Beni hatırla
 

2010’da ‘Felipe, Fernando is faster than you’ vardı, geçen sene ‘I know what i’m doing’. Formula 1’e 2013’ten hatırlanacak telsiz mesajı ise ‘Multi 21’ olacak.

Sezonun ikinci yarışı Malezya GP’si, pist üstündeki mücadeleden çok takım içi savaşları ile dinlenen ve dinlenmeyen takım emirleriyle hatırlanacak. Gerçekten de sporun ve sporcuların tüm yönlerini bir kez daha gözler önüne seren bir yarışı izledik.

Malezya’nın Avustralya’ya göre, daha farklı geçmesi zaten bekleniyordu. Neredeyse her gün akşamüstü saatlerinde yağan yağmur bir yana; pistin karakteristiği ile lastikler açısından yol tutuş durumunun Albert Park’tan tamamen farklı olması, farklı bir mücadele izlememizi garanti ediyordu adeta. Lastikler açısından Avustralya’da ufalanma belirleyici problemken; Malezya’da ana sorun lastiklerin fiziksel olarak aşınmasıydı. Sıcak havada lastikleri ısıtamama problemi herkes için ortadan kalkarken, Malezya, güç dengelerini anlama açısından daha belirgin bir gösterge olacaktı.

Cuma antrenmanlarında ilk seansın ilk yarım saatinde piste çıkmayan pilotlar, ikinci seansın son yarım saatinde de yağmur yapınca toplamda bir saat zaman kaybetti. Bu nedenle Cumartesi antrenmanları normalden daha yoğun geçti. Antrenmanlar esnasında, seansın Türkiye’de çok erken saatlerde koşulmasına rağmen sizden gelen pek çok soru, yine beni mutlu etti.

Sıralama turları...

Sıralama turlarında, Williams’ın sorunlarının büyüklüğü daha ilk seansta anlaşıldı. İngiliz takımı 2011’e geri dönmüş gibi sanki. Marussia’nın yükselen yıldızı Jules Bianchi ile Bottas arasında sadece 0.2 saniye vardı. Sıralama turlarının ikinci bölümünde Di Resta ve Grosjean yağmura yakalanan pilotlar oldular. Neyse ki yağan yağmur, Malezya standartlarına göre çok yoğun değildi ve bu sayede bir gecikme yaşanmadan seans tamamlandı. 10 dakikalık Q3’ün sonuna doğru yağmur durduğu için, son anlarda gelen turlar daha iyi oldu ve Vettel sezona ikide iki yaparak başladı. Aslında son dakika içinde pole pozisyonu Hamilton-Alonso-Massa-Vettel arasında gidip geldi ve son sözü Vettel söyledi. Massa’nın üst üste dördüncü kez Alonso’yu sıralama turlarında geçmesi, Brezilyalı pilotun yükselen formunun bir göstergesi olurken; Red Bull’un Webber’de zamanlama hatası yapması, Avustralyalı’nın belki de ilk çizgiyi kaçırmasına neden oldu. Lotus ve Raikkonen sıralamada yine yedinci sırada kalsa da, Rosberg’i engellediği gerekçesiyle ceza alan Fin pilot, gridde 10. sıraya geriledi. Bu arada Avustralya’ya göre MP4-28’i daha alçak şekilde ayarlayabilen McLaren, en azından ilk ona girmeyi başardı.

Startta ön sıralar değişti...

Yarışın startına yaklaşık 35 dakika kala yağmur başladı. Özellikle pistin güney kısmı, 3 viraj ve 7-8. virajlar tamamen ıslanınca, gride geliş turlarında tam sekiz pilot pist dışına taştı. Startın yağmur lastikleri ile alınacağı açıktı. Çıkışta Vettel yerini koruyabilecek ivmeyi yakaladı. Üç yıl sonra ilk çizgiden kalkan Massa, ilk metrelerde biraz yavaş kalınca Alonso, ilk virajı ikinci sırada döndü. Bu arada genelde kalkışları kötü olan Webber, bu kez çok daha iyi bir çıkış yaptı. Alonso’nun ikinci virajda, Vettel’in beklemediği kadar yavaş kalmasıyla Red Bull´a arkadan tıklaması, İspanyol pilot için sonun başlangıcı oldu. Kırılan ön kanat ile ilk sektörde yola devam eden İspanyol pilot, takımın otomobilin çok fazla hız kaybetmediğini tespit etmesiyle ilk turun sonunda pite girmek yerine, yola devam etti. Üç dört tur içinde herkesin kuruyan zeminde slick lastiklere geçecek olması nedeniyle, takım pist üstünde kalmaya devam edip tek bir pitle hem lastikleri hem kanadı değiştirmeyi deneyecekti.

Ferrari´nin taktik hatası ve Alonso yarış dışı...

Ama evdeki (pit duvarındaki) hesap çarşıya (piste) uymadı ve start düzlüğünde artan aerodinamik yükle beraber kanat kırılıp otomobilin altına girince Alonso’nun yarışı ikinci turun başında bitti. Evet, ıslak olan pistte ortalama sürat düşüktü, ama Alonso’nun kanadı üç dört tur boyunca tamamen kırılmadan devam etse bile, İspanyol pilot yine en iyi ihtimalde orta sıralara gerileyecekti. Massa’nın kuru zemindeki hızına bakılırsa ilk tura pite girip kanat değiştirerek son sıraya düşen Alonso, yarışı beşinci sırada bitirebilirdi. Bu durumda Vettel ile arada 22 değil 12 puan olurdu şu an.

Aslında Ferrari’nin büyük bir taktik hatayla şampiyonluğu kaçırdığı 2010 Abu Dhabi’den bu yana, taktiksel anlamda bazen cesur davranamaması, bazense tamamen yanlış kararlar vermeleri, onlara çok şey kaybettirdi. Geçen sene İspanya, Monako, Kanada ve İngiltere yarışlarında pit duvarı yönetimi daha cesur davranabilse Alonso rahatlıkla üç galibiyet daha alabilir ve Alonso’ya ekstradan 28 puan kazandırabilirdi. İspanyol pilotun sene sonunda şampiyonluğu üç puanla kaçırdığını hatırlatmaya gerek yok.

Aslında ilk turun sonunda Vettel, tıpkı Avustralya gibi istediğini yakalamıştı. Öndeydi ve Alonso ile kapışırken zaman kaybeden Webber 3.5 saniye gerideydi. Yani ortada DRS tehdidi de yoktu. Vettel ve en hızlı otomobil RB9 ile galibiyetin arasına sadece lastikler girebilirdi. Az daha da öyle olacaktı.

Webber öne geçiyor...

Kurumaya başlayan zeminde Vettel, Hamilton ve Webber’den iki tur erken pite girince; Avustralyalı pilot liderliği kapmış oldu. 8. turdan itibaren Vettel’in önüne geçen Webber, bu noktadan sonra lastik kullanımı ve strateji anlamında mükemmel bir yarış çıkardı. Webber’in tek dezavantajı, Vettel’in fazladan bir set ‘sıfır orta hamura’ sahip oluşuydu. Farkı iki saniye civarında sabit tutan Mark, ikinci pite Vettel’den üç tur önce geldi. Vettel ikinci pitten sonra iki turda farkı iki saniye eritince, takım arkadaşına ne kadar saygı duyduğunu gösteren telsiz talebi tüm dünyadaki F1 izleyicilerinin salonunda yankılandı: ‘Mark çok yavaş, onu önümden çekin.’

Sanki takım arkadaşından değil de, tur bindireceği Van der Garde’den bahsediyor gibiydi. Oysa ki, yeni nesil Pirelli lastikleri nedeniyle tüm yarış boyunca lastikleri korumak için %80 tempo ile gittiklerini söyleyen ve bu durumdan nefret eden Webber, kendine yarışı kazandırabilecek taktiksel bir sürüş gerçekleştiriyordu. Webber, üçüncü kez pite gelmeden önce, Vettel’in mesajını takip eden dört turda da Vettel’den daha hızlı olarak takım arkadaşına adeta cevap verdi. Bu arada Webber, belki de Vettel’in kendilerinden önce pite giren Hamilton’ın arkasına düşmesi için kasten yavaş gidiyordu; bunu bilmek pek mümkün değil. Ama Avustralyalı’nın Vettel yerine Hamilton’ın ikinci olmasını tercih edeceğine hiç şüphe yok.

Üçüncü pit stoplar bittiğinde Webber teorik liderliğini korurken; Vettel, gerçekten de Hamilton’ın ardına düşmüştü. Bu sıralarda bir ara Button liderliğe yükselse de, gerçek mücadele Red Bull ve Hamilton arasındaydı. Vettel’in Hamilton’ı geçmesi tam yedi tur sürdü.

Red Bull´da kıyamet kopuyor...

Vettel sonunda önün boşalttığında fark 4.2 saniyeydi. Son pite Vettel, Webber’den bir tur önce geldi. Pite giriş turunda 0.9, toplam pit-stop zamanı ve piste çıkış turunda 2.2 saniye kazanan Vettel, Webber pitten çıktığında kendisini onun yanında buldu. Ve işte bu noktadan sonra Red Bull kampı, fırtınanın ortasında kaldı. Tüm dünyadaki F1 fanları iki tur boyunca, aynı otomobille yarışan ve birbirlerine güvenmeyen iki takım arkadaşının, liderlik için, yarış zaferi için, 25 puan için santimlerle ölçülen mesafelerdeki kapışmasını izlediler. Ben de bu anları anlatmaktan büyük keyif aldım. Webber çok sert savunma yaptı, hatta start düzlüğünde Vettel’i duvara doğru da sıkıştırdı. Ama sonunda Vettel istediğini almayı başardı ve ilk sıraya yükseldi. Bu noktadan sonra Webber, mücadeleyi bıraktı ve Vettel rahat şekilde zafere ulaştı. Ancak asıl kıyamet yarıştan sonra koptu. Podyum öncesinde çok kızgın olan Webber, Vettel’e ‘Multi
21’ dedi iki kez. Bu Red Bull’un telsiz sisteminde ‘2 numara 1 numaranın önünde kalsın’ anlamını taşıyan, artık yarışmayı bırakmalarını söyleyen, kısaca yerinizi koruyun diyen bir mesajdı.

Bu mesajın tam anlamıyla ne zaman verildiği bilinmiyor. Takım son pit-stopların ardından mesaj verildi dese de, Webber pitten çıkar çık maz Vettel’i yanında bulduğu ve ikili, bir sektör boyunca yan yana gittiğine göre, o sırada telsizden bu mesajın verilme ihtimali yok. Zaten Vettel, mesajı dinlemediğine göre, zamanlamanın çok fazla önemi de yok. Webber öylesine kızgındı ki, takıma podyuma çıkmayacağını söylese de, çok büyük cezalar gelebileceği için Avustralyalı pilot seremoniye katıldı. Ancak Martin Brundle’ın yaptığı röportajda ‘Takımın yarışın bittiğini söylediğini, motorun gücünü düşürdüğünü, mücadeleyi bıraktığını ve finişe gelmeleri gerektiğini, ancak Vettel’in kendi kararını verdiğini ve takım tarafından her zamanki gibi korunacağını’ (burada ‘her zamanki’ vurgusuna dikkat) söyledikten sonra Vettel’in ‘hızlı bir seyyar satıcı’ olduğunu dile getirdi.

Vettel ile hem basın toplantısında hem de kendi yaptığı açıklamalarda ‘bir hata yaptığını, mesajı anlamadığını, kasıtlı olarak Webber’i geçmediğini, çuvalladığını, zamanı geri döndürme şansı olsa aynı şeyi bir daha yapmayacağını, Webber ve tüm takımdan özür dilediğini’ söyleyecekti.

Vettel gerçekte ne yaptı?

Aslında olan biten şuydu; Vettel mesaj gayet net şekilde anlamıştı. Fakat bazı büyük şampiyonların (Schumacher, Senna, Piquet, Lauda vb) içinde de görülmüş olan acımasız canavar, her şeyin ötesine geçen kazanma ve rakibini yok etme içgüdüsü kontrolü ele almıştı. En büyük rakibi olarak gördüğü Alonso’nun puan alamadığı bir yarışta elde edilecek ekstra yedi puan, ona sene sonunda büyük bir avantaj getirebilirdi. Üç kez dünya şampiyonu olarak takımın arkasında olduğunu, kendisini en fazla kınanacağını, basının üstüne geleceğini, ama ekstra yedi puan için bunları göze alabileceğini düşünmüştü.

Peki ama Red Bull, neden Vettel’e yerini geri vermesini söylemedi? Yaşananlar karşısında kontrolü kaybetmiş gibi gözüken Horner ‘Vettel’in geçişi kasıtlı yapmadığına inanmıyorum. Yerini geri ver desek, zaten bizi dinlemezdi’ diyecekti. Bu sözlerin ardından pek çok F1 yorumcusu, Red Bull Racing yarış takımını sanıldığı gibi Christian Horner’ın değil; büyük patronlar Mateschitz ve M
arko’nun desteğini arkasına alan Vettel’in yönettiğini söyleyecekti. Vettel, kendisini takımın üstünde gördüğünü, kişisel çıkarlarını takımın çıkarlarının ötesine koyduğunu ve işine gelmezse takımı dinlemeyeceğini açıkça ortaya koymuş oldu.

Düşünün, bu yarışı Vettel-Webber yerine Webber-Vettel şeklinde bitseydi; Vettel ile Webber aynı puanda olacak (şu an araları 14 puan) ve galibiyet fazlasıyla Webber şampiyonada liderliğe yükselecekti. Otomobilin dışındayken alçak gönüllü, sempatik espri yapmayı seven, ulaşılabilir  bir şampiyon olan Vettel; kaskı taktıktan tıpkı diğer şampiyonlar (ve belki de diğer tüm yarış pilotları gibi) gibi acımasız bir sporcuya dönüşmesi gayet normal bir şey bana göre. Ama bu yarış Vettel’in, başarı için tıpkı Schumacher’in zaman zaman yaptığı gibi sportmenliği ve etik değerleri bir kenara koyabileceğini gösterdi. Bence Vettel’in F1 kamuoyundaki imajı açısından, Malezya 2013 bir dönüm noktası olacak. Tabi Vettel sene sonunda üst üste dördüncü şampiyonluğunu yedi puandan az bir farkla kazanırsa, geriye dönüp Malezya hamlesini iyi ki yaptığını düşünecektir.
 

Takım mı, pilot mu?

Formula 1, bir takım sporudur. Evet, her pilot önce kendisi için yarışır; ama bütün takımlarda her zaman için takımın başarısı, pilotun başarısından önce gelir. Yumurta ve tavuk olayı gibi, ‘Pilot başarılı olmazsa, takım başarılı olamaz’ diyebilirsiniz. Bu doğru. Ama daha önce defalarca gördüğümüz gibi, takım yönetimi açısından, takımın çıkarları, pilotların bireysel çıkarlarından her zaman daha önde gelir. Ortada bu kadar büyük paraların, unvanların döndüğü bir çevrede, takımın kendi çıkarlarına göre hareket etmesi son derece doğaldır ve hiçbir takım 43 puanı riske atmak istemez. Bu her zaman böyle olmuştur ve biz ne kadar bunu beğenmesek de, pilotların mücadeleyi bırakması hoşumuza gitmese de, böyle olmaya devam edecektir. 

Öte yandan insanlar, Formula 1’i en hızlı pilot-otomobil kombinasyonun kim olduğunu bulmak, pist üstünde çekişme izlemek, her spor müsabakasında olduğu gibi bir heyecan yaşamak için seyrederler. Dolayısıyla kazanana, pit duvarındaki bir takım patronunun karar vermesi, hiçbir fanın hoşuna giden bir durum değil.

Birbirine tamamen zıt olan bu iki durumun, çakıştığı hallerde ortaya böyle tatsız bir tablo çıkıyor. Bu site ve Facebook sayfamda yaptığım ‘Kendinizi Vettel´in yerine koyun. Malezya’da ´yerinizi koruyun´ takım emrinden sonra ne yapardınız?’ anketinde oy kullanan 440 kişiden 233’ü (%53’ü) yerini koruyacağını, 135’i (%30’u) telsizden kararı değiştirmeye çalışacağını ve 72’si (%17’si) Webber’i geçeceğini belirtti. Yani siz F1 seyircilerinin %83’üne göre Vettel’in yaptığı yanlış. Ben de Vettel’in bunu neden yaptığını gayet iyi anlayabilsem de, takım emrine uymamasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Yukarıda saydığım Schumacher, Senna, Piquet gibi isimler yarıştıkları takımları istedikleri gibi yönlendirseler de; bilindiği kadarıyla yarış içindeki bir takım emrine karşı gelmediler.
 

Mercedes, benzer durumu daha iyi idare etti...

Aslında Mercedes’te, Ross Brawn-Hamilton-Rosberg üçlüsü benzer bir durumun nasıl yönetileceğini gösterdi. Günün en hızlı ikinci otomoili olan W04 ile Hamilton yarışın başlarında Red Bull’la teması kaybetmemek için hem gereğinden fazla benzin harcamış, hem de lastik kullanımı açısından hedefin gerisinde kalmıştı. Dolayısıyla son turlara girilirken Rosberg, hem daha fazla benzine hem de daha yeni lastiklere sahipti. İki takım arkadaşı iki tur içinde dört kez yer değiştirdikten sonra Ross Brawn olaya müdahale etti ve pilotların yerlerini korumalarını istedi. Rosberg bu karara karşı çıksa da, Brawn’ın otoritesi galip geldi. Hamilton da üçüncülüğü Rosberg’in daha çok hak ettiğini belirtti. Aslında Malezya’nın podyumu, tüm zamanlarn en mutsuz podyumlarından birisiydi.

Diğerleri...

Ferrari’de form grafiğini sürdüren Massa, yağmur lastiklerini çabuk parçalayıp pite girince dokuzuncu tur sonunda Webber’in 22.6 saniye gerisindeydi. Massa finişeyse Vettel’in 25.6 saniye ardından geldi. Yani tüm yarış boyunca trafikle boğuşmasına (ve bu nedenle lastiklerin çabuk aşınmasına karşın) Massa Red Bull ile aynı tempoyu tutturmuştu. Ayrıca Breizlyalı pilotun lastiklerin dayanmayacaını görüp 10 tur kala pite gelmesi, kendisine Lotus’ları geçme şansını getirdi. Yarış boyunca trafikte kalan ve bu nedenle istediği tempoyu yakalamayana Lotus pilotları finişe 6 ve 7. sırada geldiler. Lotus, yine çoğunluktan bir kez daha az pite girerek (üç pit-stop) yarışı bitirdi. Ama hız anlamında Avustralya’ya yaklaşılamadı.

Sauber’de Hulkenberg’in, Raikkonen ile verdiği savaş iyiydi. McLaren’de Button, pit hatasıyla muhtemel beşinciliği kaçırırken, Perez en azından takımın puan serisinin sürmesini sağladı. Ama İngiliz takımı, ilk iki yarışın ardından Sauber’in ardında ve yedinci sırada. Vergne, Toro Rosso’ya sezonun ilk puanlarını getirdi. 



Pit hataları art arda geldi...

Malezya’da pit-stop hataları da yarışa damgasını vurdu. Ferrari’nin Alonso’yu pite almaması, Hamilton’ın yanlışlıkla McLaren pitine girmesi, Force India’nın janta entegre bijonlarının sıcakten genleşmesi ve takımın yarışının berbat olması, Button’ın pitinde yeşil ışığın yanlışıkla 0.12 saniye yanmasıyla yola çıkan İngiliz pilotun sağ ön lastiğini takılamaması, Toro Rosso’nn Vergne’i Pic’in üstüne çıkarmasıyla iki pilotun çarpışması; bu sene her piti üç saniyenin altında gerçekleşemeye çalışan pit ekiplerin ne kadar baskı altında olduğunu gösteriyordu.

Yazı çok uzun oldu, ama son olarak kendimden de bahsedeyim. Avustralya’nın aksine bu haftaki yayınlarımdan memnun kaldım. Aklımda kalan önemli bir hatam yok. Umarım siz de, ortaya çıkan ürünü beğenmişsinizdir. Çin yayınlarında görüşürüz…

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
30.03.2013 21:27:39
Hakkinen`in yarıştığı dönem boyunca hiç böyle bir olayını hatırlamıyorum. Hernzaman takım arkadaşıyla arası iyiydi ve saygısızlık yapmadı. Aynı şekilde Raikkonen`in de. Ama Schumacher`in yaptıkları dün gibi aklımda. İşte bu yüzden Hakkinenciydim, işte bu yüzden Raikkonenciyim.
 
30.03.2013 21:59:30
Sonunda geldi beklenen yazı , beklediğimize her zmana ki gibi değmiş , çok keyif aldım okurken.. yayınlara zaten biz asla eksik kötü vs gözüyle bakmıyoruz senin olduğun her yayın 110 güzeldir.. SerhanAcar4Eva.. Teşekkürler bu keyifli yazı için..
 
30.03.2013 21:59:39
bütün bu takım içi çatışmaların yanında hamilton`ın mclaren pit alanına girişi gerçekten çok hoştu :)
 
31.03.2013 04:06:40
Güzel bir yazı olmuş... Uzun ama zevk veren bir yazı :) Okumaktan büyük keyif aldım teşekkürler...
 
31.03.2013 14:52:51
Alonso çok iyi kalkan bi pilot bu konuda ki en iyi pilot diyebilirz. malezyadada çok iyi kalktı takım arkadaşını geçti yarış dışı kalmasa en kötü 2. olacağını düşünüyodum ama olmadı sağlık olsun .bu arada geçen sezonun en iyi pilotu seçilmiş :)haklı olarak .her zaman söylerim 1.ALONSO 2. KİMİ 3. VETTEL
 
5.04.2013 16:36:39
yazı ,bence yarışı çok iyi özetlemişti.en önemli noktasıda vettelin alonsoyu rakip görmesi,ve daha çok puan alabilmek için takım emrine uymaması.tersi sanırım 2 - 3 yıl önce ingilterede olmuştu weber çok son turlara vettelden daha hızlı girmişti fakat o anda yerlerini korumaları emri gelince o şekilde yarış noktalanmıştı.bence vettel redbulda olduğu sürece weberden ziyade kendine kesinlikle 2.pilot olarak görebilecek bir pilota ihtiyaçları var.hamilton herşeye rağmen mclarenin önünde olarak 1 ) nekadar iyi pilot olduğunu 2 ) tüm risklerine rağmen kararının doğruluğunu göstermiştir.
 
14.04.2013 23:37:31
Güzel yazı olmuş. Tebrikler Sayın Acar. Sonuçta bu pilotlara maaşlarını takım ödüyor, onların sözlerini dinlemek zorundalar. Bu arada, arkadaşın yaptığı sıralamaya pek katılmıyorum. Hamilton gibi bir pilot varken, Vettel ilk üçe giremez. :)
 
lamp83 s-sport