Beni hatırla
 

Formula 1’in Uzak Doğu seferi Japonya’da devam etti ve Vettel, Japonya’dan en karlı ayrılan adam oldu.

Suzuka’nın F1 takvimindeki önemini bilmeyen yok; gerçek sürücü pistlerinin son kalanlarından bir tanesi, hatta Asya’daki Spa olarak bile adlandırılıyor. İçinde her türlü virajı barındıran teknik yapısı ve yüksek sürati nedeniyle, bu pistin sezonun kalan kısmına ışık tutması bekleniyordu. Ve sıralama turlarında, üst üste dördüncü yılda yine Sebastian Vettel’in pole pozisyonunu aldığını gördük.

Red Bull sezonun ikinci yarısına, ilk bölümdeki problemlerini ortadan kaldırarak başladı. Suzuka’da yeni ön kanat (ki otomobilin tamamı üzerindeki hava akımını yönlendirdiği için çok önemli) ve Singapur’da kullanılmasına rağmen fark edilemeyen D-DRS (ikincil etkili DRS sistemi) RB8’İn, 2011’de olduğu gibi kanatlanmasını sağladı. Red Bull zaten karakter olarak bu tür pistleri seven bir otomobil. Vettel ve Webber, bu sene ilk kez ilk çizgiyi alırlarken, üçüncü sıradaki Jenson Button’ın beş sıra geriye düşme cezası alması, Hamilton’ın ise ayarlar açısından yanlış yönde ilerlemesi (ki bu, Mercedes’te Schumacher’in Ferrari’ye yaptığı gibi takımı çekip götürmesi beklenen bir pilot için ciddi bir hata), Red Bull’u daha da rahatlattı.

Genç pilotlar Kobayashi, Grosjean ve Perez iyi iş çıkarırken, Alonso senenin çoğunda olduğu gibi Q3’te kalan tek set lastiğiyle, tek bir zaman turu atabildi. Raikkonen’in attığı spin nedeniyle sarı bayraklara yakalanan Alonso, tek turunun sonunda da Vettel tarafından engellendi. Aslında bu engellemeye verilen ceza, belki de dünya şampiyonasının kaderini değiştirecek. Neden mi? Çünkü normal şartlarda, sıralama turunda bir engelleme yapan pilotlara 5 sıra grid cezası veriliyor. Vettel’e ise, engelleme yaptığı tespit edilmesine karşın, sadece kınama cezası verildi. Eğer Vettel, beş sıra geriye düşürülseydi, Alonso’nun gerisinden start alacak ve belki de starttaki Raikkonen – Alonso teması hiç yaşanmayacaktı. Biliyorsunuz, Vettel’in üçüncü sıranın gerisinden başlayıp kazandığı bir yarış olmadı şu ana kadar. Yani 25 puan, büyük ihtimalle başka bir pilota gidecekti.

Her neyse, gelelim starta. Tabi ki startın en kritik anı, Alonso-Raikkonen temasıydı. Alonso’nun şansız veya şanssızlığı, bu hafta Raikkonen’in elinden geldi. Suzuka’nın ilk virajı, hem çok hızlı, hem de diğer pistlere göre çok daha dar olan bir yer. Buraya yüksek süratte varıp, sığışmaya çalışan otomobiller arasında temas yaşandığında, ortaya genelde büyük kazalar çıkıyor; tıpkı 2010’da olduğu gibi.

Normal şartlarda, risk hesabını çok iyi yapan Alonso, kalkışta biraz yavaş kalınca Raikkonen’in yanına gelmesini engellemek için önce hafifçe sola yanaştı; ama Raikkonen ayağını gazdan kesmedi. Sonra Fin pilotıu önünü kesmek için biraz daha sola yanaştı. Bu hamle karşısında, daha tecrübesiz bir pilot, ayağını gazdan çekerdi. Ama Raikkonen’in gözünü korkutmak pek mümkün değil. Dolayısıyla Fin pilot olduğu yerde kalınca da, temas gerçekleşti ve Alonso hem patlayan lastiği, hem de stop eden otomobiliyle daha ilk virajda yarışa veda etti. Belki de, dünya şampiyonasını 29 puan farkla götüren bir pilot için, startta bu kadar risk almaya gerek yoktu. Sözlerim yanlış anlaşılmasın, kesinlikle Alonso hatalıydı demek istemiyorum. Bana göre olay, her startta yaşanabilecek bir yarış kazası; suçlu olan bir taraf da yok. Ama kaybedecek çok şeyi olan Alonso, biraz daha ihtiyatlı olsa; çok büyük ihtimalle (Massa’nın hızına bakarak) günü 18 puanla noktalayacak ve şu anda, 4 puan değil, 22 puan farkla lider olacaktı.

Grosjean’ın Webber’i biçmesi, günün komik kazalarından bir tanesiydi. Fransız pilot, hata yapmamak için öyle çok dikkat ediyor ki, belki de normal yarış pilotu zihninin dışına çıktığı için hata yapıyor. Ama Perez’e temas etmemeye çalışırken Webber’e çarptığı kaza, gerçekten Formula 3 seviyesinde, 18 yaş altı pilotlarda ancak görülebilecek bir hataydı.

Daha yarışın başında Alonso’nun kalması, Webber’in geriye düşmesi, McLarenler’in zaten geride olması, Vettel’in ekmeğine yağ sürdü. Çifte dünya şampiyonu, tam olarak sevdiği yarışı koşma şansını yakaladı: önde ol, DRS farkından bir an önce kurtul, tempoyu kontrol et, arkadakilerin neler yaptığına göre piti ayarla ve 25 puanı kap. Güvenlik Aracı’ndan sonra hızlanırken, Kobayashi’nin otomobilinin birinci viteste takılı kalması da, Vettel’i çok rahatlattı. Alman pilotun, sondan bir tur önce en hızlı turu atması (hem de en yakın rakibine 0.8 saniye farkla) hem kendisine Grand Slam’i getirdi (pol pozisyonu, tüm yarış lider gitme, en hızlı tur ve galibiyet) hem de rakiplerine adeta bir göz dağı verdi.

Vettel’in arkasında, Massa ve Kobayashi, normal şartlarda 2013 kontratlarını garantileyecek kadar iyi iş çıkardılar. Özellikle Massa, sanki 2008’deki pilota geri dönüş gibiydi. Brezilyalı pilot, hem çok iyi start aldı, hem de ilk virajdaki kazalardan faydalanarak dördüncülüğe kadar çıktı. Button ve Kobayashi’nin pitinden sonra önü açık şekilde üç tur atan Massa, bu sayede ikinciliğe çıktı ve iki yıl sonraki ilk podyumunu yakaladı.

Kobayashi, ilk podyumunu kendi evinde yaşayan nadir pilotlardan birisi oldu. Bu sene Perez, yakaladığı üç podyumda da, ilk onun dışından start alıp, herkesin tersine bir lastik stratejisiyle başarıya ulaşmıştı. Oysa ki Kobayashi, üçüncü sıradan kalktı; tüm yarış boyunca Ferrari ve McLaren ile savaştı ve herkes ile aynı taktiği kullanarak podyumu yakaladı. McLaren’in yeni pilotu Perez ise, nadir yaptığı pilotaj hatalarından birisiyle takımına önemli puanlar kaybettirdi. McLaren umduğunu bulamadan Suzuka’dan ayrılırken, sezonun istikrar abidesi Raikkonen bir kez daha Lotus ile yapılabilecek her şeyi yaptı ve maksimum puanı aldı. Fin pilotun bir yarış dahi kazanamayan otomobille hala şampiyonluk yarışının içinde oluşuna, şapka çıkarmak lazım.

Hulkenberg ve Maldonado, takımlarını sevindiren isimler olurken; Mark Webber, sessiz sedasız günün en iyi sürüşlerinden birisini yaptı. İlk turda pite giren, ön kanat değiştiren, yarışı tek pit-stopla bitiren ve Güvenlik Aracı pistten çıktığı anda en yakın rakibinden 12 saniye geride olan Avustralyalı, İngiltere’den bu yana, belki de en iyi performansını sergiledi. Toro Rosso ile Ricciardo’nun, yedi kez dünya şampiyonu Michael Schumacher’e karşı direnerek, günü son puanını kapması da ilginç oldu. Toro Rosso, yaz arasından sonra dört yarışın üçünde puan çıkarmayı başardı. Mercedes ise, Japonya’yı hem sıfır etki, hem de sıfır puanla noktaladı. Sene başından bu yana tüm turları tamamlayan Rosberg’in ilk turda Senna’nın kurbanı olması, Alman pilot adına bir talihsizlikti.

Yayınlara gelirsem, üçüncü antrenmanı ilk kez bu kadar az kişinin seyrettiğini gördüm. Twitter’dan her zaman 50-100 arası soru gelirken, TSİ 05:00’de başlayan antrenman boyunca sadece üç tane soru geldi. Aklımda kalan önemli bir hatam yok; ama sıralama turları ve yarıştaki performansım, bana göre vasattı. Yarış durağan olduğunda, doğal olarak insanın enerjisi ve şevki de kırılıyor. Buna rağmen, yayın içinde sıkılmamanız (ve uyuyakalmamanız için) elimden geleni yaptım.

Bu arada yayın içinde de tekrarladım; hafta içinde küçük kızımız Melis hanım, dünyaya merhaba dedi. Doğum telaşesi ve gerginliği altında, Japonya GP’si, bu sene yayına en az çalışabildiğim yarışlardan birisi oldu. Siz F1 fanlarından geleni gerçekten yüzlerce tebrik ve iyi niyet mesajı için ise, önünüzde saygıyla eğiliyorum. Gerçek hayatta hiç tanımadığım, karşılaşmadığım insanlarla, bu tür bir bağ kurabilmek gerçekten müthiş bir duygu ve büyük bir şans. İşte ben de bu şansa layık olabilmek için, çok çalışmaya devam ediyorum.

Sırada Kore yayınları var, yine saatleri kurmanız gerekecek. Eğer erken kalkıp ekran başına geçerseniz, yarış sıkıcı olsa bile sizi ayık tutmak için elimden geleni yapacağım.

Sevgiler…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
14.10.2012 00:03:45
Ağzına sağlık sehan abi...:)Massa`ya bakaraktan Alonso`nun ne kadar değerli puanları kaybettiği ortaya çıkıyor... umarım Kore`de start anormal geçmez (hiç değilse Alonso açısından), Grosjean da amatörce hatalardan sıyrılır inşallah... En azndan Alonso`dan uzak dursun da...:)
 
12.11.2012 23:26:27
 
lamp83 s-sport