Beni hatırla
 

Ocak ayından itibaren art arda yapılan lansmanlar, acı bir gerçeği ortaya koydu. 2012’nin Formula 1 otomobilleri, gerçekten de çok çirkin.

En önemli soru şu: Formula 1 otomobilleri güzel olmak zorunda mı? Tabii ki böyle bir kural yok. Ancak hayatın her aşamasında olduğu gibi, sporda da estetik duygusu büyük bir önem taşıyor. Sporcuların yakışıklı veya güzel olmaları, her zaman onlara olan ilgiyi artırır. Bazen David Beckham veya Maria Sharapova gibi sporcular ortaya çıkar, başarıları ile estetik avantajlarını birleştirerek, adeta bir pazarlama mucizesi haline gelirler.

Formula 1’de sportif aktivite esnasında, otomobili kullanan sürücülerden ziyade, otomobilleri izleriz. Bu nedenle sporun içindeki estetik duygusu, daha çok otomobillerle ilgili bir durum. Bu nedenle otomobillerin estetik gözükmesi veya güzel olması, aslında spor için de bir artı.

Sonuçta günlük hayatımızda kullanacağımız otomobilleri seçerken de, aslında ilk baktığımız şey otomobilin şekli, rengi ve duruşuyla gözümüze hoş gelmesidir. Sadece, bütün gün elimizle tutacağımız, karşımızda duran direksiyonun güzel olup olmaması bile, insanı bir otomobile bağlayabilir veya ondan soğutabilir. 

Ancak, 2011 tasarımına yakın gözüken McLaren’i bir kenara koyarsak, şu ana kadar lansmanı yapılan tüm otomobiller, geçen seneye göre çok daha çirkinler. Peki ama neden?

Son senelerde F1 otomobillerinin burnunun giderek daha da yükseldiğini fark etmişsinizdir. Takımlar otomobilin burun kısmını altında daha kuvvetli bir hava akımı yakalayabilmek ve bu akımı otomobilin altına yollayabilmek için, burunları mümkün olan sınırlar içinde gittikçe yükselttiler. Hatırlarsanız, ön süspansiyonda alt salıncakların bağlantı noktası için, 10 sene kadar önce tek omurga, çift omurga gibi tasarımları konuşuyorduk.

Zamanla burunlar öylesine yükseldi ki, artık omurga adı verilen çıkıntılara salıncakları bağlamak mümkün olmadı ve sıfır omurga sistemi, yani alt salıncakların doğrudan burnun altına bağlanması, herkesin uyguladığı bir formül haline geldi. Burunların yükselmesi, ön taraftaki ağırlık merkezini yükseltse de, kazanılan aerodinamik faydaların yanında bu durum daha önemsiz kalıyordu. Hatta son iki sezonda bazı otomobillerde, burunun en yüksek noktası, kokpitin ön kısmında daha yüksek hale geldi.

Belki duymuşsuzunuzdur, Kasım ayı içinde İstanbul’da, MOST İstanbul adı altında bir FIA yarış güvenliği eğitimi gerçekleştirdik. Bu eğitimde, motorsporlarında özellikle güvenliği artırabilmek adına çalışmalar yapan FIA Enstitüsü’nün sunumunda, son iki yıldır ve özellikle de Mark Webber’in 2010 Avrupa GP’sinde yaşadığı kazanın ardından, burun yüksekliği ile ilgili yoğun çalışmalar yapıldığını öğrendik. Yapılan testler, araştırma ve çalışmalarla; arkadan çarpma durumunda arkadaki otomobilin a) öndekinin altına girerek diğerini havaya kaldırmasını engelleyecek, b) öndeki otomobilin üstünden fırlayarak havalanmasını engelleyecek ideal yükseklik hesaplanmış. Ayrıca bu ideal yükseklik T çarpışması olarak adlandırılan, bir otomobilin diğerine tam kokpitten çarpması gibi durumlarda da güvenliği artıracak. Ve bu yükseklik, geçen seneye oranla, ön aks hizasından itibaren burunların 7.5 santimetre alçaltılması anlamına geliyor. İşte bu nedenle ortaya çirkinlik abidesi otomobilleri ortaya çıkaran çelişki yaşanıyor.

Senelerdir benzer şekilde tasarlanan süspansiyonların, çok kısa süre içinde değiştirilmesi mümkün olmayınca; 2012’de adeta burun için ayrı, otomobilin kalanı için ayrı bir konsept izlendi. Ve takımlar, burunu indirmek zorunda olsalar da, bunu mümkün olan en son noktadan itibaren yapmaya çalıştılar. Böylece ortaya boksörlerin kırık burunlarına benzetilen tasarımlar çıktı. Bu çirkin görüntüden ötürü, takımlar kural koyucu FIA’yı, FIA ise tasarımcıları sorumlu tutuyor. Otomobilleri, Lego’ya benzeten, Red Bull RB8’in burnundaki yarığı posta kutusuna benzetenler bile oldu.

Normalde lansmanlarda, çizgileri derli toplu ve seksi otomobiller görmek isteriz. Karşımıza güzel bir otomobil çıktığında, ‘güzel olduğu kadar hızlı olmasını’ dileriz içten içe. Ancak Formula 1’de performansın her şeyden ve tabii ki güzellikten de önce geldiğini söylememize gerek yok. Takımlar, hızlı olduğu sürece otomobillerin çirkin olmasını, pek de önemsemezler. Ferrari’nin başkanı Luca di Montezemelo ‘Otomobil hızlı olduğu sürece, onun nasıl göründüğünü umursamayız’ diyordu yeni Ferrari’nin lansmanında.

Aslında zaman zaman karşımıza çok çirkin otomobil veya ekleme parçaların çıktığı oluyor. Öncelikle, bazen ortaya ‘yarışan ucubelerin’ çıktığı 1970’ler ve 80’leri geçtiğimi belirteyim. Son 15 senede, neler gördük bir hatırlayın. 1998’de Tyrell, Ferrari, Jordan, Sauber ve Prost’un denediği ve neyse ki kısa süre içinde yasaklanan sidepod üstündeki korkunç X kanatları; Jordan ve Arrows’un 2001 sezonu başında burunun üstüne koydukları, elbise askısına benzeyen kanatlar; Williams’ın 2004’teki fildişi şeklindeki ön kanadı; BMW-Sauber’in 2006’da burunda denediği dikey sütunlar; Honda’nın 2008’de yine burunda denediği fil kulakları aklıma ilk gelen korkunç tasarımlar. McLaren’in 1995 ve Renault’nun 2009 otomobili gibi, bazen baştan aşağı korkunç gözüken otomobilleri de izledik.

Ama görüntü anlamında son dönemin en büyük şokunu 2009 sezonu öncesinde yaşamıştık. Genişleyen ön kanatlar, daralan ve yükselen arka kanatlar, 11 sene sonra güzel slick lastiklerin gelişini bile gölgede bırakmıştı. Korkarım, genel olarak bu seneki otomobiller görünüş olarak 2009’u bile mumla aratacak durumda. FIA, bu basamaklı burun sorununu 2013 teknik yönetmeliklerinde giderebilir. Ama bu sene, bu çirkin tasarımlara alışmaya çalışmaktan başka çaremiz yok. Tabii yarışları, ulusal bir kanalda izleyebileceğimizi varsayarsak.

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport