Beni hatırla
 

Gerçekten de böylesine heyecanlı ve çekişmeli bir yarışı beklemiyordum. Hatta genelde sıkıcı geçen Valensiya için, normalden daha fazla konuşulacak konu belirlemiştim. Ama yarış, gerçekten de harika oldu.

Her zamanki gibi önce Cumartesi gününe değinmek istiyorum. Üçüncü antrenman yayınımızda, yaptığımız soru cevap olayında üçüncü yarışa geldik. Görüyorum ki, bu konu hoşunuza gitmeye devam ediyor. Tabii ki, bir yandan yayın, yönetmen, zamanlar, bilgiler, reklam vs derken her sorunuza cevap veremiyorum. Bazı soruları da, yeri geldiği zaman cevaplamak için bekliyorum. Mesela Ferrari’nin güncellemelerini, ekranda bir Ferrari varken anlatmak, çok daha anlamlı oluyor. Ama yayında cevabını alamadığınız sorular için web sitesi, Twitter hesabı, Facebook sayfası, e-posta ve tabii ki Polcast programımıza her zaman başvurabilirsiniz. Şu anda Avrupa Ralli Şampiyonası yarışımız Boğziçi Rallisi’nden ötürü çok yoğunum. Ama Temmuz ortasından itibaren, biraz daha fazla paylaşımda bulunabilirim.

Sıralama turlarının ikinci bölümü, bu formata geçilen 2006 yılından bu yana yaşanan en yakın seans oldu. Biz eskiden iki otomobil arasındaki 0.2 saniye farkı, yakın bir performans olarak nitelerdik. Valensiya’da Alonso 0.218 saniye farkla 11. olup elendi. Yani 2012’nin Formula 1 şampiyonası, performans anlamında tarihin en yakın yılı belki de. Bu kadar yakın bir gridde, tek bir virajda apeksi kaçırmak, lastik sıcaklığının birkaç derece fazla ya da az olması, birkaç metre geç fren yapmak bile pilotu iki üç çizgi geriye atabiliyor.

Sıralamalarda ilk sürpriz Webber’den geldi. Avustralyalı pilotun başına gelmedik kalmadı bu hafta sonu: DRS ve vites kutusu arızası, fren sorunu, yeniden DRS sorunu. İkinci bölümde Ferrari, belki Alonso ve Massa’yı yumuşak lastiklerle ikinci hak için yollamaması hata oldu. Ama sonuçta, en iyi dereceye bu kadar yaklaştı (Kanada’da 0.4 saniye gerideydiler) elenmeyi onlar da beklemiyordu. Hatta polü alan Vettel bile, ikinci kez piste çıkmasa elenecekti.

Son bölümde Vettel, tek bir zaman turuna karşın harika bir derece çıkardı. 0.3 saniye bu senenin standartlarına göre büyük bir fark. Hamilton beklemediği kadar iyi bir yer yakalarken, Maldonado’nun Lotus’ları geçmesi sürpriz oldu. Force India pilotları, sanki daha yukarıları hedefliyordu; ama iki pilotla birden ilk ona kalmak zaten yeterli bir başarı. Rosberg’i, her zamanki gibi üçüncü çizgide gördük. Her durumda Q3’ün son dakikalarında ilk sıranın el değiştirdiğini görmek keyifliydi. Kovalainen’den de bahsetmezsek olmaz. Fin pilot, gelişen Caterham ile birlikte iki Toro Rosso’yu birden geçerek, yine arka sıraların en hızlı pilotu olduğunu gösterdi. Bana kalırsa Kovalainen, gelecek sene daha kuvvetli bir takımda yarışmalı.

Gelelim yarışa. Aslında bu tür yarışların ardından, bazen hangi sırayla neler olup bittiğini hatırlamakta zorlanıyorum. Starttan başlarsak, Vettel ve Hamilton’ın kritik olan startta yerlerini koruduklarını gördük. Arkada Raikkonen aslında çok iyi bir çıkış yaptı ama ilk şikanda Maldonado’nun arkasında kalınca Fin piloti kazandığı sıraları geri verdi. Ferrari pilotları Alonso ve Massa, bu sene görmeye alıştığımız şekilde startta sıra kazanan isimler olurken, Rosberg ve Button en büyük kaybedenlerdi.

Vettel’in yarışın başlarında ulaştığı inanılmaz hı, 2011 sezonunu hatırlattı. 10. turun sonunda Red Bull pilotu, Grosjean’ın 11.4 saniye önündeydi. Fransız pilotun, Hamilton’a yaptığı atak temiz ve güzeldi. Favorilerden pit-stop hareketini başlatan ilk isim Hamilton oldu. Bu sene pitlerde genelde sorun yaşayan McLaren, bu pit-stopta 19.3 saniye ile yarışın en hızlı servisini vermiş oldu. McLaren’in, Hamilton’ı ikinci bölüme sert lastikle yollaması, onların son bölümde Vettel, Grosjean, Alonso gibi pilotlar mecburen sert lastiğe geçecekken, Hamilton’ı hafifleyen otomobil ve yumuşak lastiklerle yarıştırmak istediğini gösteriyordu. Pite gelmeden Hulkenberg’i geçen Alonso, bir tur geç pite girerek Raikkonen ve Kobayashi’yi de geçmiş oldu.

Pitlerin ardından Vettel, üst üste hızlı turlarla kendisini zafere taşıyabilecek 20 saniye farkı açtı. Bu arada sert lastikle Hamilton, Grosjean’dan koparken; Alonso da eski takım arkadaşına yaklaştı.

Vergne’in büyük bir hatayla Kovalainen’in üstüne çıkması ve patlak lastikle hızla yola devam etmesiyle piste dökülen çok sayıda parça nedeniyle Güvenlik Aracı’nın içeri girmesi, yarışın tüm gidişatını değiştirdi: Vettel’in 20 saniye üzerindeki farkı eridi, Hamilton’ın uzun bir ikinci bölüm çıkarma hayalleri pitte krikonun kırılmasıyla suya düştü, Alonso ve Raikkonen bir başka McLaren pit hatasının ardından birer sıra yukarı çıkmış oldu. McLaren gibi büyük bir takımın bu operasyon hatalarını bir türlü durduramamış olması gerçekten çok ilginç.

Güvenlik Aracı periyodu, tur yiyen otomobillerin de aradan çekilmesi için çok uzun sürdü.. Yarış yeniden başladığında Alonso tecrübesini konuşturdu ve Grosjean’ı gafil avladı. Aynı turda Vettel, nadir rastlanan bir alternatör arızasıyla kalırken, Hamilton da güzel bir atakla Raikkonen’i geçti. Yani sadece bir tur içinde, işin rengi değişmiş oldu. Bu arada Vettel’in otomobilinin kenara çekilmesi, bana göre yol üstündeki parçalardan çok daha tehlikeli bir durumdu. Bu arada Vettel’in yarışın başında ulaştığı 2011 benzeri sürat, rakipleri için hiç de iyi bir haber değil.

Grosjean’ın da aynı sorunla kalması, aklıma güvenlik aracı ardından artan hararet nedeniyle sorunun yaşanıp yaşanmadığı şüphesini getirdi. Tüm bu olayların ardından üç şampiyon Alonso, Hamilton ve Raikkonen zirve mücadelesine tutuştu. Bu üçlüden lastikleri en erken biten Hamilton oldu; Raikkonen güzel bir atakla Hamilton’dan adeta rövanşı almış oldu.

Raikkonen, üç seferdir galibiyetin eşiğinden dönüyor. Ama Lotus ne zaman kazanacak sorusu, hala cevaplanamadı. Kötü geçen iki yarışın ardından, Buz Adam, sıcak havada iyi çalışan Lotus ile yine hızından bir şey kaybetmediğini gösterdi.

Maldonado’nun yaptığı atak ise, gerçekten tartışmalıydı. Her zamanki gibi olaya, tarafsız şekilde pilotlardan bağımsız olarak yaklaşıyorum. Hamilton, ilk sağ viraj için iyi bir çizgi tuttu ve açıkçası profesyonelce Maldonado’yu pistin dışına doğru itti; ki bunda hiçbir sorun görmüyorum. Sol viraja yaklaşırken, bence, Maldonado’nun pist dışında olduğunu sezen Hamilton, kendisi yolda olduğuna göre çizgiyi alma hakkına sahip olduğunu düşünerek, yanında hiç kimse yokmuşçasına viraja girdi; ki buna da hakkı var. O anda, pistin sınırı olan beyaz çizginin dışında olan, yani resmi olarak pist dışında yer alan Maldonado’nun sanki virajın içindeymiş gibi bir çizgi izlemesi kazayı doğurdu. Komiserler Kurulu’nun verdiği kararda da, Maldonado çarpışmaya neden olmasının yanı sıra, pist dışına çıktıktan sonra güvenli şekilde yola geri dönmediği için, 20 saniye cezası aldı. Hepsi bir yana, Hamilton’ın resmin büyüğünü (şampiyonayı) düşünmeden Maldonado ile kapışması, Vettel’in sıfır çektiği, Alonso’nun kazandığı bir günde, çok kritik 12 puanlık bir kayıp anlamına geliyor.

Ancak aynı Komiserler Kurulu’nun Senna Kobayashi olayında, önde olan Senna’ya verdiği cezaya katılmıyorum. Bu yorumunun Senna ile alakası yok; aynı olayda önde olan Kobayashi olsaydı, o zaman da Kobayashi’ye haksızlık yapılacaktı. Sonuçta Lotus’a geçildikten sonra, Senna makul bir pilotun burnunu otomobili ile duvarın arasına sokmayacağını düşünmüştür muhtemelen. O pozisyondaki öne olan pilotun, o teması önleme şansından daha çok, arkadakinin temastan kaçınma şansı var. Bu yorumu Senna’yı sevdiğim veya tuttuğum için yapmıyorum. Evet, Ayrton Senna F1’deki idolümdür. Ama Bruno, Ayrton değil ve ben de Bruno’yu tutmuyorum. Hatta ben Bruno’yu başarılı bile bulmuyorum. Bana göre Lorenzo Bandini ödülüne layık görülecek bir başarısı yok şu ana kadar. Maldonado, hem puan, hem de performans olarak Senna’yı ciddi şekilde geride bıraktı.

Gelelim günün diğer sürprizini yapan Schumaher’e. Yedi kez dünya şampiyonunu podyumda görmek, eminim pek çok kişiyi mutlu etmiştir. Aslında sadece azmiyle bile, bu podyumu daha önce yakalamayı hak etmişti Schumacher bana göre. Evet öndekilerin kalması, kazalar, cezalar onun işini kolaylaştırdı. Ama ne olursa olsun 12. başlayıp podyuma çıkan 43 yaşında bir adamdan bahsediyoruz. Ne yalan söyleyeyim,  Schumacher emekliye ayrılmadan onun bir yarış daha kazanmasını anlatmak isterim. Webber de, muhteşem bir iş çıkardı. Tüm şanssızlıklara rağmen, Vettel ve Hamilton’ın ilk çizgiden başladığı yarışta, onların sıfır çekmesi ve Webber’in 19. başlayıp 4. olması çok önemli bir adım oldu şampiyonluk mücadelesinde.

Son turda Schumacher’in sarı bayrağa gelmeden DRS’yi kapaması (ki o turda Karthikeyan’a tur bindirdikleri için DRS’yi açmıştı, ama DRS ölçüm noktasından sonra, düzlüğe gelene kadar Karthikeyan zaten yol vermişti), Schumacher’i cezadan kurtardı. Di Resta’nın yarışı tek pitle bitirmesi de, yine altı çizilmesi gereken bir başarı. Button, Massa ve Rosberg, bana göre haftayı hayal kırıklığıyla noktaladılar. Caterham ile Petrov’u son bölümlerde puan alabilecek bir yerde görmek de ilginçti.

Gelelim bazıları tarafından şanslı olduğu için kızılan Alonso’ya. Şimdi bu yazacaklarımdan sonra en az on kişiden ‘Alonso’cusun’ tepkisini beklediğimi öncelikle belirteyim. Evet, bugün Güvenlik Aracı içeri girmese, McLaren Hamilton’ın ikinci pitinde çuvallamasa, Vettel ve Grosjean alternatör arızasıyla kalmasa, Alonso muhtemelen kazanamayacaktı. Tüm bu olaylar, onun işine yaradı.

Her babanın olduğu gibi, benim babamın da beylik lafları var. En sevdiğim laflarından birisi de ‘Şans hazır olana gelir’ repliği. Tüm bu şanslı olaylar meydana gelirken, Alonso otomobil ve lastiklerinden maksimumu alarak, bazı rakiplerini geçerek, pit yolundaki Ferrari ekibinin hızlı çalışmasıyla, eline geçen şansı kullanmak için hazırdı. Ondan önce yarışa başlayan Rosberg, Button, Kobayashi gibi pilotlar için de aynı olaylar yaşanmadı mı? Zaten genelde sezonun tamamında bir pilotun yaşadığı iyi şans ile kötü şans dengeleniyor (2012 Schumacher gibi istisnalar kaideyi bozmaz).

Son olarak gelelim yayınımdan bahsetme (yani bazılarına göre kendimi övme) kısmına. İki günkü performansımdan memnunum. Bugünkü çevirim, sanki düne göre daha iyi oldu. Yarış böyle heyecanlı geçtiğinde insan, daha çok gaza geliyor; sanki daha farklı bir moda giriyor. Ben ilk defa Valensiya yarışından bu kadar çok keyif aldım. Umarım sizleri de eğlendirebilmişimdir.

Önümüzdeki iki hafta, hem ralli hem de İngiltere GP’si yayınları ile çok yoğun geçecek. Bu arada fırsat bulabilirsek Polcast 3’ü kaydetmek niyetindeyiz. Görüşmek üzere…


Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
24.06.2012 22:29:37
Üstad , nerden başlasam bilemedim , yarıştan saadece saatler geçmesinin ardından çok hızlı bir yazı oldu , bugün beklemiyordum :) Senin lafının üstüne söylenecek çok söz yok , sadece teşekkür etmek için burdayım . ALO ya şanslı diyenlere cevabın gerçekten güzel olmuş.. bu kendini övdüğünü söyleyen insanlar özeleştiri nedir bilmiyorlar sanırım :) Çok keyif aldık yarıştan , seninle inan 10 katına çıkıyor bu keyif.. iyi ki varsın , Teşekkürler.. haa polcast ` i sabırsızlıkla bekliyoruz :)
 
24.06.2012 22:45:31
Alonso`nun pilotajına deneyimlerine diyecek birşeyim yok.Herşeyden öte o Briatore`nin bizlere bıraktığı bir emanet : Ancak şans kapıyı bir kez çalar derler ya bu adamınki artık şans olayında çıkıp BAL olayına döndü.Birde MAL gibi bir pilotun Williams`a hiç yakışmadığını tekrarlamak isterim.Benim gözümde kazandığı birinciliğinde hiçbir anlamı yoktu.Bruno gibi pilot olsun ama sonuncu olsun.Zaten seninde dediğin gibi Brunoya niye ceza verildiğini anlamış değilim.Orada asıl tehlikeli hareketi yapan kamikazeydi.Yarışı senden dinleyemesemde siteden neler olup bittiğini anlayabiliyorum yorumlardan.Aslında bu siteyi herbirimiz bir ucundan tutsak ne feysbuka ne tivittıra nede polkeste falan gerek kalacak.
 
30.06.2012 03:35:30
 
lamp83 s-sport