Beni hatırla
 

Hala da çok, ama çok üzgünüm.

Her zaman her fırsatta dile getiriyorum; benim de sizlerden bir farkım yok. Dilim döndüğünce yarışları size anlatmaya çalışsam da, aslında ben de sizin gibi tutkulu bir Formula 1 fanıyım. Ancak, son yedi yıldır Formula 1’in aynı zamanda işim olması gibi, çok büyük bir şansa da sahiptim.

Yaklaşık yirmi yıldır Formula 1’i takip eden birisi olarak, çocukluğumdan bu yana bir gün F1’i yerinde izlemenin hayaliyle büyüdüm. Hep, Formula 1’in bir gün Türkiye’ye geleceğini hayal ettim.

20 yaşında, üniversiteyi yeni bitirmiş bir genç olarak Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nda (TOSFED) yarı-zamanlı çalışmaya başladığımda, Formula 1 Türkiye projesi için çalışmalar yeni yeni başlamıştı. Dolayısıyla, tam 11 yıl boyunca Türkiye’deki Formula 1 macerasının tam ortasında bulundum ve bundan dolayı çok büyük bir gurur duydum.

Formula 1, benim için bir spor ve bir tutku olmanın ötesinde, adeta iş hayatımın odak noktası, en büyük motivasyonum oldu. İlk günlerden, Eylül 2011’de kadar, gece gündüz demeden, emeğimi asla esirgemeden, bıkmadan ve usanmadan, büyük bir keyif ve gururla geceledim, bazen sabahladım, binlerce saat çalıştım hem Türkiye GP’si, hem de TV yayınları için. Benim için her sene, iş anlamındaki en önemli 1.5 saat Türkiye GP´si zamanı oldu. Starttan önceki gece, heyecan ve stresten uyuyamadım çoğu zaman. Bazen il il, bazen ülke ülke, bazen kıta kıta dolaştım eğitimler ve yayınlar için. Sadece 2009 sezonunda uçakla yaklaşık 140.000 km yol yaptım. Evde, iş yerinde, uçaklarda, otellerde, pistlerde, havaalanlarında yazıştım, çeviri yaptım, e-posta yolladım. Hayatımdaki en sevdiğim şeyin, işim olması nedeniyle ne kadar şanslı olduğumun bilinciyle; her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Hep ülkemiz için daha fazlasını, daha iyisini hedefledim. Aynı işlere bugün en baştan başlasam, yine aynı çabayı, belki de daha da fazlasını gösterirdim.

Geçen tüm bu yıllar ve bir ekip olarak harcanan paha biçilemez emeklerden sonra Türkiye GP’sini kaybetmiş olmak, bana çok büyük bir acı veriyor. Umudumuz azdı belki, ama hep vardı. Takvimden çıktığımızı öğrendiğimde, tüm dünyam adeta alt üst oldu.

TOSFED olarak, başkanımız Mümtaz Tahincioğlu’nun önderliğinde 2009 yarışından bu yana, tam 2.5 senedir hükümetimizi ve FOM’u ikna edebilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. Türkiye’nin tüm büyük şirket temsilcileriyle, otomotiv dünyasının temsilcileriyle, bazı önemli dernek ve kuruluşlarla, devlet yetkilileriyle, farkı zamanlarda farklı bakanlarla defalarca görüşüldü. İnanın, son ana kadar, yapılabilecek her şeyi yaptık. İçimizdeki İrlandalılar diye bir tabir vardır ya Türkiye’de; işte bazen o İrlandalılara karşı da mücadele ettik. Sporu ve basını yakından takip edenler, bu bahsettiğim çevreleri biliyor veya tahmin ediyordur.

Ama sonuçta hükümetimizle FOM arasında bir anlaşma zemini oluşturulamadı. Sayın Başbakanımızın ve Spor Bakanımızın geçtiğimiz hafta Formula 1 ile ilgili olarak verdiği demeçleri okumuşsunuzdur. Sonunda pek çok ülkenin yakalamaya çalıştığı, yarışı olmayan ülkelerin sokak şovlarıyla ucundan kıyısından faydalanmaya çalıştığı bir değeri kaybettik.

Dediğim gibi, bu benim için, belki de tüm hayatımı etkileyebilecek çok üzücü bir gelişme oldu. 2005-2011 arasında altı yılı çok yoğun şekilde yaşadım. Ve neredeyse her anından keyif aldım. Ama sonuçta, Türkiye GP’sine veda etmek durumunda kaldık.

Bundan sonraki dönemde, sene sonunda Bay E’nin İstanbul Park’ın işletmesini bıraktığından, pistin işletilmesi için yeni bir oluşuma ihtiyaç var. Öncelikle tesisin sahibinin İstanbul Ticaret Odası olduğunu ve pistin işletmesinin ancak İTO ile anlaşılarak alınabileceğini belirteyim. Bu yeni işletme modeli için Türkiye Motosiklet Federasyonu TMF ile TOSFED arasında görüşmeler sürüyor. Bir şekilde, yeni bir işletme modeli ve anlayışıyla, pistte 2012’den itibaren yeni bir dönem başlayacak. Bu dönemde neler olur, bunu yaşayıp beraber göreceğiz. Muhtemelen başka uluslar arası şampiyonalar ve yarış serileri, Türkiye’ye geri döner. Ancak kişisel görüşüm Formula 1’in tekrar İstanbul Park’a dönmesinin çok zor olduğu şeklinde. Dikkat edin, son yıllarda her sene F1 takvimine girmek için iki üç farklı ülkenin adı geçiyor; ama bu ülkelerden birisi birkaç sene sonra yarışı kapıyor.

Takvime girme yarışı her geçen sene daha da kızışıyor, buna bağlı olarak da FOM’a ödenmesi gereken bedeller her geçen sene artıyor. Bu nedenle bu sene 26 milyon dolar vermeyen ülkemiz, belki iki üç sene sonra yeniden takvime girmeye kalksa, bu sefer 30-35 milyon dolar istenecek. Yani her geçen yıl, işin geri dönmesi biraz daha zorlaşacak bana göre. Bunu demişken, mümkün olan her şekilde gönüllü olarak Türkiye GP’sinin geri gelmesi için gücüm yettikçe çalışacağımı belirteyim.

Sonuçta ülkemi seviyorum, Formula 1´in Türkiye için her açıdan önemli bir fırsat olduğuna inanıyorum ve Türkiye´nin her şeyin en iyisine layık olduğunu düşünüyorum. Sakın yanlış anlamayın, popülizm yapmıyorum. Dört  beş dönemdir olimpiyatlara aday olan bir ülke olarak, tüm sporlarda F1 ve benzeri tarz büyük organizasyonları her zaman düzenlememiz gerektiğini düşünüyorum. Siz bakmayın ´Türkiye F1´i zaten hak etmiyordu´ diyenlere. Biz her şeyin en iyisini, her zaman hak ediyoruz ve inandığımız her işi de en az yabancılar kadar iyi yapıyoruz. Biz sportif anlamda, her sene en iyi dört beş GP´den birisini düzenledik. 2005´te Macar federasyonundan eğitim alırken, sadece dört sene sonra Abu Dhabi GP´sine eğitim verecek seviyeye geldik. Ama kaçan treni, yeniden yakalamak çok zor.

Yeni dönemde neler olacağını görmek için de, size en klişe F1 cümlelerinden birisini söylemem lazım: ‘bekleyip göreceğiz….’


Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport