Beni hatırla
 

Daha durağan geçen İspanya ve Monako yarışlarından sonra, Kanada GP’si, her zaman olduğu gibi keyif verdi. Pist üstü savaşından daha çok, pit duvarı seçimleri podyumu şekillendirdi.

Her zaman olduğu gibi önce sıralama turlarından başlayalım. Öncelikle sıralama turlarında, bu pistte önlerde gitmesi beklenen Lotus ve Mercedes’in hayal kırıklığı yaşadığını söylemeliyiz. Azami sürat ve mekanik yol tutuşu iyi olan bu iki takımdan, Lotus daha sıcak, Mercedes daha serin hava şartlarını seviyor. Ama her iki takım da, Cumartesi günü bekleneni veremedi. F kanallı arka kanat ile düzlükler çok iyi olan Mercedes’in hız ölçüm noktasında son dört içinde kalması, onların sırf düzlük hızını düşünerek ayar yapmadıklarını gösteriyordu. Ayrıca Kanada’da zaten kanat açıları ve downforce’un düşük olması, Mercedes’in arka kanadından faydalanma avantajını azalttı galiba. Schumacher, büyük taktik hatayla damalı bayrağı 0.04 saniye ile kaçırmasa ilk üç çizgiden start alabilirdi. Raikkonen ise, diferansiyel sorunuyla hayal kırıklığı yaşadı.

Red Bull’dan Helmut Marko, takımın otomobillerinin ilk iki çizgiden start alacağını söylemişti, galiba Çarşamba günü ve bu sözlerinde haklı çıktı. Red Bull, tıpkı geçen yılki Monza ve Spa gibi, azami süratin önemli olduğu bir pistte hız ölçüm noktasında en yavaş otomobil olmasına karşın Vettel ile polü yakaladı. Hamilton’ın ikinci turunda zamanı ve grid pozisyonunun gelişmesine karşın, Alonso kendi turunun 0.002 saniye gerisinde kaldı. Massa, Alonso’ya 0.3 saniye yaklaşarak iyi bir iş yaparken, Rosberg bekleneni veremeyen Mercedes ile beşincilikte öteye gidemedi. Grosjean, bir kez daha sıralama turunu Raikkonen’i mağlup ederek kapadı. Sıralama turlarında ne yaptığını anlayamadığım tek isim Button oldu. Sert lastikle 9.luktan öteye gitmesi çok zorken, zaman turu kaydederek, hem startta lastik seçimi yapma şansını kaybetti, hem de start alacağı lastikleri 3 tur için kullanmış oldu. Ben buna pek inanmasam da, İspanya’dan sonra galibiyetler peşinde koşacağı düşünülen Williams’ın hayal kırıklığı büyük oldu. Gerçi Maldonado, duvara çarpmasa, muhtemelen son bölüme kalabilirdi. Kovalainen ve Petrov’un, sorunlu Vergne’i, De
La Rosa’nın ise iki Marussia’yı geçmesi kayda değer başarılardı.

Pazar günü, hava üç gün boyunca olmadığı kadar sıcaktı ve bu sıcak hava, Lotus’u hayata döndürürken, Mercedes’in elini zayıflattı. Start, bu senenin en rutin kalkışına sahne oldu. İlk altıda, hiçbir değişiklik olmadı. Arkalarda Kovalainen, yine harika bir kalkış yaptı. Bu sene KERS ile güçlenen Caterham, Fin pilotun startta sürekli tırmanmasını sağlıyor.

Yarışın başlarında, üç şampiyon Vettel, Hamilton ve Alonso’nun yaklaşık ikişer saniye farkla, çok fazla türbülansa girip lastiklerini harcamadan birbirlerini kolladıklarını gördük. Çok uzun bir ilk bölüm atması beklenen Button, tüm favorilerden önce pite girdiğinde herkes gibi ben de şaşırdım. İngiliz pilot, gerçekten kötü bir dönemden geçiyor. Normalde lastik kullanımının zor olduğu dönemlerde yıldızı parlayan Button, lastikleri çalıştırmayı ve otomobili makul şekilde ayarlamayı bir türlü beceremiyor. Bu konuda, kabahati daha çok teknik ekipte aramak lazım bana göre.

Massa iyi başladığı yarışta, tırmanışa geçtikten sonra attığı spinle, iyi bir sonuç alma şansını kaybetti. İlk pitlerde ilk zarı Red Bull attı. Vettel’in erken pite alınması, sanki onu öne taşıyacak gibi gözükse de, yine lastiklerini koruduğu görülen Alonso, Vettel’den daha hızlı iki turu, hem Hamilton’ı hem de Vettel’i geçtiği bir pit giriş turuyla birleştirince, bir anda öne fırlamış oldu. Eğer Hamilton sıcak lastikleriyle, Alonso’yu, pitten çıktığı turda geçemeseydi, yarışın tüm gidişatı değişebilirdi.

Son 20 tura girilirken, McLaren’in telsizinden Hamilton’ın bir yandan lider giderken, bir yandan da rakiplerinin ne yaptığını takip ettiğini gördük. Hatta İngiliz pilot, pit duvarındakilerin aksine Alonso’nun finişe kadar gidebileceğini tahmin etti. Son 20 tura girilirken ilk hamleyi McLaren yaptı. Böylece diğerlerinin önünde insiyatifi ele geçirdiler.

Montreal’de toplam pit kaybı 20 küsur saniye olsa, ilk iki virajın şeklinden ötürü pite giren pilot, 2. viraj çıkışına kadar gerçekte 15 saniye civarında bir süre kaybetmiş oluyor. Dolayısıyla Hamilton pite girdikten 2 tur sonra, teorik olarak Alonso ve Vettel’i geçmişti; yani bu iki pilot pite girse, yine Hamilton’a geçileceklerdi. Her iki pilotun da, 5 tur içinde teorik olarak Grosjean’a da geçildiğini belirtmeliyim. Yani hemen reaksiyon göstermeyen Red Bull ve Ferrari, her geçen tur daha da geriye düştü aslında.

Lastiklerini iyi koruyan Grosjean’ın, Alonso’dan sadece iki tur daha yeni olan lastiklerine rağmen, son 15 turda İspanyol pilota tam 26 saniye fark attığını söylemeliyiz. Yani sorun Pirelli’nin çabuk aşınması değil, Ferrari’nin lastiklerini diğerlerinden çabuk aşındırmasıydı. Tabii ki Alonso’nun, Grosjean’a göre çok daha yüksek bir tempoda ve baskı altında yarıştığını unutmayalım.

Hamilton’a geçildikten bir tur sonra pite giren Red Bull, zararın neresinden dönülse kardır taktiğin uyguladı. O anda, pite girmeseler de, tur başına 1.5 saniye daha hızlı gelen Grosjean ve Perez’e zaten geçileceklerdi. Dolayısıyla pite girerek, en azından Alonso’yu geçmiş oldular.

Bilirsiniz F1’de başarı için risk almak şarttır çoğu zaman. Bu üç büyük takım arasında en büyük riski McLaren aldı ve karlı çıktı. Red Bull ve Ferrari, reaksiyon göstermekte geç kalmanın bedelini ödemiş oldular. Tabii ki ‘araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur’ demiş atalarımız. Ama McLaren’den bir tur sonra yapılacak pit-stoplarla, hem Alonso hem de Vettel, Grosjean’ın önünde piste dönerek podyuma çıkabilirlerdi. Başka bir gerçek de şu; eğer yarış bir tur daha uzun olsaydı, son turda Vettel’den 5 saniye fark yiyen Alonso; Rosberg, Webber ve Raikkonen’e de geçilerek muhtemelen sekizinci sıraya gerileyecekti. Yani Çin’deki Raikkonen örneğinde gördüğümüz gibi, bu seneki lastiklerle haddinden fazla bir yol gitmek, mümkün değil.

Bu kısmı neden bu kadar uzun anlattım? Çünkü Formula 1’deki bu saniyenin binde dilimleri için oynanan satranç, rakibini alt etmek için çevrilen oyunlar, alınan riskler, pist üstünde kapışan otomobiller kadar hoşuma gidiyor.

Diğer pilotlara gelince, Grosjean ve Perez, bir süredir devam eden şansız çemberleri kırmış oldular. Perez’in sert lastikle başlayıp tek pitle, depo boşaldıktan ve pistin yol tutuşu arttıktan sonra süper yumuşak lastiğe geçmesi ve bu lastikle 30 turu tamamlaması, tam da büyük takımların seveceği türden bir istikrar ve sorunsuz sürüş gösterisiydi. Öte yanda Grosjean da, sert lastikle tam 49 turu tamamlayarak büyük bir başarıya imza attı. Rosberg, hayatı boyunca en çok finiş gördüğü sırada (şaka yapmıyorum) yarışı bitirirken, Webber Monako’nu aksine Kanada’da çok etkisiz gözüktü. Raikkonen, Kobayashi Massa üçlüsü yarışı, puan barajında ama takım arkadaşlarının gölgesinde tamamladılar. Yarışın başlarında beşinci giden Di Resta, süper yumuşak lastiklerin çabuk aşınması, daha sert olan hamurla da yol tutuşun bulunamaması nedeniyle puan alamadı. Williams ve Toro Rosso, yine eski takımlar arasında son sıraları paylaştı. Ama 2012 Kanada’da finiş gören en büyük hayal kırıklığı Jenson Button’dı. 2010’da ikinci, geçen seneki unutulmaz yarışta birinci olan Button, bu hafta sonu Karthikeyan benzeri etkisiz bir performans sergiledi; kısacası hiçbir şey yapamadı. Button, birkaç yarışı daha böyle sönük geçirirse, yaz arasına gelmeden şampiyonadan tamamen kopabilir.

Gelelim Kanada’nın kralı Michael Schumacher’e. Yayında uzun uzun bahsettim; Schumi aslında performans olarak Mercedes ile en iyi senesini geçiriyor. Bunu sadece otomobilin gelişmesine bağlamamak lazım. MSC, 43 yaşındaki bir adam için, özellikle yarışlarda gayet iyi bir performans ortaya koyuyor. Ama bu sene, tüm şansızlıklar onun başına geldi. Tam beş kez yarış dışı kalırken, bunlardan sadece bir tanesi (İspanya) kendi hatasıydı. Mercedes mekanikerlerinin, sıkışan kanadı vurarak indirmeye çalışmaları; görüntüsü giden tüplü televizyonları veya sesi çıkmayan hoparlörleri vurarak tamir etmek gibi bir Türk geleneğini hatırlattı bana. Kim bilir, belki de Mercedes’in Alman mekanikerlerinin, Türk arkadaşları vardır.  

Kısacası yarış Güvenlik Aracı ve yağmur olmasa da, Monako’dan ve İspanya’dan daha keyifli geçti. Yayınlarıma gelince, aklımda kalan büyük bir hatam yok. Cumartesi antrenmanlarındaki soru cevap sistemine devam etmek niyetindeyim, çünkü bu iş hoşunuza gitti. Benim için de keyifli oluyor, merak edilen konuları cevaplamak. Ancak iki konuda affınıza sığınmak istiyorum: 1) lütfen soru sormadan evvel, daha önce yüzlerce kez sorulmuş soruları derlediğim
http://www.serhanacar.com/sss sayfasına bir göz atın ve 2) canlı yayında her gelen soruya cevap verme imkanım olmadığını düşünüp, sorunuz yanıtlanmazsa bozuk atmayın. Çünkü bazı sorular, 10 dakika cevaplanacak kadar uzun. Ama bu tür sorularınızı da, Polcast yayınlarımızda yanıtlayacağız.

Dediğim gibi, (şimdi bunu da ters anlayanlar çıkar) sıralama ve yarış yayınımdan memnunum. Cumartesi günkü çevirim vasatın ötesine geçemedi, yarış sonrası çevirim daha iyi oldu bana göre.

Bana göre Kanada’nın özeti işte böyle… Sırada her zaman sıkıcı geçen Avrupa GP’si, ama onun öncesinde Polcast’in ikinci bölümü var…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport