Beni hatırla
 

Sezonun belki de görsel olarak en ilgi çekici yarışı olan Singapur, daha önceki yıllarda olduğu gibi iki saat süren rutin bir mücadeleye sahne oldu.

Bu sene, bol atak ve yedi yarışta yedi farklı galibi izlediğimiz sezonda bile, pol pozisyonunun büyük önemi olduğunu yayında dile getirmiştim. 2008’deki ‘tartışmalı ve Piquet Junior’lı’ yarış dışında, Singapur’u hep polden başlayan pilotlar kazandı. Ayrıca 2012 model Pirelli lastikleriyle, trafikte kalmadığınız ve türbülanstan ötürü downforce kaybetmediğiniz dönemde, lastikleri daha uzun süre korumak ve kullanmak mümkün oluyor. Tüm bu nedenlerden ötürü, Cumartesi gününün önemi büyüktü.

Sıralama turlarının son bölümüne kadar gerek tek turda, gerek yarış temposunda çok hızlı olan Sebastian Vettel’in, Q3’te yavaş kalması ilginçti. Son dünya şampiyonu, Q2’deki derecesini bile yakalayamadı. Sıralamada günün sürprizi Pastor Maldonado’dan geldi. Venezuela’lı pilot, son iki antrenmanda pek ortada gözükmemesine rağmen, önce Q3’e kaldı; sonra da Q3’te harika bir tur attı. Pole mücadelesinin birer set fazla lastiği olan McLaren pilotları ve Vettel arasında geçmesi beklenirken, Vettel’in problemi Hamilton’ın rahat şekilde polü almasını sağladı. Alonso, Red Bull ve McLaren’den daha yavaş kalan otomobille, alabileceği en iyi grid pozisyonunu yakaladı. Webber, Massa ve Raikkonen, Cumartesi’yi hayal kırıklığı ile noktaladı. Schumacher ise, bir kez daha Rosberg’i geçerek sıralama turlarındaki durumu 8-6’ya getirdi. Sauber ve Lotus, istenen yol tutuşu yakalayamamanın sıkıntısını yaşadılar.

Yarışın startında Vettel ve Button’ın Maldonado’yu geçmesi önemliydi. Özellikle Vettel için Williams’ın arkasına takılmak, Hamilton’ın arayı açması anlamına gelebilirdi. Yarışın ilk bölümünde, herkes ‘bekle ve gör’ taktiğiyle lastiklerin ne kadar dayanacağına baktı. İlk turlardan itibaren Button’ın, öndeki ikili Vettel ve Hamilton ile aynı tempoyu tutturamadığı anlaşıldı. Webber, erken pite girince Red Bull’un hem 3 pit yapacağı, hem de sert lastiğin temposuna bakarak Vettel için karar vereceği kesinleşti. Vettel Hamilton’dan 2 tur daha erken pite girdi; ama McLaren pilotu da garajı ziyaret ettikten sonra aralarındaki fark sadece yarım saniye oynamıştı.

Aslında Hamilton, yarışın kontrolünü elinde bulunduruyordu. Ama vites kutusuna yenik düştü. Acaba bu arızada Cumartesi gününün son turunda duvara sürtmesinin ne kadar payı var? Bence bu olay yaşanmasa, 2010 Alonso ve 2011 Vettel gibi, baskı altında kalsa da finişe kadar liderliğini koruyabilirdi. İngiliz pilot, bu sene kendi adına geçtiğimiz yıllardan daha az hata yapıyor; ama bu kez de McLaren istikrarsız. Aslında sene başından beri izlediğimiz McLaren’in hikayesi çok garip: ilk yarışlarda otomobil çok hızlıydı, ama operasyon hataları yapıyorlardı; sonra operasyon hataları bitti, ama bu kez otomobil hızını kaybetti; daha sonra hem otomobil hızlandı hem de operasyon hataları bitti, ama bu sefer de dayanıklılık problemleri başladı. Yani 2012’nin McLaren’de her şeyin bir araya geldiği yarış sayısı çok az.

Hamilton kaldığı an, bu yarışı Vettel’in finişe kadar götürebileceğini düşündüm, aynen de öyle oldu. Alman pilot, iki güvenlik aracı periyodundan sonra da, arayı açmayı ve yarışı kontrol etmeyi başardı. Bana göre Button ile yaşadığı olay, her yarışta yapılan türden bir fren testiydi ve cezaya gerek yoktu. Vettel’in galibiyeti ne kadar özlediğini podyumda gördük. Bu zafer, onu yeniden şampiyonluk potasına soktu. Button’ın ikincilikten öteye geçmesi zor gözüküyordu, ama İngiliz pilot hiç olmazsa 18 puanı McLaren’e getirdi.

Alonso, bu aralar 2010’un son yarışlarındaki gibi bir dönemden geçiyor. Otomobili McLaren’den de, Red Bull’dan da daha yavaş. Ama o bir şekilde bu iki takımdan en az birer otomobili geçmeyi başarıyor. Evet İtalya’da Vettel’in, burada Hamilton’ın kalması işine yaradı; ama bu iki olaydan önce de Alonso’nun Spa’daki yarışı sadece 10 saniye sürmüştü. İspanyol pilot her zaman, sene sonunda şans faktörünün herkes için eşitlendiğini söylüyor zaten.  Ama şu bir gerçek, Ferrari bu kadar yavaş kalan bir otomobille sene sonunu şampiyon olarak göremez. Evet, rakipler yine birbirinden puan çalacak; ama bana göre Alonso’ya en az bir galibiyet daha gerekiyor.

Günün flaş isimlerinden birisi Paul Di Resta oldu. İskoç pilot, bu zor yarışta, harika bir iş çıkardı ve bir kez daha büyük takımlara göz kırptı. Yayında da bahsettim, bir koltuğu boşalan büyük bir takım için Perez ile beraber en iyi iki seçenek Di Resta ve Hulkenberg olarak gözüküyor.

Yarış içi hızlarına bakarsak, Mercedes’te Rosberg’in 5.lik, Lotus’ta Raikkonen’in 6.lıktan daha öteye gitme şansı yok gibiydi. Raikkonen hala şampiyonluğu kovalıyor, ama yaz arasından önceki Lotus ortada yok. İlk turda lastik patlatan Massa, çok iyi bir yarış çıkardı. Özellikle Senna’ya yaptığı ataktaki (biraz da deli) cesareti takdire değerdi. Eğer Ferrari hakikaten 2014 için Vettel ile anlaştıysa, arta performansıyla Massa’ın 2013’te de İtalyan takımında devam etmesi sürpriz olmaz.

Ricciardo ve hafta sonu yavaş kala C31 ile Perez, son puanların sahibi oldular. Webber’e gelen 20 saniyelik ceza, pist dışından avantaj sağladığı düşünülürse doğru karardı (tıpkı Almanya’daki Vettel’in cezası gibi). Son turlarda iki Sauber, Webber ve Hulkenberg’in mücadelesi keyifliydi. Schumacher ise üst üste üçüncü senede de Singapur’u kaza yaparak noktaladı. Bu seneki tek fark, bir Sauber yerine Toro Rosso’ya çarpmasıydı. Tabii Vergne, kendisine çarpanın babası yaşındaki (ciddiyim Vergne 22 yaş en genç, Schumacher 43 yaş ile en yaşlı pilot)  yedi kez dünya şampiyonu olduğunu gördükten sonra, saygıda kusur etmedi ve olayı olgunlukla karşıladı. Schumacher’in Sid Watkins için yapılan bir dakikalık saygı duruşuna ‘o sırada tuvalette olduğu için’ katılamadığının da altını çizeyim.

Tüm bu karambolün içinden Timo Glock, Marussia’ya altın değerinde bir 12.lik getirdi. Takım bu sonuçlar, Monako’da 13. olan Caterham’ın önüne geçerek takımlar şampiyonasında 10. sıraya oturdu. Geçen seneki ödül parası dağıtım sisteminde, 10.luk ile 11.lik arasında tam 33 milyon dolar fark vardı. Dolayısıyla bu sonuç, Marussia’yı sene sonunda 10.luğa taşıyabilir.

Yarış, 1991 ABD GP’sinden sonra kuru zeminde iki saat limitiyle biten ilk yarış oldu. Bazen rutin bölümler yaşansa da, sıkılmamanız için elimden geleni yaptım. Ama 2.5 saati aşan bir yayın olmasına rağmen, ben anlatım yapmaktan keyif aldım. İki günkü yayınlarımdan memnunum. Aklımda kalan, bariz bir hatam yok. Bu arada podyumda Eddie Jordan’ın, İngiltere GP’sinden bu yana en iyi röportajı çıkardığını söylemeliyim. Keşke kalan yarışlarda da röportajları Jordan yapsa…

Son olarak Profesör Sid Watkins’i, tüm otomobil sporlarına yaptığı katkılardan ötürü anarak sözlerimizi noktalayalım ve Suzuka’yı beklemeye koyulalım.

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
29.09.2012 23:10:45
Ağzına sağlık Serhan abi...
 
lamp83 s-sport