Beni hatırla
 



Mercedes sezonun ikinci zaferini Lewis Hamilton’un ellerinden alırken, Gümüş Oklar 59 sene sonra ilk defa bir yarıştan ilk iki sırayı alarak ayrıldı.

Sezonun ikinci yarışı olan Malezya GP’sinin rolü aslında her sene aynı; hafta sonunun herhangi bir yerinde yağmurun müdahale etmesi ve Melbourne’e oranla güç dengeleri hakkında daha fazla fikir vermesi. Kuala Lumpur’un meşhur yağmuru Pazar günü gelmese de, pist üstünde düşen iki görevi de yapmış oldu.

Avustralya’dan sonra daha normal bir pistte, güç dengelerinin nasıl ortaya çıkacağını herkes merak ediyordu. Acaba Mercedes, gerçekten de tur başına 1 saniye daha mı hızlıydı herkesten? Red Bull’un toparlanmasının ne kadarı gerçekti? Ferrari bu iki takıma ne kadar uzaktı? McLaren’in takımlar şampiyonası liderliği bir illüzyon muydu? Tüm bu sorulara biraz daha net cevaplar alabildik bu hafta sonu.



Hamilton’ın keşfi…

Antrenmanlarda Gümüş Oklar’ın büyük üstünlüğü vardı. Hamilton ve Rosberg üç seansı da zirvede noktaladılar. Ferrari’den Raikkonen, Avustralya’ya göre otomobilin içinde daha rahattı ve bu da performansına yansıdı; en azından üçüncü antrenmanın sonuna kadar. Uzun seri halinde atılan turlarda Mercedes’in Red Bull ile arasındaki fark çeyrek saniye, Ferrari ile olan fark 0.8 saniye civarında hesaplandı. Ancak Mercedes’in Cuma günü ciddi arka lastik aşındırma sorunları baş gösterdi, hatta akıllara 2013’ün benzeri yaşanır mı sorusu da geldi.

İki gün sonra yarışı kazanacak olan Hamilton için Cuma günü çok kritik bir öğrenme süreci oldu. Takım arkadaşı Rosberg’in aynı benzin miktarıyla, bir pit-stopa kadar gidilen bölümde neredeyse bir tur daha fazla atabildiğini gören Hamilton; telemetre verilerini inceleyerek hangi virajlarda daha fazla momentum koruyabileceğini (dolayısıyla daha az benzin yakabileceğini) keşfetti. Yarıştaki zafer için bu kritik bir keşif olacaktı.

Bu kadar baskın olmasa da, F1 tarihinde az benzin yakmak (dolayısıyla daha hafifi yarışmak) her zaman başarının anahtarlarından birisi oldu ancak Formula 1’in yeni formülünde, bu etken daha da fazla öne çıkıyor.

Bu arada antrenmanda Lotus ile beraber Kobayashi, yine kabusu yaşadı.




Yağmur ve bekleme…


Sıralama turlarından yaklaşık 45 dakika evvel yağmaya başlayan yağmur, seansın zamanında başlayamayacağının göstergesiydi. FIA bu tür durumlarda her zaman yaptığı gibi, 15’er dakikalık periyotlarla pisti denetledi ve şartların iyileşmesini bekledi. Seans, sonunda 50 dakikalık bir gecikmeyle başlamış oldu. Böylece ben de, sezonun ilk fazla mesaisini yapmış oldum. Daha önce defalarca dile getirdim; bu tür durumlarda önceden dersine çalışmış olmak gerekiyor, bomboş bir pistte sizleri ekran başında tutabilmek için. Bu esnada ekrana gelen ve futbolcu olduğunu bir yerlerden gözümün ısırdığı Real Madrid yıldızı Salgado’ya Milan’dan Mexes demem; tamamen yönetmenimden aldığım yanlış bilginin sonucu olsa da, bunun için özür dilemeliyim. Ama bu hatadan da gereken dersi çıkardım. 




Sıralama turları koşulmaya başlandığında, aslında son ona kadar büyük bir sürpriz yaşanmadı. Avustralya’daki hıza ulaşamayan McLaren hem Q1’de hem de Q3’te diğerlerinden farklı yağmur lastiği seçerek kumar oynasa da, iki bölümde de bu kumar tutmadı.

Yağmur bir bakıma Mercedes’in avantajını azaltmış oldu ama Hamilton, iyi bir turla sezonun ikinci polüne imza attı. Tabii Vettel ile fark, kuru zeminde olabileceğinden çok daha azdı. Rosberg bir kez daha takım arkadaşının gerisinde kaldı. Son bölümde başarılı sayılabilecek pilotlardan birisi Alonso idi. Ferrari pilotunun, Q2’de Kvyat ile çarpışmasının ardından kırılan rot kolu, mekanikerler tarafından o kadar çabuk değiştirildi ki, Alonso neredeyse hiçbir şey kaybetmeden seanslara devam etti. Ricciardo, Avustralya kadar hızlı olamasa da, yağmurda antrenmana göre yavaş kalan Raikkonen’i geride bıraktı. Onları yine iyi iş çıkartan Force India’dan Hulkenberg ile Q2’de pist dışına çıkarak difüzörüne hasar veren Vergne ve lastik kumarı tutmayan  Button izledi.





Start ve sıkıştırma..

F1 takımlarının ne kadar çabuk geliştiğinin bir kanıtı olarak (daha gride gelirken vites kutusu boşa geçmeye devam eden Perez hariç) herkes sorunsuz şekilde start aldı. Hamilton iyi bir çıkışla 660 metrelik düzlüğü lider olarak geçti. Rosberg çabuk ivmelenince, Vettel kendisini duvara kadar sıkıştırsa da, geçebileceği boşluğu yakalamış oldu. Rosberg ile uğraşan Vettel, bu arada dışarıdan yanına gelen Ricciardo’ya ikinci virajda pes etti. Üçüncü virajda hızlanırken hafif bir şekilde yanlayan Rosberg, iki Red Bull’un ağır taarruzu altında dördüncü viraja gelse de, yerini korumayı başardı. Bu esnada hem Red Bull, hem de Ferrari pilotları yan yanaydı.  İlk turda Magnussen’in çatlak hatası yaparak Raikkonen’in sağ arka lastiğini biçmesi, Fin pilotun yarışını bitirdi ve Magnussen’e de hasarlı bir ön kanatla beş saniye dur kalk cezası getirdi. Hamilton’ın ilk turu iki saniye farkla lider geçmesi, herhalde size tanıdık gelmiştir.

İlk bölümde Hamilton rahatlıyor..

Yarışın lideri, her şeyi saat gibi çalışan Mercedes ile lastikleri koruyarak aratyı açmaya başladı. Bu sene aerodinamik paketi iyi olan otomobiller, lastikleri ideal ısıda tutuyor, bu sayede frenlemede daha fazla enerji kazanıyor ve bu enerjiyi kullanarak daha az benzinle daha hızlı gidebiliyor. Yani hızlı olan bir otomobil, daha da hızlı hale geliyor. Hamilton’ın yukarıda bahsettiğim Cuma günkü keşfi, takım arkadaşı Rosberg’ten daha az benzin harcamasına rağmen, arayı açmasını sağladı. İngiliz pilot, artık takıma tamamen adapte olmuş durumda, frenlerden ve genel olarak şasiden istediği his ile tepkileri alabileceği bir otomobili yaratmış oldu. Bur rahatlık, onun performansına da yansıyor.



İlk pite kadar olan bölümde, Hamilton kendisini rahatlatacak farkı yarattı Rosberg ise Ricciardo’yu geçip arkasına gelen Vettel ile istediği kadar açamadı arayı.

Bu seneki sistemde, pit-stoplardan önce olabildiği kadar fazla enerji depolayarak, rakiplerden daha hızlı bir giriş (pite sonradan giriyorsanız) veya çıkış (pite ilk olarak geliyorsanız) turu atmak büyük önem taşıyor. İlk pit-stopları Alonso başlattı ve İspanyol pilotun hemen ardından sırasıyla Ricciardo, Vettel, Rosberg ve Hamilton’ı gördük. Burada Lewis’in pitten çıkış turu, her iki Red Bull’dan d 1.2, Rosberg’ten 0.5 sn daha hızlıydı. Böylece İngiliz pilot, pitlerin ardından 8.5 saniyelik bir farka ulaştı.

İlk rauntta, Button’ın tehdit olamayacağını anlayan Force India, Hulkenberg’i iki pitle finişe getirmeyi ve böylece Alonso’yu geçmeyi denemeye karar verdi. Button ise takım içi savaşa tutuşan Massa ile Hulkenberg’i maskeliyordu.





Yarışın başlarında Magnussen’i geçemeyen Massa, kendisinden daha hızlı olduğunu ve önün kapadığını takıma bildiren Bottas’ın bu yorumuna cevap olarak ‘hızlıysa beni geçsin, benim tempom ondan daha iyi’ diye cevap verdi. Bu yarışın sonlarındaki tartışmanın da başlangıcı olacaktı.

Mercedes’te işler yolunda…

Belirttiğim avantajlarla yarışa devam eden Hamilton, sorunsuz pit-stoplara otomobili de kollayarak rahat şekilde yarışı götürdü ve kazandı. İngiliz pilot, bazı virajlarda daha fazla hız taşıyarak sakladığı benzini, son bölümde rahata harcayarak en hızlı turu da elde etti. Tüm yarış boyunca da lider giden Hamilton, Malezya’yı ilk defa kazanırken kariyerinde bir ilki de gerçekleştirmiş oldu. Takım arkadaşı Rosberg, Mercedes’in istediği kadar farkı üç pit-stopundan önce de açamadı. Buna rağen Vettel, kendisine atak yapacak kadar yaklaşamayınca Rosberg, aldığı 18 puanla şampiyonadaki liderliğini pekiştirmiş oldu.



Vettel, ilk yarışlarda finişe ulaşması bile zor olur denen RB10 ile, podyuma çıkarak şampiyon takımın ne kadar büyük adımlar attığını gösterdi. Şu anda genel kanı Mercedes’in Ferrari’den 40, Renault’dan yaklaşık 80 beygir daha kuvvetli bir güç ünitesine sahip olduğu yönünde. Şu bir gerçek ki (bunu Hamilton da dile getirdi) Renault bu performans farkını kaparsa, aerodinamik anlamında çok iyi olan Red Bull yarışlar kazanmaya başlar; hem de beklenenden çok daha önce.

Bahtsız bedevi Ricciardo…

Ama Vettel’in aksine, Riccardo sanki koltuğuna oturduğu Webber’in şanssızlığını da devralmış gibiydi. Melbourne’de çok iy yarışarak kazandığı podyum, ihraç kararıyla elinden alınan Ricciardo, düzgün takılamayan sol ön lastikle pit yolunda durdu; otomobil geri itildi (bu sırada muhtemelen ön kanada hasar verildi), bir tur kayıpla yarışa dönen Ricciardo, aynı turda kırılan ön kanadı ve hasar alan lastğiyle bir kez daha pite geldi, devamında 10 saniye dur-kalk cezası ve Bahreyn için otomatik bir 10 sıra geriye düşme cezası aldı. Yani muhtemel bir dördüncülük, birkaç dakika içinde kabusa dönüştü. Red Bull da ona yeni, bir vites kutusu takabilmek için otomobili yarıştan çekti. 





Arkada da Ferrari, Hulkenberg’in iki pit yapacağını anlayınca sert lastiği Alonso’ya üçüncü bölüm için taktı. Böylece çifte dünya şampiyonu, son bölümde yeni ve yumuşak lastiklerle Hulkenberg’e saldırabilecekti. Gerçekten de öyle oldu ve Alonso kısa sürede 14 saniye farkı kapatıp, Force India’yı geçerek alabileceği maksimum puanı (dördüncülük) aldı. Hulkenberg’i Force India’yı bir kez daha ederinden daha yukarılarda finişe getirdi.

Massa için deja-vu…

Sonlara doğru Button’ı kovalarken, Bottas aynasında dans eden Massa’ya, F1 seyreden herkesin ezberlediği talimat verildi ‘Bottas (eskiden Alonso idi) senden daha hızlı, ona yol vermen lazım’. Ama Massa, bu kez olmaz dedi, yarış içinde ikinci kez takım emrini dinlememiş oldu ve finişe kadar Bottas’a geçit vermedi.  Takım Bottas’ın belki Button’ı geçebileceğini düşünmüştü. Bu olay, ikili arasında sezon başında yaşanan bir kırılma noktası olabilir. Neticede her takım, daha hızlı olan pilotun öne geçerek rakip otomobili zorlamasını ister. Bottas belki Massa’yı geçse, Button’ı zorlayabilirdi. Yarışın başında yaptığı hatadan ders aldığını söyleyen Magnussen dokuzuncu,  Toro Rosso’nun yıldız çaylağı Kvyat ise onuncu olarak takımlarına puan kazandırdı. Sonunda finiş görmeyi başaran Lotus ile Grosjean, puana iki saniye kadar yaklaştı. Bu arada arkasındaki Raikkonen ile olan çekişmesi, akıllara 2013 sezonunu getirdi.





Malezya genel olarak durağan bir yarış oldu. Ama takımlar, bu yeni formüle göre nasıl yarışacaklarını keşfetmeye başladılar. Kendi açımdan, iki gün boyunca yaptığım yayınlardan memnunum. Cumartesi günü sesimi daha temkinli kullandım (hala tam anlamıyla problemim geçmemişti); ama Pazar günü yarışı her zamanki gibi götürdüm. Ancak özellikle hafta sonuna doğru ‘ya sesim bu hafta da giderse?’ stresini yaşadığımı itiraf etmeliyim.

Sırada ilk kez gece yarışılacak olan Bahreyn var. Artık çölde yarışılma ilginçliğini kaybetmiş olan Sakhir pistinde, bence gece daha keyifli bir yarı bizleri bekliyor.

Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport