Beni hatırla
 

‘Felipe, Fernando senden daha hızlı’ mesajının 2011 versiyonunu, Red Bull’un takım patronu Christian Horner dile getirdi: ‘Farkı koruyun’.

Sene başından bu yana Vettel’in arkasında kalan Mark Webber, Alman pilotun KERS sorunu yaşadığı İspanya’yı saymazsak, sıralama turlarında rakibini ilk defa mağlup etmeyi başarmıştı Silverstone’da. Bu sene Red Bull’un çok iyi kullandığı egzozla beslenen difüzör sistemleri ve yeni Pirleli lastiklerinin birleşmesi nedeniyle, otomobilleri, özellikle viraj girişlerinde kontrol etmek, geçtiğimiz yıllara göre biraz daha zor. İşte bu nokta Vettel’in, Webber’e üstünlük sağladığı konulardan bir tanesi. Vettel, arka tarafın kayma eğilimine rağmen, viraj girişlerinde otomobili hala çok yüksek bir süratte tutabiliyor ve bu da ona büyük bir avantaj getiriyor. Dünya şampiyonu, viraj giriş stili sayesinde lastikleri daha kısa süre yük altında bırakıyor. Bu süre kısaldığında, lastikler daha az ısınıyor ve daha fazla yol tutuş yakalanabiliyor.

Silverstone’daki tartışmaların ardından egzozla beslenen difüzöre getirilen (ama Almanya’da kalkacak olan) sınırlama, bir anda Webber’in yaşadığı dezavantajı ortadan kaldırdı ve Avustralyalı pilot, polü, bileğinin hakkıyla aldı. Ama startta yavaş kalınca, avantajını kaybetmiş oldu. Buna rağmen, yarışın son dört turunda, Vettel’den iki tur daha yeni olan lastikleriyle takım arkadaşını yakaladı. Bu sene, ilk defa rakibini yarışta mağlup etme şansının kokusunu alan Mark, kendisine tam dört kez tekrarlanan ‘Farkı koru’ takım emrini kale almadı ve damalı bayrağa kadar Vettel’i zorladı. Sonuçta, onu geçemedi; ama Red Bull’un Enerji İstasyonu’nda yeni bir bomba patlatmayı başardı.

Doğru bir değerlendirme için olaya hem Webber, hem de Horner’ın gözünden bakmak lazım. Webber ile başlayalım. Avustralyalı, her Grand Prix pilotunun yaptığı gibi, önündeki rakibi kim olursa olsun onu geçmek niyetinde. Üstelik önünde, geçmenin belki de en büyük hazzı vereceği isim var: Vettel. Tam sekiz yarıştır, Vettel kendisini geçmiş ve dünya şampiyonu olmasının yanı sıra, Webber’i bu kadar net şekilde mağlup edince, takım içindeki dengeleri de kendi lehine çevirmiş. Vettel’i geçmesi, psikolojik avantaj dışında altı puanlık da bir fark demek. Son birkaç turda Alonso yolda kalsa, bir anda bu mücadele galibiyet mücadelesine dönebilir. Bir yandan Türkiye 2010’daki gibi bir kazanın yaşanmaması gerektiğini bilirken; bir yandan da takım arkadaşıyla mücadele etmesine izin verilmemesine kızmış durumda. Takımı bir sene önce aynı yerde, yeni ön kanadı kendisinden alıp Vettel’e takmış. Takım patronu, Almanya 2010’dan sonra takım emirlerinden dolayı Ferrari’yi sert bir şekilde eleştirmiş. Kendisini takıma bağlayan ve Barrichello’nun Avusturya 2002’de yaşadığı gibi ‘telsizden tehdit edilmesine’ neden olacak uzun vadeli bir kontratı da yok. Tüm bunların ardından size ‘Farkı koru’ denseydi ne yapardınız?

Gelelim Horner cephesine. Takım sezona harika başlamış; sekiz yarışta 8 pole pozisyonu, 6 galibiyet ve toplam 12 podyum yakalamışlar. Her iki şampiyonada da açık farkla öndeler. Dünya şampiyonu olarak, yönetimin favorisi haline gelen Vettel, Webber’e büyük üstünlük kurunca sene başından beri, başı pek ağrımamış. İstanbul Park 2010, henüz hafızalardan silinmemiş. Alonso’ya geçilmiş olsalar bile, birkaç tur sonra 2. ve 3. olarak 33 puanı daha takım hanesine yazdıracaklar. Takım puanı açısından Vettel-Webber veya Webber-Vettel sıralamasının hiçbir farkı yok. Zaten Webber, sene sonuna kadar Vettel’i yakalayamayacak kadar geride. Ya iki pilot çekişirlerken, çarpışırlar ve momentum kazanmaya çalışan Ferrari iki otomobille podyuma çıkarken, Red Bull İngiltere’den 0 puanla ayrılırsa? Tüm bunların ardından siz takım patronu olsanız ne yapardınız?

Formula 1, bir takım sporudur. Evet, her pilot önce kendisi için yarışır; ama takım yönetimi açısından, takımın çıkarları, pilotların bireysel çıkarlarından her zaman daha önde gelir. Öte yandan, insanlar, Formula 1’i en hızlı pilot-otomobil kombinasyonun kim olduğunu bulmak, pist üstünde çekişme izlemek, her spor müsabakasında olduğu gibi bir heyecan yaşamak için seyrederler. Dolayısıyla takımdan gelen mesaj üzerine, pilotların mücadelesinin engellenmesi hiç kimsenin hoşuna gitmez. Birbirine tamamen zıt olan bu iki durumun, çakıştığı hallerde ortaya böyle tatsız bir tablo çıkabiliyor.

Gördüğünüz gibi hem Webber, hem de Horner kendi açılarından haklı. Kişisel olarak bu tür durumları sevmesem, görmek ya da anlatmak istemesem de, takımların neden böyle şeyler yaptığını anlıyorum. Takım emirleri her zaman var olmuştur ve biz ne kadar bunu beğenmesek de, var olmaya devam edecektir.

Horner, sonradan aynı durum tekrar yaşansa ve Vettel geride olsa, ona da geçmemesi söyleneceğine dair bir teminat verse de, ben buna pek inanmıyorum. Sonuçta, bu teminatı veren Horner, geçen sene Almanya’dan sonra Ferrari’yi çok eleştirmiş ve Red Bull’da pilotların her zaman birbiriyle yarışabileceğini de söylemişti, hatırlarsanız. Büyük patronlar Vettel’i önde görmek isterse (ki durum böyle), Alman pilotu öne taşımak için bir yol bulunur yine.

Acaba Webber, kağıt üstünde olmasa da, yaklaşım anlamında bir kez daha ikinci pilot konumuna oturtulduktan sonra, Red Bull ile yeniden anlaşır mı? Gridin en hızlı otomobilini bırakıp gider mi? Bana kalırsa, 2012’nin yeni bir macera olacağını, Pirelli lastiklerine daha fazla alışacağını, yasaklanan egzoz sitemiyle Vettel’in avantajının ortadan kalkacağını hesaplayan Webber, takımda kalacaktır. Tekrar soralım, siz Webber olsanız, 2012 için ne yapardınız?

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport