Beni hatırla
 

Alman pilot, kariyerindeki dördüncü tam sezonunda, ikinci dünya şampiyonluğunu çok kolay şekilde yakaladı; tıpkı 1995’in Michael Schumacher’i gibi. Evet, Red Bull RB7 sezonun büyük bölümünü en hızlı otomobil olarak tamamladı. Ancak bütün işi otomobile yüklemek, onunla sıra dışı şeyler başaran pilotlar için her zaman haksızlık olur.

Tüm başarı, dominant olan RB7’ye bağlansa, Vettel’in kazandığı her yarışta Webber’in de onun ardında olması ya da Vettel kazanamadığında Webber’in kazanması gerekirdi, değil mi? Oysa ki sezon boyunca Webber tek bir yarış bile kazanamadı ve sadece Türkiye ile İtalya’da Vettel’in ardından ikinci olabildi.

Doğru zamanda, doğru otomobilin içinde olan bir pilot, herkes tarafından çok yetenekli veya çok hızlı olarak kabul edilmese bile bir dünya şampiyonluğu kazanabilir. 1980’lerden bu yana Rosberg, Hill, Villeneuve gibi örnekleri verebiliriz bu hususta. Ancak şampiyonluğu üst üste ikinci kez kazanmak, tarihte sadece dokuz pilota nasip olmuş bir başarı. Ve çifte şampiyonluk kazanmak için, inanın bana, sadece hızlı bir otomobil yeterli değil.

Sezon başından bu yana elde ettiği istatistiklere, kırdığı rekorlara değinmek yerine, ben Vettel’in son 1.5 yıl içinde ulaştığı seviyeden bahsetmek istiyorum. İnternetten, çok değil, 15 ay öncesinin haberlerine bakarsanız; 2010 Belçika GP’si sonrasında Vettel’in yerden yere vurulduğunu görebilirsiniz.

Sanki Belçika’da Button’a çarptığı yarış, Alman pilot için bir milat oldu. O yarıştan, 2011 Abu Dhabi GP’sinin sonuna kadar, yarış içinde yaptığı pilotaj hatalarına bakarsanız; sadece Kanada’nın son turunda dışa kayması (ki o yarışta herkes birden çok kez hata yaptı) ve Almanya’da attığı spin aklıma geliyor. Bu iki olaydaki toplam puan kaybı ise sadece 10. Cuma antrenmanlarında kaza yaptığı Türkiye, Kanada, Japonya ve Abu Dhabi yarışlarında bile, ertesi gün piste çıkıp polü almasını bildi.

Bir pilot için takımın tam desteğini arkasına almak, altındaki otomobille iyi bir iş çıkarırsa kazanabileceğini bilmek; o yarış için otomobile takılan yeni ön kanattan daha çok zaman getirir. Kore 2010’dan sonra, herkes Vettel’in şansının bittiğini düşünmüştü hatırlarsanız. Red Bull takımında her zaman birinci tercih olduğunun farkındaydı Vettel. 2010 İngiltere’deki ön kanat hikayesi, 2011 İngiltere’de Webber’e verilen telsiz mesajı her şeyi anlatmıyor mu?

Unutmayın ki, Red Bull 2010’un son dört yarışında şampiyonayı önde götüren Webber için takım emri uygulasaydı, Mark Webber dünya şampiyonu olacaktı. Ancak onlar, şampiyonluğu Alonso’ya kaptırma riskine rağmen, Vettel’i ikinci plana atmadılar.

2010’da kazanılan şampiyonluğun hemen ardından, uzun ve bol kutlamalı bir tatil yerine Abu Dhabi’deki Pirelli testlerine katılarak, lastiklerle ilgili bilgi toplamaya çalıştı. Sonrasında İtalya’da Pirelli fabrikasını ziyaret etti. Bunlar, kullanacağı paketin içindeki en ufak bir detayı bile atlamak istemeyen, kendini tamamen işine adamış, etrafındaki herkesten maksimum performansı isteyen, liderlik vasfına sahip bir pilotun yapacağı işler. 2010 sonunda Pirelli’yi ziyaret etmek için kış keyfini yarıda kesen bir isim daha var, kim biliyor musunuz? Michael Schumacher. Herhalde ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

Resmen söylenmese bile Red Bull’un birinci pilotu olmak, ne yaparsa yapsın takımı arkasında olduğunu bilmek, onun kendine olan güvenini daha da artırdı. Şampiyonluk, adeta Vettel’in pilotaj ve etrafında olan biten her şeye hakim olma konusunda seviye atlamasını sağladı. Genç Alman, 2011’de her alanda çok iyiydi. Özellikle Pirelli lastiklerinden nasıl en iyi verimin alınacağını herkesten daha önce çözdü. Bu da ona, büyük bir avantaj sağladı.

Otomobil yarış temposunda yavaş olsa bile, Cumartesi günleri inanılmaz turlar atarak yarışlara önde başladı ve DRS tehdidine rağmen, üçüncü tura kadar bir saniye üstü fark açıp yarışları kontrol altında tuttu. Monako ve İspanya’da finişe kadar yediği baskıya dayandı. Red Bull kazanamasa bile, eskiden yaptığı gibi zorlayıp kazalara karışmak yerine, geri kalan en iyi dereceyi yakaladı. İş disiplinini ve bazen insanı sinir edecek kadar temkinli olmayı, hiç elden bırakmadı. Sürekli kendisini ve takımını geliştirmeye çalıştı.

Hala tanımlanamayan bir lastik/süspansiyon problemi nedeniyle yarış dışı kaldığı Abu Dhabi’de, garaja döndükten sonra; sinir bozukluğu içindeki pek çok pilotun yapacağı gibi üstünü değiştirip pist terk edebilirdi. Bunun yerine Vettel önce otomobili inceledi, mekanikleriyle problem hakkında konuştu, sonra pit duvarına çıktı, telsiz kulaklığını taktı, hem yarışın gidişatını izledi, hem de takıma yardım etti. Belki de takımın, pit duvarındaki kararları nasıl aldığına daha yakından baktı. Yarış bitince, katıldığı takım toplantısı dışında, bir de Pirelli yetkilileri ile ilk viraja gidip, lastik patlamasının yaşandığı yeri inceledi. Kısacası Vettel, ufak detaylardan en iyiyi çıkarıp toplamda başarıya ulaştı.

Böylece tarihin en genç puan alan, pole kazanan, yarış kazanan ve dünya şampiyonu olan pilotu, tarihin en genç çifte dünya şampiyonu olarak da tarihe geçti. Eski bir söz vardır: ‘Büyük şampiyonlar, uyurken bile nasıl gelişeceklerini düşünür.’ Vettel, spor tarihinin en büyüklerinden birisi olmaya doğru, emin adımlarla ilerliyor. 

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport