Beni hatırla
 

Öncelikle 5 haftalık aranın gerçekten uzun geldiğini söylemem lazım. Eskiden beri F1 seyredenler hatırlar; eskiden takvim 16 17 yarış olur, Macaristan’dan sonra 3 haftalık ara verilir ve takvim Ekim sonunda biterdi. Artik yarış sayısı o kadar arttı ki, takımlar bu kadar seyahat ve çalışmayı kaldıramaz hale geldiler; bu nedenle de yaz arası gittikçe uzamaya başladı.

Spa pistini anlatmaya gerek yok, herhalde tüm pilotlarda olduğu gibi, tüm seyirciler için de en sevilen üç pistten birisidir. Özellikle Eau Rouge’daki otomobil performansını çıplak gözle görmek, insanin aklının çivilerini oynatabiliyor. Gözumle gördüğüme inanamadığım birkaç yerden birisi Eau Rouge, tıpkı Silverstone’daki Copse ve Monaco’daki Tabac gibi.

Yarışı hatırlamaya sıralama turlarından başlarsak, Button’ın harika bir is çıkardığını söylemeliyiz. Kendi deyimiyle, sevdiği şekilde ayarlanmış bir otomobil yakaladığında (ne yazık ki bu çok nadir yaşanan bir durum) Button, griddeki herkesten daha hızlı olabiliyor. İngiliz pilot, iki parça veya paket arasında teknik bir seçim yapma konusunda Hamilton’dan daha iyi olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Eski kanadı tercih eden Hamilton, fırtınayı Twitter’da yarattı. Önce WTF (dizi seyredenlerin gayet iyi bildiği What the fuck kalıbının kısaltması) yazdı ve bu tweet bir süre sonra bir şekilde silindi; daha sonraysa hiç yapılmaması gereken bir şeyi yaparak telemetre verisini paylaştı. Bu tweet de birkaç dakika sonra silindi; ama o ana kadar ben de dahil internet dünyasında on binlerce bilgisayara kaydedildi bu görüntü. Dikkatli inceleme yapan mühendisler, en azından bu pist için otomobillerin süspansiyon yüksekliği dahil pek çok gizli bilgiye ulaşmış oldular. Takımların bütün sene saklamak için kırk takla attıkları bilgileri bu kadar aleni şekilde yayınlamak büyük bir düşüncesizlikti.

Ama Hamilton, içten içe bir kez daha büyük bir fırsat kaçırdığının sinir bozukluğunu yaşıyordu bana göre. Button’ın hızı ile polu alacak bir otomobilin, Hamilton’ın elinde ilk sırayı alması garanti gibiydi. Cumartesi gününün sürprizini Sauber pilotları yaptı. Spa’da turun uzun olması, tek turda lastik ısıtamayan takımların dezavantajını azaltan bir faktör. Her zaman daha iyi bir sıralama pilotu olan Kobayashi’nin ilk çizgiye çıkması büyük başarıydı. Perez ise, Maldonado’nun cezasıyla beraber kendisine ikinci çizgide yer buldu. Raikkonen’in, DDRS sistemi kullanılamasa bile bu kadar önde başlaması, ondan galibiyet bekleyenleri umutlandırırken, Alonso bir kez daha Ferrari’nin hızına göre iyi bir sonuç elde etti. Red Bull’da hem Vettel, hem de Webber hayal kırıklığı yaşadı, tıpkı Mercedes pilotları gibi. Maldonado, yine hızıyla yakaladığı fırsatı, aldığı ceza ile kaybetmiş oldu. Engelleme olayı ekrana gelmedi, ama zaten komiserlerin artik adı çıkmış olan Maldonado’ya ceza verirken çok fazla düşündüklerini sanmıyorum.

Gelelim yarışa, daha doğrusu kazaya. Maldonado’nun cok net fodepari ve Kobayashi’den çıkan dumanlarla karışan startta, katliamı Grosjean başlatmış oldu. Fransız pilotun tamamen körlemesine, soldan sağa nasıl bu kadar rahat geçebildiğini anlamadım. Bu senenin en büyük kazasıyla beraber, şampiyonluk adayları Alonso ve Hamilton’ın yarışı 10 saniye içinde bitmiş oldu. Kazada, özellikle Alonso’nun, neredeyse bir karış ile kurtulduğunu gördük. 1994’ten beri pilot, 2001’den beri görevlinin ölmediği F1’in artik çok güvenli olduğunu düşünmek çok kolay. Ama işte zaman zaman öyle kazalar oluyor ki; sadece şans ile birileri kurtuluyor. Bir gün bu şansımız bitmeden, bana göre ölümlü bir kazayı engelleyecek son hamle olan pilotların kafaları ile ilgili bir şeyler yapılması lazım. FIA, Massa’nın kazasından beri bu konuda araştırma yapıyor. Ama çözüm, kokpitin üstünün kapanması olmamalı bana göre. Formula 1 ve tüm tek koltuklu yarış serileri, açık kokpit kurallarına göre yarışıyor. 63 senedir bu şekilde yarışan F1 otomobillerinin üstünü kapamak, onları birer Le Mans prototipine dönüştürebilir.

Bana göre Grosjean’a verilen cezanın ağır olmasında, sene başından beri 12 yarışta karıştığı 7 kazanın etkisi var. Aynı kaza Grosjean’ın bu seneki 2. kazası olsaydı, sadece bir grid cezası gelirdi. Gecen sene Monza’da buna benzer bir katliamı arka sıralarda yapan Liuzzi’ye 5 sıra grid cezası gelmişti. Canımı sıkan bir diğer nokta da komiserlerin açıklamasında, hiç gerek yokken şampiyonluk adaylarını yarış dışı bırakan bir kaza yapmasından bahsedilmiş. Bu tabir çok kötü. Demek ayni hata ve kazayı yaparak HRT, Caterham ve iki Toro Rosso’yu parçalasanız aynı ceza gelmeyecek. Ceza, sporcuya göre değil, kurallara göre verilir. Bu ek açıklamaya hiç gerek yoktu; ama bu şekilde zaten bilinen büyük takim ve pilotların kollandığı kanısı daha da kuvvetlendi.

Sauber’e de gerçekten yazık oldu. Tarihin en iyi grid pozisyonu, sadece 10 saniyede uçup gitti. Kazadan sonra ilk sektörde oluşan sıralamaya inanamadım. 2 Force India, 2 Toro Rosso ve bir Caterham ilk on içindeydi. Vettel in bu karambolden faydalanamamış olması da ilginçti.

Yarış yeniden başladığında Button, bu yarışı kimseye bırakmayacağını daha ilk turda gösterdi. Hulkenberg’in Raikkonen’i geçmesi, benin bir anda tereddüde düşürdü. Sıralamada aşağılarda Alman pilotu ararken ikinci olduğunu biraz geç fark ettim. Bir ara Schumacher’in yükselişini izlemek gerçekten keyif verdi. Ama sene başından beri Mercedes’in lastik kullanım problemleri düşünüldüğünde takımın kendisini tek pit-stop yapabileceklerine nasıl inandırdığını anlamıyorum. Çünkü bir yere kadar tek pitle direnip o kadar zaman kaybettikten sonra, değiştirilen lastik de bir işe yaramıyor. Yine de yaşlı kurdu ilk sıralar için kapışırken görmek güzeldi.

Günün adamı belki de Hulkenberg’di. Müthiş bir sürüş çıkardı, Raikkonen ve Schumacher gibi büyük isimlerle kapıştı, lastiklerini korudu. Yani aldığı sonucu hak etmek için gereken her şeyi yaptı. Ferrari tarafından Alonso’nun takacağı lastikler için kobay olarak kullanılmadığı ve kendi istediği zaman pite girdiği vakit, Massa’nın çok daha iyi gidebildiğini gördük. Brezilyalı, Webber’i geçerek önemli bir iş yaptı.

Webber demişken, Avustralyalı pilot İngiltere’den bu yana, yine kayıplarda. Bu yarışta dışarıdan atak yiyerek Vettel’e geçilmesi, psikolojik açıdan ağır bir darbe oldu bana göre. Alonso’nun sıfır çektiği bir yarışta, Webber neredeyse hiçbir şey kazanamamış oldu. Williams’ın Senna için tek pit ısrarı da, kendilerine puan kaybettirdi. Arkada Di Resta, Hulkenberg’in çok gerisinde kalmış gibi gözükse de çalışmayan KERS ile gelen puanın, başarılı bir performans olduğunu söylemeliyiz.

Gelelim ilk üçe... Öncelikle Raikkonen ve Lotus, bir kez daha kazanma umuduyla yola çıkıp podyuma razı oldu. Yarışın ilk bölümünde orta hamurla, beklenen hıza ulaşamadı. Hızlanmasını söyleyen takıma ‘O zaman bana daha fazla güç verin’ diye fırça atması tipik bir Raikkonen hareketiydi. Fin pilot, Formula 1’de robot gibi davranmayan, karakteri olan nadir isimlerden birisi. Ama Lotus uzun zaman sonra, yarış içinde en hızlı üçüncü otomobil konumuna düştü.

Vettel hafta sonunun en karlı ismi oldu. Düzlükte vites oranları kısa gelen otomobiline rağmen, güzel ataklar yapan son şampiyon (özellikle Webber’e yaptığı harika atakla beraber) çok iyi bir yükseliş gerçekleştirdi. Bu kadar agresif yarışa rağmen tek pit stopla lastiklerin dayanması RB8’in Spa’da çok iyi olduğunu gösterdi. Alonso ve Hamilton 0 çekerken, Webber 6. olmuşken gelen bu 18 puan altın kadar kıymetli. Alonso ile arada bir galibiyet kadar puan farkı kalmasıyla, Vettel yeniden şampiyonluk mücadelesini hızlandıracaktır. Yarışın gidişatına bakılırsa, Alonso bu yarışı podyumda noktalayabilirdi.

Button, Avustralya’dan sonra gördüğümüz en iyi performansını gösterdi. Sıralama turları, start, yeniden başlama, arayı açma, lastik kullanımı... Her şeyi ama her şeyi kusursuz yapan İngiliz pilot, McLaren de ilk defa bir yarışı bu kadar rahat kazandı. 2009’un ilk yarışındaki Brawn günleri akıllara geldi. Tabii kimse şampiyonluk için işi çok zor; ama son 3 yarışın en hızlı otomobili olarak gözüken McLaren ile Button’dan sezon bitmeden başka zaferler de görebiliriz.

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport