercedes, lastiklerden Çin’deki gibi süper bir verim alamayınca Rosberg beşincilikten öteye gidemedi. Cumartesi gününün yıldızları arasında, Daniel Riccardo’yu saymamak olmaz. Avustralyalı pilot, takımın bile beklemediği bir start pozisyonunu yakaladı. Schumacher’in bozulan DRS ile ilk bölümde, Raikkonen’in Q2’de ikinci bir tur atmayıp son ona kalamadan elenmesi, günün sürprizleri arasındaydı. Alonso’nun telsizden duyulan ‘Q3’e kalalım mı, yoksa Q2’de elenip lastik mi saklayalım?’ sorusu, aslında iki vahim durumun habercisiydi: 1) Ferrari, gerçekten de ilk ona girmekte zorlanacak ve 11.olmayı deneyebilecek kadar yavaş ve 2) Bu sene herkesin ilk amacı, maksimum sürate ulaşmaktan çok lastikleri koruyabilmek. Bu konunun üzerinde daha uzun duracağım birazdan.

Yarışın startı ve gidişatı, 2011’deki Vettel zaferlerini akıllara getirdi. Alman pilot iyi start aldı, ilk iki turda DRS tehdidinden kurtulacak farkı açtı, sonra hem yarışın temposunu hem de lastikleri kontrol ederek, ikinci bölümün sonu hariç, fazla tehdit edilmeden zafere ulaştı. Otomobilin problemlerinden yayın içinde bahsettim. Egzozla beslenen difüzör sisteminin yasaklanmasıyla, bu işten en zararlı çıkan takım Red Bull oldu. Red Bull, lastik aşınması ile beraber, yarış içinde, ön ve arka taraf arasında, çok daha istikrarlı bir dengeyi yakalayabiliyor.

Vettel, bu sene ilk defa RB8’den hem Cumartesi hem de Pazar günü memnundu. Son dünya şampiyonunun, ancak kazandığı zaman yüzünün gülmesi; aslında bu sene geriden başlamanın onu ne kadar rahatsız ettiğini gösteriyor. Vettel’in içinde olduğu durumu ve tıpkı diğer şampiyonlar gibi aşması gereken psikolojik eşiği de yarış içinde anlattım.

Bahreyn’in takım olarak yıldızı Lotus idi. 1979’dan bu yana ilk defa iki otomobille podyuma çıkan Lotus, yarışta lastikleri en iyi kullanan takım oldu. 11. başlayan Raikkonen ve 7. başlayan Grosjean’ın, yarışı podyumda noktalaması, gerçekten büyük başarı. Her iki pilot da, çok iyi start aldılar; pit ekibi hatasız çalıştı, E20 lastiklerini McLaren, Ferrari ve Mercedes kadar çabuk parçalamadı ve Lotus takımın sene başından bu yana sayıkladığı ‘normal hafta sonunu’ müthiş şekilde kapatmış oldu. Takım belki Fin pilotu, Grosjean’ın önüne daha çabuk geçirse, işler değişebilirdi. İyi start, uzun ilk bölüm ve iyi ataklar 2007 şampiyonunu ilk pitlerin sonunda üçüncü sıraya taşımıştı. Raikkonen, son bölümde ancak bir kez atak denemesi yapabildi. Galibiyet gelmese de, hiç kimse Lotus’un bu kadar başarılı olmasını beklemiyordu. Özellikle Grosjean, dünkü performansıyla ilk iki yarıştaki hatalarını unutturdu. Webber ve Hamilton’ı pist üstünde geçmesi, kendisine büyük kredi kazandırdı.

Mark Webber, dört dörtlük performansını Bahreyn’de de sürdürdü: bu seneki dördüncü yarıştan da dördüncü olarak ayrılan Avustralyalı son yedi yarışın altısını podyumun bir basamak altında noktaladı. Rosberg, kötü startla ilk turda dokuzunculuğa düşse de, yarışı başladığı yerde noktaladı. Alman pilot, bana göre hem Alonso hem de Hamilton’a karşı aynı yol kapamayı iki defa yaparak, çizgiyi biraz fazla aştı. Bu şekilde savunma yapılmasına izin verilecekse, mesela zaten iyi savunma yapan Alonso’yu, sene boyunca hiç kimse geçemez. Geçen sene Malezya’da, Hamilton, daha esnek kurallar varken, Alonso’ya karşı bundan çok daha azını yaptığı için ceza almıştı. Daha önceki yazılarımda, her yarışta değişen komiserlerin (kurul dört kişi) farklı yargılamalar yaptığından bahsetmiştim. Bence 2006 ve 2007’de, Komiserler Kurulu Başkanı’nın sabit olması kararları daha istikrarlı yapmıştı.

Di Resta, iki pit-stopu başarıyla uygulayan nadir isimlerden birisiydi. Force India pilotu, çok iyi bir iş çıkardı. Ferrari’de Alonso, yarıştan önce altıncılık, yedincilik hedeflediğini söylemişti ve İspanyol pilot, istediğini almayı başardı. Bu kadar yavaş bir otomobille, ilk dört yarışı liderin sadece 10 puan gerisinde bitirmeyi başaran Alonso, Ferrari performans anlamında Red Bull ve McLaren’e yaklaşabilirse; 2010 ve 2011’de olduğu gibi sezon sonuna doğru yükselişe geçebilir. Takım arkadaşı Massa, söylediği gibi Bahreyn’de yılın en iyi yarışını çıkardı ve en azından puanla tanışmış oldu.

Bahreyn’de kabusu yaşayan takım McLaren’di. Önce, lastikleri çalıştıramayınca  saf hız anlamında Red Bull’un gerisinde kaldılar; sonra üst üste iki pit stopta Hamilton’a yaklaşık 12-13 saniye ve sekiz sıra kaybettirdiler. McLaren bu sene ilk dört yarışta pit stop problemleri ile çok değerli puanlar kaybetti. Malezya’da Hamilton Alonso’ya, Çin’de Button dört pilota, burada ise Hamilton tam sekiz rakibine geçildi. Seneler sonra, sezona hem sıralamada hem de yarışta en hızlı otomobille (gridde ilk çizgiyi kapatacak kadar) başlamalarına karşın, dört yarışın sonunda her zamanki gibi lideri kovalayan takım konumuna düştüler. Bundan sonra, Red Bull, Lotus ve (olursa) Ferrari’nin hızlandığı bir ortamda, bu ilk yarışları çok arayabilirler.

Bu arada pitte yaşanan sorunlardan bahsetmişken; takımların sadece pit-stop yapan ayrı bir ekibi olmadığını, pit-stoptaki kişilerin antrenman ve sıralama otomobil üstünde çalışırken gördüğümü mekanikerler olduğunu hatırlatalım. Sauber, Toro Rosso ve Williams, hayal kırıklığı yaşadılar. Zaten Red Bull ve McLaren’e, sorunsuz yarışan Lotus, toparlanan Ferrari ve Mercedes eklendiğinde puan alacak ilk 10 otomobil belli oluyor. Bundan sonra orta sıra takımlarının işi, daha da zor olacak.

Gelelim yepyeni lastiklerine rağmen 10.luktan öteye gidemeyen Schumacher’in demeciyle alevlenen lastik kullanım problemine. Bu konudan yayınların içinde bahsetmiştim. Evet, Pirelli’nin 2011 başında F1’e gelişi, spora büyük bir heyecan ve bambaşka bir renk kattı. Bol pit-stop, lastik performansı farkı nedeniyle bol atak izlemeye başladık. Kısa süre içinde insanlar 13 sene boyunca F1’e lastik veren Bridgestone’u unuttu.

Ama bu seneki durum, gerçekten de çok tuhaf. Raikkonen ve Alonso gibi dünya şampiyonları bile, grid pozisyonları yerine lastik saklamayı tercih etmeye başladı. Artık pilotlar bir pitten diğerine kadar, tam gaz gitmek yerine; lastikleri parçalamayacak bir hedef tur zamanını yakalayarak gitmeye çalışıyorlar. Bence bu durum, sporun doğasına aykırı. Biz en hızlı pilot/otomobil kombinasyonunu izlemek için ekran başına geçiyoruz. Ama bu sene, Cumartesi günü bile yarışın son 10 turunda lastikleri ne yapacağını düşünen, otomobili hızlandırmaktan çok lastikleri çalıştırabilmeyi düşünen pilotları dinliyoruz.

Eskiden, lastik performansı daha istikrarlıyken, kimin deposunda ne kadar benzin olduğundan, kimin bir veya iki tur önce ya da sonra pite gireceğinden bahsederdik. Şimdiki pilotların ve takımların tek hedefi, belli lastiklerle performans anlamında büyük düşüş yaşamadan (Raikkonen Çin son 15 tur gibi) bir sonraki pite kadar varabilmek ve lastikleri çalıştırabilmek. Bu da hem yarışın temposunu düşürüyor; hem de pilotları ve otomobilleri limitte izlememizi engelliyor. Evet, Çin´deki gibi harika yarışlar izleyebiliyoruz. Ama öte yandan Malezya´daki Sauber Çin´deki Mercedes gibi doğru çalışma aralığını yalayan bir takımın uçup gitmesini de izleyebiliriz her yarışta.

Lastik çalıştırma işi, hava sıcaklığı, nem ve asfaltın durumuna göre her gün değişen bir kumar haline geldi. Button, ‘Çin’den sonra bir hafta içinde otomobilimiz tur başına 1 saniye yavaşlamış olamaz; çünkü neredeyse herkes aynı otomobillerle yarıştı’ yorumunu yaptı. Bakın, Bahreyn pisti 2004 ile aynı şekle sahipti bu hafta. Schumacher’in o ilk yarıştaki en hızlı tur zamanı 1:30.252 (depoda 2 turluk benzin varken); dünkü Vettel’in en hızlı tur 1:36.379 (depoda 16 turluk benzin varken) olarak geldi. Arada ağırlık farkı olan 1.4 saniyeyi atsanız bile, 2004 otomobili hala 4.8 saniye daha hızlı oluyor tur başına. Tabii ki bu fark sadece lastiklere bağlı değil; teknoloji değişti, her şey kısıtlandı vs. Schumacher ve Vettel’in 2004 ve 2012 pole turları arasında (ikisi de boş depoyla) 2.3 saniye fark var sadece. Ama yarışta, herkes lastikleri korumak hedefiyle yola çıkınca; dünün kazananı Vettel bile, 2004’te ekrana bile gelmeyen Minardi’den daha yavaş kaldı aslında. Yarışa heyecan katalım derken, otomobillerin maksimuma ulaşamadıklarını görmek, gerçekten üzücü.

Bu konuda Pirelli’nin bir suçu yok; onlar takımlar, FIA ve FOM’un istediği tarzda lastik üretiyorlar. Bana kalırsa Formula 1 Komisyonu, bu konuya el atmalı; bu sene için artık bir şey yapılamaz; ama seneye en azından biraz daha dayanıklı, biraz daha istikrarlı lastiklerin üretilmesi gerekiyor.

Lafı çok uzattık. Son olarak yayınlardan da bahsedeyim. Bu sene üçüncü antrenmanları vermemiz, bence iyi oluyor. İki yarış arasında yaşanan ve size aktarmak için çalıştığım pek çok gelişme oluyor. Bunların en azından bir kısmından antrenmanda bahsedebiliyorum ve takımların sistematik çalışmalarını, daha net görebiliyoruz. Benzer şekilde start öncesinde pit yolu kapanmadan yarışa bağlanmak da uzun zamandır savunduğum bir fikirdi. Bu uygulamanın da, sizler tarafından beğenildiğini görüyorum.

Bu haftaki yayınlarımdan memnunum. Cumartesi günü çevirim, belki de uzun zamandır Webber’i basın toplantısında göremediğim için, pek parlak olmadı. Yeniden Avustralyaca çalışmaya başlamam lazım. Yarışta bir sefer Maldonado ile Senna’yı karıştırdım araç üstü görüntüde. İki pilotun da kasklarının üstü birbirine benziyor ve araç üstü numaralar da (18 ve 19) neredeyse aynı. Son olarak, ağız alışkanlığı ile ward adı verilen gül suyu katkılı gazozu, şampanya olarak anlattık. Affınıza sığınıyoruz.

Raikkonen’in donuk sesiyle verdiği demeçleri çevirmeyi özlemişim. Buz Adam’ın varlığı bile, padoku renklendirmeye yetti. Vettel’in podyumda Raikkonen’e yaptığı ‘tavşan kulak’ hareketi ise, bir dünya şampiyonuna yakışmadı bence…

Sırada Mugello testleri ve sonra da Avrupa sezonunun başlangıcı olan İspanya GP’si var. Barselona yayınlarında görüşmek üzere…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
23.04.2012 23:25:19
"Son olarak yayınlardan da bahsedeyim. Bu sene üçüncü antrenmanları vermemiz, bence iyi oluyor. İki yarış arasında yaşanan ve size aktarmak için çalıştığım pek çok gelişme oluyor. Bunların en azından bir kısmından antrenmanda bahsedebiliyorum ve takımların sistematik çalışmalarını, daha net görebiliyoruz. Benzer şekilde start öncesinde pit yolu kapanmadan yarışa bağlanmak da uzun zamandır savunduğum bir fikirdi. Bu uygulamanın da, sizler tarafından beğenildiğini görüyorum." off off..
 
24.04.2012 00:33:09
Bizler bu uzuuuuun yazılara bayılıyoruz üstad.. gerçekten bu yazı için ayırtdığın zaman için minnettarım kendi adıma .. Teşekkürler..
 
24.04.2012 09:59:14
Şuan otuduğum ev çanak anten takmaya müsait olmadığı için malesef D-smarttan seni takip edemiyorum üstad.Ama en ksıa zamanda evi taşıyacağım emin ol :) Neyse , lastiklerden bahsetmişsin; Gözler şu an Michelin`ı aramıyor değil.En az iki tedarikçi şart bu durumda.Geçen sezonda sürekli bundan bahsetmiştim.Bu kadar lastiğin aracın önüne geçtiği bir pozisyonda bence Pirelli`nin birazda yaptığı `Dediğim dedik, çaldığım düdük` yada klaşe laflardan biri olan `Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu` olayıdır.Yarışta en çok üzüldüğümde aslında dediğn gibi Raikkonen`in şampanya yerine Gazoz patlatmasıydı ve günü en sonunda berbat edende Vettel`in `Tavşan Kulağı` hareketi.Mr. Finger nede olsa...:)
 
24.04.2012 20:43:28
Serhan abi çok güzel yazı olmuş. Bilgilendirme için teşekkür ederim çok iyi oldu. Anlatımını daha dinleyemedim en kısa zamanda senden dinlemeyi umuyorum. İdare ediyoruz yabancılarla. Bu arada lastik üretimi umarım değişir ve daha güzel yarışlar izleriz, daha gerçekçi :))
 
lamp83 s-sport