Beni hatırla
 

O, belki de padoktaki en açık sözlü, en duygusal pilot. O, çok değil, 12 ay önce Formula 1 tarihinin en genç dünya şampiyonu olan ismi. Ve o, kariyeri iniş-çıkışlarla dolu olan bir pilot. Elbette, Lewis Hamilton’dan bahsediyoruz.

Medya mensubu, mekaniker, mühendis, takım patronu… Şu anda padoktaki çalışan herhangi bir kişiye gridddeki en hızlı üç pilotu sorsanız, muhtemelen alacağınız cevap ‘Vettel, Hamilton ve Alonso’ olacaktır. Konuştuğunuz kişiye göre bu üç pilotun sıralaması değişebilir. Ama cevapların ezici bir bölümünün bu üç pilotu içereceğinden emin olabilirsiniz.

Vettel’in bu sene neler yaptığını anlatmamıza gerek yok. Tarihin en genç çifte dünya şampiyonu, sezon bitmeden birkaç alanda daha rekorları kırabilir. Alonso, çoğu zaman griddeki en hızlı üçüncü otomobil olabilen Ferrari ile bir galibiyet ve sekiz podyum yakaladı. Ancak Hamilton’ın zaten sorunlu geçen sezonu, yaz aylarından beri daha da kötüye gitti. Öyle ki Kore’deki pole pozisyonu ve ikincilik bile, İngiliz pilotun yüzünü güldürmedi.

Öncelikle Hamilton’ın beş senelik F1 kariyerine baktığımızda, istikrarlı geçen bölümlerin çok kısa olduğunu görüyoruz. 2007: F1’e müthiş bir başlangıç, sonra takım emri karmaşası, casusluk skandalı ve son anda kaçan dünya şampiyonluğu. 2008: McLaren’in cezası, harika yarışlar, büyük hatalar, Brezilya’nın son iki turuna girilirken kaybettikten sonra, son turun son virajında yakalanan şampiyonluk. 2009: yavaş McLaren, ilk dokuz sadece dokuz puan, Avustralya’da yalan skandalı, beş yarışta sıfır puan, sonra son sekiz yarışta iki galibiyet ve beş podyum. 2010: ilk altı yarışta sıfır galibiyet, Avustralya’da caddede otomobille şov yaparken polise yakalanma, sonra üst üste iki galibiyet ve dört podyum, Belçika zaferinden sonra, İtalya ve Singapur’da kazalar, son yarışa kadar kovalanan ama kaybedilen şampiyonluk.

Lunaparklardaki hava trenleri gibi iniş çıkışlar bu sezon da devam etti. Çin ve Almanya’da harika zaferler kazanan İngiliz pilot, özellikle Macaristan’dan itibaren büyük düşüşe geçti. Monako’da Maldonado ve Massa temaslarının ardından ceza aldıktan sonra, komiserleri ırkçılıkla suçlaması; Macaristan’da Di Resta’nın üzerine çıkması, Belçika’daki Cumartesi günkü Maldonado teması ve yarıştaki Kobayashi kazası, Singapur’da Cumartesi Massa ile sıralama turlarında dalaşması ve Pazar günü Massa’ya çarpması; Japonya’da yine Massa ile yaşadığı temas, Hamilton’ın padokun hedefindeki adam haline getirdi. Gazeteciler, başta Massa olmak üzere bazı yarışan pilotlar, eski dünya şampiyonlarından aylardır gelen eleştiriler, zaten performans anlamında sıkıntı yaşayan pilotu, daha da gerdi. Formula 1’in en büyük klişelerinden birisi şudur: ‘bir pilot, sadece son yarışı kadar iyidir’. Tabii Hamilton, beş yarış üst üste kötü gidip podyuma çıkamayınca, durum daha da kötüleşti.

Hatta, eski menajeri ve babası Anthony Hamilton bile endişelendiğini dile getirdi. Bildiğiniz gibi Lewis Hamilton, dünyaca tanınan bol milyon dolarlık bir spor yıldızı. O, artık bir marka haline geldi. Bu kadar göz önünde olan isimlerin yaptıkları ya da yapmadıkları, söyledikleri veya söylemedikleri her şeyin eleştirilmesi çok doğal. Medyada bazen kantarın topuzu kaçsa da, mevcut sistemi değiştirmek mümkün değil. Sadece 13 ay geriye, Eylül 2010’a gidin ve bugün tarihin en genç çifte dünya şampiyonu olan Vettel için, Spa’nın ardından neler dendiğine bir bakın.

Babasıyla yollarını ayırdıktan sonra İngiliz pilotun çalıştığı ’19 Entertainment’ sporculardan ziyade, daha çok sahne dünyasının ünlüleriyle çalışan bir firma. Bu firmanın, geleneksel pilot menajerleri gibi, yarış hafta sonlarında her an çok yüksek performans vermesi beklenen ve her saniyesi izlenen dünya çapındaki bir sporcuya yardım etme şansı pek fazla yok.

Hamilton, Japonya’da belki de kariyerinde ilk defa yavaş kaldı ve yine ilk defa, tam beş yarış üst üste takım arkadaşına geçildi. Bu süreçte Button, beş yarışta da podyuma çıkıp iki galibiyet aldı. 2007’de Alonso’yu, 2008 ve 2009’da Kovalainen’i ve geçen sene Button’ı sezon sonu klasmanında mağlup eden McLaren pilotu için, bu kabullenmesi zor bir durum. Button’ın yeni uzun vadeli kontratı, 2011’deki son derece istikrarlı performansı ve takımın adeta gözdesi haline gelmesi de, Hamilton’ı kendi takımının içinde bir yabancı gibi hissetmesine neden oldu galiba. Artık McLaren, sadece ona odaklanan 2007-2009 yıllarındaki takım değil.

Bunun dışında, sahne dünyasının yıldızı kız arkadaşı Nicole Scherzinger ile arasının bozuk oluşu ve muhtemelen bu aylarda yaşadığı duygusal sorunlar da, 2008 şampiyonunun durumunu zorlaştırdı.

McLaren, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Hamilton’a sahip çıkmaya devam etti. Onun yarışlardaki agresif tutumundan uzaklaşmasını istemediklerini her daim dile getirdiler. Ancak böyle agresif pilotlar, zaman zaman çizgiyi aşabiliyor. Bazen, o gün hiçbir pilotun kazanamayacağı yarışları alsalar da; bazen de çok anlamsız gibi gözüken kazalara karışabiliyorlar.

Sonuç olarak Hamilton, her profesyonel sporcunun yaşayabileceği bir düşüş dönemini geride bırakmaya çalışıyor. Acilen kendine güvenini yeniden kazanması gerekiyor. Bunu başarabilmesi, sadece kendisi için değil, Formula 1 için de büyük önem taşıyor. İster sevin, ister sevmeyin, Hamilton Formula 1’e heyecan katan, tutkulu, agresif, her şeyini otomobiline ve piste aktaran, dramatik ve hepsinden önemlisi çok hızlı ve yetenekli bir pilot. Dolayısıyla onun bir an önce toparlanmasını ve yeniden formda bir Hamilton’ı bize izletmesini diliyorum.

Not: Yazıyı yazdığım hafta içinde şehit olan tüm güvenlik görevlilerimizi ve Van depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum. Türk milletinin başı  sağolsun.

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport