Beni hatırla
 

Herkesin beklentisinin aksine kuru zeminde yapılan yarışın, hem ilk, hem de son bölümü keyifliydi…

Silverstone’da, hafta sonunun başlangıcı, klasik İngiliz yazı şeklinde oldu; yani bol yağmurlu. Cuma antrenmanlarının yağmur altında yapılmasıyla beraber, takımlar lastik saklamak (ve daha da önemlisi) Senna gibi otomobile hasar verme riskini minimuma indirmek için çok az tur atınca, zaten piste zar zor ulaşmış olan seyircilere oldu. Silverstone, yayında da anlattığım gibi aslında ormanların ortasında ve taşrada bir yer. Dolayısıyla ulaşım olanakları zaten kısıtlı. Ayrıca çevreci lobiler nedeniyle pistin etrafındaki toprak veya çim otoparklara bir şeyler yapılamayınca, böylesine yağışlar otoparkları kullanılamaz hale getirebiliyor.

Cumartesi antrenmanı kuru zeminde yapılınca, takımlar çok kısa bir süre için de olsa, kuru zemin lastiklerini denediler. Devamında sıralama turlarında yağmur şiddetini artırınca, ikinci bölümde FIA seansı durdurmak zorunda kaldı. Eskiden böyle yağmurlarda yarışlar devam ederdi diyenleri duyuyorum hep. Eskiden 90’lı ve 2000’li yıllarda, Bridgestone’un sırf böyle korkunç yağmurlar için ürettiği ‘muson lastiği’ vardı ve bu lastik, şimdiki yoğun yağmur lastiğinden çok daha fazla suyu tahliye edebiliyordu. Ayrıca Formula 1, 10 yıl öncesine göre çok daha fazla seyrediliyor; dolayısıyla sırf canlı yayın devam etsin diye risk alıp pilotları ve daha da önemlisi pist kenarında çalışan görevlileri riske atmak istemiyor kimse. Daha doğrusu, belli bir seviyeye kadar risk alınıyor. Bu gibi durumlarda iki tane ana problem var: 1) görüşün çok kısıtlanması, 2) otomobillerin su yastığı üstünde kızaklaması (aquaplanning). Ayrıca hava tahmin sistemi çok gelişmiş olduğundan, gelen yağmurun ne zaman sonuçlanacağını kestirebilen FIA yönetimi, kararlarını buna göre alıyor. Q2’de artık Alonso ve Schumacher gibi isimler bile pistte kalamayınca, seansın durdurulması kararı geldi.

Seans durunca, bana da her zamanki gibi tarihçe, son gelişmeler, istatistikler gibi konuları anlatmak kaldı. Aslında bu hafta İstanbul’daki Avrupa Ralli Şampiyonası yarışımız nedeniyle yayınlara istediğim kadar iyi hazırlanamamıştım. Ancak, bir bakıma bir Murphy kanunu ile sene başından beri en az çalışarak çıktığım yayında, 1.5 saat duraksama oldu. Ama sizi sıkmadan yayını götürebildiğime inanıyorum. Bu fazla mesai ile, sabah veremediğim üçüncü antrenman için borcumu da ödemiş oldum.

Sıralamanın sonucunda, Alonso, neredeyse iki yıl sonra beklenmedik bir pol aldı. Aslında ikinci bölümde Ferrari, önce yağmur lastiği ile piste çıkınca, pistin en hızlı olduğu dakikalar kaçırmıştı. Yani seans durdurulmasa, Ferrari pilotları muhtemelen ikinci bölümde elenecek ve biz Pazar günü bambaşka bir yarış izleyecektik. Webber, adeta evi gibi gördüğü Silverstone’da yine harika bir iş çıkardı ve Vettel’i geçti. Kan kaybetmeye devam eden McLaren’de hem Hamilton hem de Button, Cumartesi’yi hayal kırıklığı ile noktaladı.

Bu arada İngiliz fanlardan bahsetmeden olmaz. Geçen sene toplam 315.000 ile seyirci rekorunun kırıldığı Silverstone’da, fanların inanılmaz tutkusu ve bilgisi Cumartesi duran seansta bir kez daha ortaya çıktı. F1 takviminde seyircilerin yarattığı atmosfer olarak İngiltere, İtalya, Brezilya ve Japonya öne çıkar. Ama İngiliz seyircilerin sahip olduğu F1 bilgisi ve kültürü, diğer ülkelerde yok diyebilirim. Neticede İngiltere, bu işin doğduğu yer ve F1 İngiltere bazlı bir spor.

Gelelim yarışa, startta ilk sıralar değişmese bile, ilk turlar çok keyifliydi. Aslında durum, tüm takımlar için kocaman bir soru işaretiydi; çünkü kimse lastiklerin ne kadar dayanıp nasıl bir performans vereceğini kestiremiyordu. Ama ortak tahminler sert lastiklerin günün menüsü olacağı şeklindeydi. Alonso ve Hamilton, diğer büyük isimlerin aksine yarışa sert lastikle başladılar. Ferrari burada, daha çabuk aşınması beklenen yumuşak lastiği son bölüme saklamak ve böylece hem pistin yol tutuşu yüksekken, hem de benzin yükü azalmışken lastikleri kullanmak niyetindeydi. Alonso, yarışın ilk bölümünü kontrol altında götürdü. 20. tur civarında, henüz pite girmemiş olan Hamilton ile kapışmaları; yarışın gidişatı açısından bir anlam ifade etmese de, gayet keyifliydi. Bana kalırsa, Alonso’ya yarışı kaybettiren nokta ikinci pit-stop zamanlaması oldu.

Webber’in 33. turdaki pitinden sonra, tur başına 0.6 saniye civarında fark kapaması, Ferrari’nin Alonso’yu daha erken pite almasına neden oldu. Oysa ki ortada panik yapacak br duru yoktu; Alonso’nun lastikleri henüz bitmemişti ve İspanyol pilot, ikinci bölümün en hızlı turlarını atıyordu. Ayrıca Webber’in lastiklerinin zirve performansının bitmesine birkaç tur kalmıştı. Yani Alonso’nun 3 veya 4 tur daha pistte kalıp, sorunsuz bir pitten sonra yeniden yarışa lider dönme şansı vardı. Gerçi burada Massa’nın yarışın başında, çok daha ağır bir depoyla yumuşak lastiklerle 14 tur dönmesinin bir etkisi vardı. Ferrari, daha az benzin yükü ve daha fazla asfalt yol tutuşuyla Alonso’nun 15 turu çıkarabileceğini düşündü. Ancak lastiklerin beklenenden yavaş çıkması, beş tur sonra ufalanma periyoduna girmesi ve 3-4 tur boyunca istenen temizliğe ulaşamaması, Webber’e rakibini yakalama ve sonra da atak yapma şansını verdi. İşin ilginç yanı Webber’e geçildikten sonra, lastikleri yeniden performans vermeye başlayan Alonso’nun son 4 turunun, ataktan önceki 4 turdan daha hızlı olmasıydı. Yani Ferrari, ikinci bölümü 2-3 tur daha uzun tutabilse, Alonso bu sorunlu periyoda girmeden yarışı ilk sıra bitirebilirdi. Bu arada sonuç ne olursa olsun; kimler kapışırsa kapışsın, son turlarda liderlik için yapılan atakları anlatmaya bayıldığımı söylemeliyim.

Red Bull, yarışın ikinci ve üçüncü bölümlerini sert lastikte geçerek, ilk tur sonunda 2. ve 5. olan Webber ile Vettel’i podyuma taşımayı başardı. Webber’in son dört yıldaki ikinci zaferi (ve dördüncü podyumu) Avustralyalı’nın yeniden 2010 seviyesine dönüşünü müjdecisiydi adeta. Felipe Massa, geçen seneden bu yana en iyi yarışını çıkardı; hem podyumu kovaladı hem de yarışı Alonso’nun 10 saniye ardında bitirmeyi başardı. Brezilyalı pilot, koltuğunu korumak için böyle devam etmek zorunda. Lotus pilotları, bir kez daha podyuma çıkacak kadar hızlı oldukları yarışı, kötü geçen sıralama turları nedeniyle daha geride noktaladılar. Eric Boullier’in haftalık ’hala kazanamadığımız için hayal kırıklığı yaşamıyoruz’ söylemine bakmayın siz. F1’de, sene sonuna kadar aynı hızı korumanın garantisi yok; o nedenle fırsatı yakalamışken değerlendirmek lazım…

Tıpkı McLaren’in yapamadığı gibi. İngiliz takımı, son yılların aksine, senenin en hızlı otomobiliyle start aldılar Avustralya’da. İki yarışta gelen ilk çizgi startları, ilk 3 yarışta yakalanan bir galibiyet ve beş podyumla, her şey harika gözüktü. Ama normalde, her sene geliştirme yarışını ilk sırada bitiren McLaren’de, bu sene işler tersine döndü. Operasyon hatalarıyla gayet hızlı oldukları yarışlarda, potansiyel galibiyetleri kaçırdılar. Red Bull ve Ferrari, her geçen yarış lastikleri daha iyi kullanıp hızlanırken, McLaren bağıl olarak bu rakiplerinin gerisine düştü. İşin ilginci Silverstone’a benzer karakteristikteki Barselona’da Hamilton’ın yarım saniye farkla polü almasından (cezaya bakmayın) sadece 4 yarış sonra Silverstone’da, takımın bu kadar geride kalmasıydı. Belki de McLaren lastikleri hala sene başındaki kadar kullanıyor; ama rakipleri o seviyenin çok üstüne çıktı. Bu da geride kalmalarına neden oluyor. Herkes Button’ın performansının artmasını beklerken, tam tersine Hamilton gittikçe orta sıralara Button’a doğru düşüyor. Yaz arasına kadar iyi birkaç sonuç yakalayamazlarsa, McLaren her iki şampiyonadan da kopacak gibi.

Mercedes için de durum farklı değil. Lastik kullanımında, Red Bull ve Ferrari’den daha düşük downforce üreten otomobille, galibiyet ve poyum kovalamak çok zor. Schumacher, yine tek turda iyi bir iş çıkardı; ama yarışta Mercedes ancak en hızlı dördüncü otomobil olabiliyor.

Kısacası şampiyona yavaş yavaş, Alonso’ya karşı Red Bull pilotları görünümüne bürünmeye başladı. 

Cumartesi biraz uzun olsa da, bu haftaki yayınlarımdan memnunum. Yarıştan sonra podyumdaki Jackie Stewart röportajı, bence güzel bir uygulamaydı. Bu arada Kobayashi Strike, İtalyanca kursu ve Maldonado Kurbanları derneği gibi yorumlar bayağı hoşunuza gitti gördüğüm kadarıyla. Demek ki devamını getirebiliriz.

Sırada Hockenheim var. Almanya GP’sinin üçüncü antrenmanında görüşmek üzere…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
11.07.2012 02:07:56
 
11.07.2012 02:10:52
Herşey her zaman olduğu gibi mükemmeldi usta bana göre.. Çok teşekkürler..
 
lamp83 s-sport