Beni hatırla
 

Herhalde 2011 Brezilya GP’sinde, Williams Barselona’da yarışa polden başlayıp, yarışı kazanacak deseler, Williams çalışanları dahil kimse inanmazdı. Ama oldu işte…

Öncelikle son zamanlarda, internet ortamında pek olmayışımın sebebini açıklayayım. Bildiğiniz gibi bu hafta sonu FIA Avrupa Kamyon Yarışları Şampiyonası’nın ilk ayağını, İstanbul Park’ta organize ettik TOSFED olarak. Bu yarış aynı zaman 8 Mayıs 2011’deki 7. F1 DHL Türkiye GP’sinden bu yana pistte yapılan ilk uluslar arası yarış oldu. Aralık ayından bu yana hiçbir aktivite yapılmayan ve yeni işletmecisini bekleyen pistte; yapılacak o kadar çok iş vardı ki. İşte bu yarış nedeniyle, yoğunluktan çoğu zaman internete giremedim bile. Ayrıca Bahreyn’den bu yana çeşitli toplantı ve görüşmeler için, üç defa da Paris’e gidip geldim. Tüm bu yoğunluğun içinde, yayını yapmaya yetişemeyeceğim için, sağolsunlar D Smart yönetiminin de onayıyla, üçüncü antrenmanı yayınlayamadık.

Mugello’daki testlerden sonra, Avrupa sezonunun ve geleneksel geliştirme yarışının nasıl başlayacağını herkes merak ediyordu. Yayınlarda da her zaman söylediğimiz gibi, Barselona’da gerçekten kötü bir bir otomobilin başarılı olma şansı yok. Şansı yaver giden kötü bir otomobille bile, birkaç puandan fazlasını almak mümkün değil. İşte bu nedenle, sezonun kalan kısmında bir gösterge olabileceği için Barselona yarışının önemi büyüktü.

Sıralama turlarında, beklenti McLaren - Red Bull savaşı şeklindeydi. Ama bu iki takımın dört pilotu arasında parlayan tek isim Lewis Hamilton oldu. İngiliz pilotun, özellikle attığı son tur muhteşemdi. Fakat sıralamanın yıldızı Pastor Maldonado idi desek, herhalde kimse itiraz edemez. Williams sezona iyi başladı, ama Barselona’da bu kadar hızlı olmalarını kimse beklemiyordu. Pastor, Q2’de gelen en iyi zamanla son bölümde de iyi bir şeyler yapabileceğini göstermişti. Anlaşılan bu hafta sonunun şartları, lastikleri çalıştırma açısından Williams-Renault’ya tam olarak uydu.

Antrenmanlarda durumdan ve performanstan pek de memnun olmayan Fernando Alonso, sıralama turlarında bu senenin en iyi derecesini elde etti. Takım arkadaşı Massa’nın aynı otomobille 17. sırada kalması, kendisi adına çok olumsuz bir gelişmeydi. Lotus’un yarışta daha hızlı olabileceğinin düşünülmesi, onları yarışın gizli favorisi konumuna koydu aslında.

Red Bull’un Vettel ile son bölüme yumuşak lastik saklayamadan geçmesi, Bahreyn’deki dominant RB8’in belki de pist ve hava şartlarının bir sonucu olduğunu düşündürdü. Webber’in alınan risk, Button’ın ise dengesiz otomobil nedeniyle elenmesi sürprizdi.

Ama en büyük sürpriz, korkunç bir operasyon hatası yapan McLaren’in, Hamilton’ın pole pozisyonunu harcamasıydı. Kurallara göre antrenman seanslarının sonunda (sıralama turları da bu tanıma giriyor), ‘mekanik bir arıza veya kaza olmadığı müddetçe’ otomobillerin kendi motor güçleriyle kapalı parka geri dönmesi ve depoda minimum 1 litrelik benzinin (örnek alınması için) bulunması gerekiyor. Hatta bu kendi imkanlarıyla pite dönme kuralı, Kanada 2010’da Hamilton polü aldıktan sonra otomobilini iterek pite getirdiği için getirilmişti. İspanya’da bir turda yaklaşık
2.7 litre benzin harcanıyor ve bu bir turluk benzin tur başına 0.1 saniyeye mal oluyor. Yani McLaren, otomobilin yolda kaldığı yere bakılırsa, depoya 2 litre daha benzin koysa (0.07 saniye kaybı göze alarak) polde kalmaya devam edebilirdi. Üstelik Alonso hariç şampiyonluk yolundaki rakiplerinin en iyisinin 5. sıradan başladığı ve 21 yılda 16 kez polden kazanılan bir pistte, bu pole pozisyonu altın değerindeydi. Sıralama turlarında Petrov ve Pic, takım arkadaşlarını bu sene ilk kez geçmiş oldular. Q3’te lastk saklamak için kimsenin turlamaması, yine çok üzücüydü.

Yarışta Alonso, geçen sene olduğu gibi muhteşem bir kalkış yaptı. Maldonado’nun bütün çabalarına rağmen ilk viraja lider giren İspanyol pilot, tüm tribünleri ayağa kaldırdı. İlk bölümde Lotus’un beklenen hızı verememesi, Ferrari’nin rahat bir zafer alacağını düşündürse de, Maldonado takibi hiç bırakmadı. Williams ikinci pit-stopu, Ferrari’den iki tur önce yaparak, Maldonado’nun önünü açtı. Bu seneki lastikler, trafikte ve yakın takipte, çok daha çabuk performanstan düşüyor. Bu hamle yarışın da anahtarı oldu.

Özellikle üçüncü pit-stoptan sonra Maldonado bir ara farkı 7 saniyeye kadar çıkardı. Alonso, farkı çabuk kapattı son bölümde. Ama bu fark kapama sırasında, lastiklerini çok zorladı. Ayrıca söylediğim gibi, yakın takipte, bir an önce geçiş yapamazsanız, öndeki otomobilin türbülansı arkadaki pilota downforce kaybettiriyor. Tıpkı Raikkonen’in Bahreyn’de yaşadığı gibi, Alonso’nun da rakibi yakaladıktan sonra, en fazla iki tur içinde geçiş yapması lazımdı. Ama Ferrari, Williams’a bu kadar yaklaşamayınca, lastiklerde performans düşümü başladı Maldonado farkı kontrol ederek, senenin en beklenmeye zaferine ulaştı. Pek çok kişinin sponsor getirerek yarıştığı için küçümsediği eski GP2 şampiyonu, adeta F1 kariyerinde yeni bir sayfa açmış oldu. Williams takımı, hem takıma yılda 29 milyon Pound getirebilen hem de yarış kazanabilen bir pilota sahip olduğu için çok şanslı.

Lotus, özellikle yarışın ilk yarısında, beklenen tempoyu tutturamadı. Daha çok tercih edilen yarış lastiği sert hamurken, ikinci bölümde Raikkonen için yumuşak lastiğin denenmesi de, onları liderden iyice kopardı. Ama son bölümdeki hızı ve arayı kapaması ile Raikkonen, hızlı bir otomobili yakaladığında neler yapabileceğini bir kez daha gösterdi. Fin pilot, bu seneyi yarış kazanmadan bitirmez bana göre. Podyumda Alonso ve Raikkonen’in, Maldonado’yu omuzlara alması çok güzeldi bana göre.

Daha gerilerde Kobayashi ile Sauber yine değerli puanlar almış oldu. Pitten geçme cezasına ve ön kanat değişikliğine rağmen Vettel günü iyi noktaladı. Temposu düşük kalan otomobille, zaten en fazla bir sıra daha yukarıya çıkabilirdi. Rosberg, her zamanki gibi otomobilin performansının ötesine geçemedi ve yedinci sırada finiş gördü. Hamilton, Pazar günkü performansıyla, önden başlasa yarışı kazanabilecek hıza sahip olduğunu gösterdi. Lastikleri çabuk aşındırdığı için eleştirilen Hamilton, bol bol geçiş yapmasına karşın iki pit-stopla yarışı noktaladı ve son sıradan başladığı mücadeleyi, Button’ın önünde bitirdi. Hem Webber’in, hem de Vettel’in yarış içinde ön kanat değiştirmesi ilginçti.

Massa yine kabusu yaşadı. Aslında bir kez daha harika start aldı (bu konuda sezonun en başarılı ismi) ve pitten geçme cezasına kadar yarışı iyi götürüyordu. Ancak F1’de her zaman son yarış konuşulur. Massa da kağıt üstünde, takım arkadaşının ikinci bitirdiği bir yarışı, bir tur geride ve 15. sırada noktaladı.

Vettel ve Massa, sarı bayraklar altında yavaşlamadıkları için ceza aldılar. Yayında da anlattım, FIA sarı bayraklar varken iki şey istiyor: 1) sarı bayrak bölgesinde tur bindirme dahil hiçbir şekilde geçiş yapmayacaksın ve 2) sarı bayrağın sallandığı sektörde bir miktar yavaşlayacaksın, yani o turdaki sektör zamanın kendi en iyi derecen olmayacak. İki pilota da, bu ikinci şarttan dolayı ceza verildi.

Schumacher – Senna çarpışmasına gelelim son olarak. Bana göre, yayın içinde de söylediğim gibi bu olayda Schumacher’in kabahati daha büyük. Evet, Senna frenleme bölgesinde hafifçe sola doğru kaydı; ancak bu manevrayı yaparken, dış kısımda yönetmeliklerin istediği ‘bir otomobil genişliği kadar’ yer vardı. Bana kalırsa Schumacher, özel DRS sistemiyle Senna’dan belki 20 km/s daha hızlı geldi o noktaya ve otomobili yeteri kadar yavaşlatamadı. Bunu demişken, her iki pilot da zaten yarış dışı kalmıştı. Bence bir sonraki yarış için +5 sıra grid cezası biraz ağır oldu

Yarıştan sonra Williams garajında çıkan ve 31 kişini tedavi görmesine neden olan yangın, Formula 1’in aslında ne kadar tehlikeli bir spor olduğunu herkese bir kez daha hatırlattı. Bunu demişken, pist üzerinde birbirlerinin kuyusunu kazmak için her şeyi yapan takımların; bir problem anında nasıl ortak hareket ettiğini görmek, spor adına gerçekten çok güzeldi. Caterham ve Force India mekanikerleri, sanki kendi garajları yanıyormuşçasına olaya, pist görevlilerinden bile önce müdahale ettiler; hem de yaralanma pahasına.

Gelelim yayınlarıma. Hafta içindeki inanılmaz iş yoğunluğundan ötürü, bu hafta istediğim kadar çok çalışamadım yayınlara. Ama buna rağmen, kendi performansımdan memnunum. Ben genelde kendimi eleştirip, değerlendirme yapmayı seviyorum. İnsan bir işi iyi mi yaptı, kötü mü yaptı, bunu içten içe hisseder. Ama çoğu kimse bunu dile getiremez, çünkü eleştirilmekten çekinir. Ben de kendime göre iyi mi, vasat mı, yoksa kötü mü olduğumu biliyorum. Ama bunu dile getirince her seferinde ‘adama bak, yine kendisini övüyor’ diyorlar. Ne garip öyle değil mi?

Yarışın içine yine tek kuşak reklam bıraktım. Ama o reklamın zamanını ayarlamak bile çok zor oldu. Neticede Rosberg’den sonra, Maldonado da, sonuna kadar hak ederek adını GP kazanan pilotlar listesine yazdırdı. Sıradaki yarış Monako. Çılgınca geçen bir sezonun, belki de en çılgın yarış mekanına gideceğiz. İster misiniz, Monako’da da Lotus kazansın ve 6/6 farklı yarış galibi olsun? 

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
15.05.2012 13:26:01
Venezuela`ya Hoş Geldiniz Harikasın Williams.İlk takıma geldiğinde Hulkenberg`in yerini aldığı için hiç hazetmemiştim Maldonado`yu.Hatta hala daha pek sevdiğim söylenemez.Ama önemli olan sonuç.Sonuçta 8 sene sonrada olsa Williams`ın aldığı galibiyet.Tebrikler..Tebrikler..Tebrikler...
 
16.05.2012 00:47:59
Ben istemem artık olmasın lütfen :) Okuduğumuz haberlere, takımların antrenman turları sonuçlarına ve analizine ya da başka başka şeylere göre az çok tahmin yürütebilmek daha keyifli. Geçen sezon gibi olmasın ama sürpriz yumurtaya da dönmesin iş.
 
lamp83 s-sport