Beni hatırla
 
F1’de 2008 kadroları yavaş yavaş belirleniyor. Her geçen gün, genç isimlerin yarış koltuklarını kaptıklarını ve tecrübeli isimlerin dışarıda kalma tehlikesi yaşadıklarını görüyoruz: McLaren’de Kovalainen, Renault’da Piquet Jr., Williams’ta Nakajima, Toyota’da Glock yarış pilotu olarak açıklandılar bile. Takımlar, artık genç pilotları daha çok tercih ediyorlar: McLaren Hamilton (22) ve Kovalainen (26) ile, Renault Alonso (26) ve Piquet Jr (22) ile, Williams Rosberg (22) ve Nakajima (22) ile genç pilot kadrolarını tercih eden takımlar oldular. Force India F1’de Sutil’in takım arkadaşı hala belli olmadığı için, mevcut 21 pilot içinde sadece altı pilotun (Heidfeld-30, Coulthard-36, Webber-31, Trulli-33, Barrichello-35 ve Sato-30) 30 yaş ve üzerinde olduğunu görüyoruz.

Aslında bahsettiğim bu genç pilotlar furyası, 2000 yılında Jenson Button ile başlamıştı. Frank Williams’ın, ikinci otomobiline 20 yaşındaki genç Button’ı oturtması olay olmuştu İngiltere’de. Button şu anda sadece 27 yaşında olmasına rağmen, F1’in tecrübeli isimleri arasında yer alıyor. 1980’lerden sonraki modern zamanların şampiyonlarının F1’e kaç yaşında başladıklarını hatırlayalım isterseniz: Piquet 27, Rosberg 30, Lauda 24, Prost 25, Senna 24, Mansell 27, Hill 33, Vileneuve 25, Hakkinen 23, Schumacher 22, Raikkonen 22 ve Alonso 20.

Son sezonlarda sürekli olarak, en genç pilotlarla ilgili rekorların kırıldığına dikkat ettiniz mi hiç? Tarihin en genç podyumları, en genç pole pozisyonu ve yarış kazananları, en genç puan alanlar, en genç dünya şampiyonları rekorları birer birer kırıldı son beş yılda. Peki F1’deki bu gençleşme modasının arkasındaki sebepler neler? Hamilton’ın başardıkları hakikaten diğer çaylakların önünü açtı mı? Rosberg, nasıl oldu da katıldığı ilk yarışta (Bahreyn 2006) en hızlı tur zamanını kırabildi?

Formula 1 pilotlarının yaş ortalamasının düşmesinde birkaç ana sebep var bence. Öncelikle, çekiş kontrolün olduğu 2007 sezonu sonuna kadar, genç pilotların, F1’e ne kadar çabuk adapte olabildiklerinin üstünde durmak lazım. Günümüzdeki F1 ile GP2 otomobilleri arasındaki performans farkı, beş altı sene önceki F1-F3000 farkı kadar büyük değil artık. 2000’lerin başında 800-850 beygirlik F1 otomobillerine karşılık, üç litrelik F3000 otomobilleri sadece 480-500 beygir civarında güç üretiyordu ve F3000 şampiyonası, her açıdan GP2’nin çok gerisindeydi. Genç pilotlar için F1 otomobilini kullanabilmek, onun gücü ve hızına adapte olabilmek hakikaten korkutucu bir tecrübeydi. Dolayısıyla gençlerin hem F1’e girmeleri, hem de girdikten sonra şampiyonaya uyum sağlamaları çok daha uzun sürüyordu.

Şu anda F1 otomobilleri kabaca 750, GP2 otomobilleri ise 600 beygir güç üretiyor. GP2’deki teknoloji ve ekipmanlar, F1’e çok daha yakın, eski F3000 ile karşılaştırdığımızda. F1 otomobilleri kullanmak, fiziksel açıdan eskisine oranla daha kolay. Dolayısıyla genç isimlerin, F1 otomobiline oturduktan sonra hemen hızlı turlar atmaya başlamaları, çok daha sık yaşanan bir durum haline geldi. Bu sebeple Kubica, Vettel, Rosberg, Kovalainen veya Hamilton gibi yetenekli gençler bir anda insanı şaşırtacak performanslar sergileyebiliyorlar.

Bu arada gittikçe daha da büyük bir sanayi haline gelen F1’de, takımların, artık çok uzun vadeli genç sürücüler programlarına milyonlarca dolar yatırdıklarını ve dört beş sene sonrasının kahramanlarını bulmaya çalıştıklarını da görüyoruz. Artan imkanlarla beraber,
artık yetenekli gençlerin kendilerini göstermeleri daha kolay oluyor; arkalarındaki fabrika takımı destekleriyle beraber eskiden olduğu kadar çok maddi sorunlarla boğuşmadan, alt serilerde yarışıp başarılı olma şansını yakalıyorlar. Kovalainen ile Piquet Jr’ın Renault takımının, Nakajima’nın Toyota’nın, Vettel’in Red Bull’un, Hamilton’ın McLaren’in uzun vadeli projelerinin sonucunda F1’e ulaştıklarını hepimiz biliyoruz. Artık yetenekli gençlerin çoğunun, Michael Schumacher’in Belçika 1991’de yaptığı gibi ilk GP’lerine katılmak için bir takıma para ödemelerine veya bir öğrenci yurdunda menajeriyle birlikte kalmalarına gerek yok. Bir fabrika takımının ilgisini çekebildikten sonra, işler daha kolaylaşıyor.

Bu saydığım iki ana sebep sayesinde, F1’de gençler artık kendilerine daha rahat yer buluyorlar. Ama F1’e girmekle orada tutunabilmek bambaşka şeyler. Yanlış anlamayın sakın; asla F1 otomobili kullanmayı küçümsemiyorum. F1 pilotları, hala dünyanın bana göre en zor sporunu yapıyorlar: değeri milyon dolarlarla ölçülen otomobillerin içinde, 200 km/s’in üzerinde bir ortalama süratle, saniyenin binde dilimleri ve birkaç metrelik asfalt parçası için birbirleriyle çarpışıyorlar. Dünyada binlerce profesyonel otomobil yarışçısı olmasına rağmen, bunlardan sadece 22 tanesi F1’de yarışabiliyor. Sadece yetenekli çaylaklar için bu işin, 80’ler ve 90’lara göre daha kolay olduğunu düşünüyorum.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport